Yusuf Kaplan

Yazarlar

Türkiye, en temel sorunlarıyla yüzleşebilmiş değil henüz. Değil; çünkü iki asırdır iliklerimize kadar yaşadığımız medeniyet krizinin yol açtığı zihnî, kültürel, sosyal ve ahlâkî sarsıntıyı henüz bırakın aşabilmeyi, görebilmiş bile değiliz.
Şunu bilelim öncelikle: Türkiye’de, son çeyrek asırda, medyanın yaptığı tahribat, Kemalist devrimlerin yaptığı yıkımdan kat be kat fazla!
Medya, kitlelere, doğrudan değil, dolaylı olarak hitap ettiği için, dışarıdan değil içeriden bir saldırı biçimi üretiyor: Zihinlerimizi delik deşik ediyor: Fiîlî olarak Batılılar tarafından sömürgeleştirilemeyen toplumumuzu zihnî olarak sömürgeleştiriyor.
Aynı gözlemler, eğitim sistemi ve kültür dünyası için de geçerli: Türkiye’deki eğitim sistemi, sömürgeci bir eğitim sistemi. Kültür rejimi, yabancılaştırıcı, değerlerimizi çözücü, silip süpürücü, mankurtlaştırıcı bir kültür rejimi.

VAROLUŞSAL BİR SORUN!
Türkiye’nin henüz konuşmadığı ama bir gün mutlaka konuşmak zorunda olduğu en temel sorunu, eğitim sorunudur. Eğitim sorunu, bizim en temel varoluşsal sorunumuzdur.
Türkiye’de her alanda olduğu gibi, öncelikli olarak eğitim alanında, sömürgeci bir zihin yapısı, perspektif ve müfredat hakimdir ve bu sömürgeci kafa, eğitimde de, medyada da, kültür, sanat ve düşünce hayatında da Batılılar tarafından fiilen sömürgeleştirilemeyen Türkiye’yi, zihnen sömürgeleştiriyor.
Eğitim, kültür, düşünce, sanat ve medya hayatına hükmeden Arşimet noktasını yitirmiş, pergelini şaşırmış bu sömürgeleşmiş entelijansiya, bizim ruhköklerimizi yerle bir ediyor, çocuklarımızı yabancılaştırıyor, burada sadece Batı kültürünün acentalığını yaptığı için bizi zihnen sömürge ülkesi haline getiriyor. Bu ülkeyi Batı kültürünün posası çıkmış sığ, yoz ve çözücü ürünlerinin tepe tepe tüketildiği bir arenaya dönüştürüyor. Kaygan zeminlerde sürgit patinaj yapmaktan başka bir şey yapamıyoruz bu nedenle…
Sonuçta yaratıcı yeteneklerimizi yok ediyor eğitim sistemi de, kültür dünyası da, medya rejimi de. Kendi medeniyet dinamiklerimiz üzerinden gerçekleştirebileceğimiz bütün entelektüel, kültürel ve sanatsal atılımların önüne de set çekmiş oluyor böylelikle.
Dünya tarihinin akışının değiştirilmesinde kilit rol oynamış, Selçuklu ve Osmanlı medeniyet tecrübelerinin çocukları, neden kendi medeniyet dinamiklerinden uzaklaştırılan, kendi-kendini sömürgeleştiren bir eğitim sistemine, kültür dünyasına ve medya rejimine mahkûm edilir ki?

KÖKLÜ BİR EĞİTİM SİSTEMİ ŞART
Şunu iyi bilelim: Türkiye’de yeni Gazâlî’ler, yeni Yunus’lar, yeni Sinan’lar, yeni Itrîler, yeni İmam-ı Â’zam’lar yetiştirecek, kendi derin ve zengin medeniyet dinamiklerimiz doğrultusunda kurulacak, dünyanın ufkuna öncü kişiler, çığır açıcı düşünürler, sanatçılar sunabilecek kaliberede bir eğitim sistemi inşa edemezsek, yokoluruz.
Bu konuda, ilgilerin kayıtsızlıkları, kıllarını bile kıpırdatmıyor olmaları oldukça tedirgin edici!
Oysa medyada, kültür dünyasında ve eğitim sisteminde çocuklarımızı kaybolmaktan, mankurtlaşmaktan, kendi değerlerimize yabancılaşmaktan kurtaracak devrim niteliğinde adımlar atmak zorundayız.
Bu ülkeden, bu topraklardan bir Descartes, bir Kant, bir Mahler, bir Mozart, bir Schopenhauer çıkmaz, çıkaramayız. Bu eşyanın tabiatına aykırı bir şey olur.
Kaldı ki, bizim böyle bir derdimiz de olamaz. Biz âlim, ârif ve hakîm şahsiyetlerini yeniden varedecek, bizim yukarıda isimlerini zikrettiğim müslüman öncü, kurucu ve çağ açıcı şahsiyetlere ihtiyacımız var.
Biz kendi öncü şahsiyetlerimizi çıkarabilecek köklü bir eğitim sistemine kavuştuktan sonra başka medeniyetlerin öncü kişiliklerini de inceler, tartışır ve aşacak derinlikli entelektüel yolculuklar yaparız zaten. Tıpkı dün olduğu gibi.
Ama önce kendi çocuklarımızı kurtaracak, kendi geleceğimizi kuracak köklü bir medeniyet tasavvuruna ve bu medeniyet tasavvuru ekseninde hayat bulacak kalıcı, zihin açıcı, düşünmeye kışkırtıcı esaslı bir eğitim, medya ve kültür rejimine ihtiyacımız var.
Asıl meselemiz budur. Varoluşsal bir meseledir bu. Bu varoluşsal meseleyi ıskalarsak, tarih de bizi ıskalar ve ıskartaya çıkarır.
ÇOK GEÇ KALDIK! TARİHTE TATİLE SON VERİP TARİH YAPMANIN YOLLARINI ARAŞTIRMALIYIZ!
Özetle, Türkiye, niceliksel olarak gelişiyor ama niteliksel olarak yerinde sayıyor. Eğer, önümüzdeki on yıllık süreçte, eğitimde, kültürde ve medyada devrim niteliğinde atılımlar gerçekleştiremezsek, bu ülke varlığını bile sürdürmekte zorlanabilir.
Altını çizerek tekrar ediyorum: Türkiye’nin en temel sorunu, eğitim sorunudur.
Ayrıca burada bir başka hayatî nokta da şudur: Çağımızda, eğitim sorununu, medya sorunundan ve kültür sorunundan bağımsız düşünmek ve ele almak, düşmekle ve yolda kalmakla sonuçlanır.
O yüzden, eğitimde, kültürde ve medyada gerçekleştirilecek atılımların, bir toplumu ve medeniyeti vareden, idame ettiren ve sıçrama yapabilecek noktalara getiren olmazsa olmaz üç temel sütunun muhkem bir şekilde hayata ve harekete geçirilmesi kaçınılmazdır.
Üç büyük devrime ihtiyacımız var âcilen! Çok geç kaldık! Ve fazlasıyla rahata daldık!
Böyle giderse, “sınıfta kalırız”, tarihte tatilden çıkıp da aslâ tarih yapamayız!

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Yazarlar

Rahmete Vesîle Olmak Ya Da Sığınmacıya Destek

Yediulya9 Haziran 2017

Teveccüh Ölçütleri

Yediulya9 Haziran 2017

Mektûbât-ı Es’ad-ı Erbilî (ks) (30. Mektup)

Yediulya9 Haziran 2017

Mektûbât-ı Es’ad-ı Erbilî (ks) (29. Mektup)

Yediulya8 Haziran 2017

Bir Allah Dostundan Çizgiler

Yediulya8 Haziran 2017

Yûnus Emre’nin Tapduk Emre’de Gördüğü Dost Yüzü

Yediulya8 Haziran 2017

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya