Yusuf Kaplan

Yazarlar

“Geçmiş”le ilgilenmez tarih, gelecekle ilgilenir. Geçmişle biz ilgileniriz, geleceğin tarihini “yapmak” için. O yüzden, tarihi, “geçmiş” olarak görenler, geçmişte kalmaktan kurtulamazlar ve geleceğe bakacak, geleceği “yapacak” bir tarih, bir tarihî derinlik bulamazlar önlerinde.
Medeniyetimizin ve bütün medeniyetlerin gelmiş geçmiş en büyük çığır ve ufuk açıcı tarihçilerinden İbn Haldun, “geçmiş ile gelecek, suyun suya benzediği kadar birbirine benzer.” demişti.
Geçmiş de, gelecek de geçicidir; izafî kavramlar ve durumlardır.
Aslolan biziz; yükümlülük bize yüklenmiştir; herkes kendi yükümlülüğünü yerine getirmekle mükelleftir.
Bu açıdan bakıldığında, geçmişe de, geleceğe de anlam katan, ruh katan “özne”ler olarak; (aksi takdirde, geçmiş tarafından da, gelecek tarafından yutulan “nesne”ler olarak donakalan ve tarihi durduran) geçmişin tarihini de, geleceğin tarihini de “yapan” insanlar olarak biziz.
Suyu aziz kılan şey, hayatımıza hayat katıyor olmasıdır. Eğer tarih hayatımıza hayat katabiliyorsa, su kadar azizdir.
Tarihin hayatımıza hayat katabiliyor olması, bizim geçmiş’in, şimdi’nin ve geleceğin tarihine girebiliyor olmamıza, tarihte yaşayabilme, varolabilme iradesi gösterebiliyor olmamıza bağlıdır.
Şu ya da bu şekilde yaşıyor olabiliriz; ama aslolan tarihi yapan olarak mı, yoksa tarihte tatil yapan olarak mı yaşıyor olduğumuz sorusudur.
Eğer tarihte tatil yapan olarak yaşıyorsak, tarihin hayat bahşeden ve tarihe hayat bahşettiğimiz su kirlendiği veya kaynağı kuruduğu içindir bu.
Su, hayattır. Hayat varsa su vardır. Hayat, ancak bir ruhu varsa, gürül gürül akan bir nehre dönüşebilir; nehirleri denizlere ve okyanuslara ulaştırabilir.
Tarih de su ve hayat gibidir. Tarihin gürül gürül akması, hayata hayat bahşeden bir ruhun, tarihe nakşedilebilmesiyle, tarihi gergef gibi örebilecek bir hayatiyete sahip olabilmesiyle mümkündür.
Tarih de, hayat da, su da, ancak ruh varsa hayatiyet kazanabilir ve azizleşebilir.
Ruh yoksa, tarih durur, hayat donar, su akmaz olur.
Şu ân, tarihin durduğu bir zaman diliminde nefes alıp vermeye çalışıyoruz. Şu ân içinden geçtiğimiz zaman dilimi olarak tarih, insanlığa insanca bir hayat sunabilecek esaslı bir ruhtan yoksundur. O yüzden, dünyada haksızlıklar ve hukuksuzluklar, yolsuzluklar ve yozlaşmalar, kaoslar ve katastroflar, sapmalar ve sapkınlıklar hükümfermâdır.
Tarihin ya yeniden yapılacağı ya da bütün insanlığın, vaziyet böyle gittiği sürece yok oluşun eşiğine sürükleneceği bir tarihî dönüşüm noktasının eşiğindeyiz.
BATI UYGARLIĞI, İNSANLIK TARİHİNİN AKIŞINI DURDURDU
Tarih durdu, derken iki şeyi aynı ânda kastediyorum: Birincisi, şu ân içinde yaşadığımız çağın, ya yeni bir doğumun, ya da büsbütün yok oluşun arefesinde olduğunu görüyoruz: İçinde yaşadığımız postmodern çağ, insanlığın insanca yaşayabileceği bir düzen ve düzenekten yoksun bir düzensizlik, kaos, anlamsızlık ve izafileşme çağı.
Ama bu çağa, tastamam bir sosyal darwinizm hükümfermâ: Güçlünün, kaba güç sahibinin, kabadayının gücünü dayattığı, insanlığı da, insanlığını da unuttuğu veya umursamayacak kadar insanlığından uzaklaştığı bir çağ.
İkinci olarak, içinde yaşadığımız çağ, tek bir zeitgeist’ın (zamanın ruhunun) hâkim olduğu nev-i şahsına münhasır bir çağ.
Burada yeni bir durumla karşı karşıyayız: İnsanlık tarihinde, tek bir uygarlığın (Batı uygarlığının), dolayısıyla bu uygarlığın seküler insan, kâinât ve Tanrı tasavvuru çerçevesinde ürettiği entellektüel, kültürel, siyasî, ekonomik ve ahlâkî kavramların bütün dünyada hâkim kılınmaya çalışıldığı bir zaman dilimi bu.
TEK / SEKÜLER ZEITGEIST, TARİHİ RUHSUZLAŞTIRDI
Daha önceki çağlarda, aynı zaman dilimleri içinde farklı zeitgeist’lar varolagelmişti insanlık tarihinde; aynı zaman dilimi içinde farklı medeniyetler mevcuttu: Sözgelişi, modern / seküler çağın kıvamını bulduğu ve sarsıcı bir meydan okuma geliştirmeye başladığı 15. yüzyıldan önceki 3000 yıllık zaman dilimi içinde toplam 26 medeniyet aynı dünya üzerinde yaşıyor, birbirleriyle savaşıyor olsalar da, birbirleriyle sürekli olarak temas kuruyor, birbirlerinden besleniyor, birbirleriyle yarışıyorlardı.
Ne var ki, modern / seküler Batı uygarlığının geliştirdiği meydan okuma sonrasında insanlık tarihinin en büyük felâketi yaşandı: Tarih durduruldu. İnsanlık tarihi durduruldu. Asya’nın tarihi durdu, Afrika’nın tarihi durdu. Latin Amerika’nın tarihi durdu. Müslümanların tarihi durdu.
Batılılar, dört asır gibi kısa bir zaman dilimi içinde bütün medeniyetlerin ya kökünü kazıdılar ya da en azından bir kısmını fosilleştirdiler. Dünyaya seküler-kapitalist Batı uygarlığını dayattılar. Tarihi ruhsuzlaştırdılar.
BATI UYGARLIĞININ KRİZİ DERİN BİR KRİZ
Sonuçta, dünya tarihi durdu. Artık tarihi yalnız Batılılar yapıyor; Batılıların dışındaki bütün dünya hem batıya bakıyor hem de kaçınılmaz olarak tarihte tatil yapıyor.
İşte şu ân tarihin yeniden yapıldığı bir zaman diliminin arefesindeyiz. Batı uygarlığı, dünyayı savaşlar, çatışmalar ve işgaller arenasına dönüştürerek yaşanılamaz hâle getirdi. Öte yandan Batı uygarlığı, felsefî olarak, kültürel olarak, ahlâkî olarak, sanatsal olarak tükendi ve bitti. O yüzden Batı’da yaklaşık yüzyıldır konuşulan ama son çeyrek asırda bütün entellektüel söylemlerin merkezine oturan söylem Batı uygarlığının krizi söylemidir.
Batıda Nietzsche’den itibaren yüzyıldan fazla bir süredir, bütün büyük düşünürler, felsefenin sonu’nda, kültürün sonu’ndan, ahlâk’ın sonu’ndan ve sanatın sonu’ndan sözediyorlar.
TARİH YENİDEN KURULURKEN…
Özetle yeni bir dünya kurulacak. Yeni bir dünyanın kurulmasında Türkiye, yeniden tarihî bir rol alacak. Türkiye’nin içeriden ve dışarıdan çok yönlü bir kuşatmayla karşı karşıya klamasının temel nedeni bu.
Yeni bir dünyanın kurulmasında, medeniyet iddialarını yeniden hayata ve harekete geçirecek bir Türkiye, tarihin akışının belirlenmesinde belirleyici bir rol oynayacak.
Sözün özü, eğer medeniyet iddiasıyla dünya sahnesine çıkacak olursa, tarihe yeniden biz ruh üfleyecek bir noktaya gelebiliriz. İşte o zaman, tarih su gibi azizleşecek, bütün insanlığın susuzluğunu giderek yepyeni bir diriliş ve varoluş yolculuğu başlayacak.

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Yazarlar

Rahmete Vesîle Olmak Ya Da Sığınmacıya Destek

Yediulya9 Haziran 2017

Teveccüh Ölçütleri

Yediulya9 Haziran 2017

Mektûbât-ı Es’ad-ı Erbilî (ks) (30. Mektup)

Yediulya9 Haziran 2017

Mektûbât-ı Es’ad-ı Erbilî (ks) (29. Mektup)

Yediulya8 Haziran 2017

Bir Allah Dostundan Çizgiler

Yediulya8 Haziran 2017

Yûnus Emre’nin Tapduk Emre’de Gördüğü Dost Yüzü

Yediulya8 Haziran 2017

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya