Ünal Tan

Hadis Bilimi

İnsanlık tarihi boyunca yaşayan insanlar arasından, madden ve manen en temiz kişilerden, (onların sulbünden) süzüle süzüle geçerek, kendi dönemine kadar gelip, dünya hayatına çıkan ve safiyetle insanlara rehberlik ve önderlik yapan en temiz ve katışıksız bir vaziyette “Beni Rabbim terbiye etti, terbiyemi ne güzel yaptı” diyerek, kendisinden beşer sıfatı katkısı olmayan, içerden nefsinin ve dışarıdan da şeytanın karıştıramadığı tertemiz bir sevgililer sevgilisinin hayatı, yaşantısı, örneklik yönünden en temiz, en güzel ve şüphesiz olanıdır. “Siz Kur’ân okumuyor musunuz?, O’nun hayatı Kur’ân’dı” diyen Aişe (ra) annemiz, O’nun (sav) takip edilecek tek kişi olduğunu; eğer, O’ndan uzak kalan dönemlerde tek takip edilip örnek alınacak kişiler varsa, O’nun yolunu takip edenlerin takip edilebileceği de belirtilmiş, “Âlimler peygamberlerin varisleridir.”buyrulmuştur.

Peygamber’e (sav) varis olma işini, günümüzde başarabilecek olanların da ölçüsü, yine burada saklanmıştır. Yani, Hz. Muhammed (sav)’den sonra, temizliği herkesçe mâlum, O’nun gibi insanlık tarihi boyunca süzülerek gelen ve Kur’ân ve sünnetle şekillenmiş insanların, diğer insanlara rehberlik ve önderlik edebilecekleri zımnen ifade edilmiştir. İslâm tarihi boyunca baktığımızda da, O’nun temiz soyundan gelip kendini ve neslini koruyabilen, Kur’ân ve sünnet çizgisinden ayrılmamış insanlar; diğer insanlara önderlik etmiş ve insanlar da onlara tabii olmuş ve doğru yolu ancak öylece bulmuş, sapıtmamışlardır. Diğer örnek zannedilenler ise, onların güneş gibi örnekliklerinin yanında, yıldız gibi kalmış veya hiç örnek alınmamışlardır. Tarihte en çok tâbi olunan, isimleri en çok söylenen ve rahmetle yâd edilen, hep O’nun neslinden gelen ve temizliği O’na yakın olan ve gösterdiği yoldan gidenlerin yolu takip edilmiştir… Hz. Ebubekir (ra), Ali (ra) efendilerimizden başlayarak, İslâm tarihi boyunca değer verilen, nasîhatı tutulan, yolundan gidilen ve temiz kalabilenler, onlar olmuşlardır. Hayır ve bereket, nur ve safiyet onlardadır.

Günümüzde inanmış bir kulun takip edeceği rehber insanlar, şüphesiz aynı silsile ve aynı minval üzere olanlardır. Verim ve bereket, hidayet ve himmet, o kapılarda, onların yollarındadır. Evet, Kur’ân belli, sünnet ortada ise, istikamet üzere giden ve sözden öte halleriyle de kendilerini ispatlamış insanların, peygamber varislerinin yolunu takip etmekten daha kolay ve kesin olan ve en kestirme Hak yolu, bundan başka hangisi olabilir. Öyleyse günümüzün kargaşasından kurtulmak istiyorsak fazla söze hacet yok, temiz olduğumuzu düşünüyorsak veya temizlenmek istiyorsak, böyle bir Allah yolcusunu bulup, sözünü ve hallerini takip etmek en kısa yol olacaktır. Allâh’ı (cc) ve Peygamber’i (sav) özleyip, O’nların aşkına talip olanlardan isek; hemen yola koyulup, tren vagonları misali, kancayı öndeki Hak yolcusuna takıp lüzumsuz felsefe ve yorumlara takılıp yollarda sefil olmadan, deneme yanılma ve sonunda doğruyu bulma zahmetlerinden kurtulup, hayatı rezil ve boşa geçirme takıntılarından kurtararak, en verimli ve bereketli bir şekilde yaşayalım.

Ne mi yapalım? Hemen sünnete yapışıp, pratik bir hayata koyulalım. Kafamız sakin, gönlümüz huzurlu ve mutlu olur. Muhammed ikbal diyor ki: “Allah’tan Peygamber aşkının bir zerresi¬ne sahip olmayı dile. Zira milletleri yaşa¬tan O’nun aşkıdır. Kâinat, O’nun aşkı ile vücut bulmuştur. Varlıktaki gizli cevheri, o aşkın aşikâr tecellisi meydana çıkardı. Ruha ancak O’nun aşkı sükûn ve huzur ve¬rir. O’nun aşkı, gecesi olmayan bir gündür.”

Evet sünneti yaşayanlar, Efendimiz’i (sav) takip edip O’nunla buluşmak isteyenlerdir, hatta buluşanlardır. Bu yolu takip edenler öyle bir aşka ulaşıyorlar ki, başta Allâh’ın razı olduğu bir hayatı yaşıyorlar ve sonunda da Allâh’ın razı olduğuna habîbine ve cennetine, cemaline ulaşıyorlar.

Allahımız; قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيم
“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”1 buyuruyor. Hz. Peygamber’e (sav) inanmak ve O’nu sevmek imanın temel şartlarından birisidir. Çünkü Yüce Allah, O’nu bizzat kendisi seçmiş ve terbiye etmiştir. Gönderdiği vahyine ve o vahyi yaşayarak ortaya koyan habîbine tabi olanları daima en doğruya götürür. Bütün insanlar için rahmet olarak gönderilmiştir. Bütün insanlık ve özellikle Allâh’a ve âhiret gününe inananlar için en mükemmel bir örnektir. O halde, gerçek bir mü’minin kendisine örnek edineceği bu ideal insanı, Yüce Allah’tan sonra kendi canından, malından, her şeyden ve herkesten daha çok sever ve O’nu kendisine rehber edinir. Çünkü mü’min, Hz. Peygamber’e, O’nu sevmek ve O’na itaat etmek için inanmıştır. O’nu gereği gibi sevmez ve emirlerini yerine getirmezse O’na olan imanı elbette anlamsız kalacaktır.

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ “Sizden biriniz beni, annesinden-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz.”2

Hz. Peygamber bu gün sünnetiyle ortadadır, sünnetiyle yaşamaktadır. Sünnetini bu gün takip edenler O’nunla beraberdirler. Allâh’ı (cc) ve Peygamber’i (sav) çok sevdiğini söyleyenler eğer samimi iseler; işte samimiyet meydanı ortada. Sünneti yaşamak… Bu sevgilerin isbat edileceği tek alan, sünneti yaşamaktır. Hadis-i Şerif bunu söylüyor. Allah ve Peygamber sevgisi imandandır, belki imanın ta kendisidir. Kelime-i tevhidin 1. Kısmı 2. Kısmının tasdikiyle geçerli olduğu gibi. Nitekim Hz. Ömer:
-Ey Allâh’ın Rasûlü! Ben sizi canımdan başka, her şeyden daha çok severim” dedi. Peygamberimiz(sav):
-Ey Ömer, canımı kudret elinde tutan Allâh’a yemin ederim ki, beni canından da daha çok sevmedikçe olgun mü’min olamazsın, buyurdu. Peygamberimizi dikkatle dinleyen Hz. Ömer:
-Ey Allâh’ın Resûlü, vallahi ben şimdi sizi canımdan da çok seviyorum, deyince Peygamberimiz:
-İşte Ya Ömer, şimdi olgun mü’min oldun buyurdular.3

Yine bir bedevi Resûlullah (sav)’e: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Efendimiz: “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. “Allah ve Resûl’ünün sevgisini”, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
– “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu. ”4

َ مَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي ‏.‏ وَمَنْ أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş olur.Beni seven de cennette benimle beraber olur.”5 buyurarak, sünnetini yaşamak ve yaşatmak sevginin göstergesi olduğunu ortaya koymuştur. Kulluk makamı, bütün makamların üstündedir. Bu makama ancak sevilen zatlar ulaşırlar. Sevenler ise, müşahede zevkine dalıp lezzet alırlar. Kullukla lezzete dalmak, onunla ünsiyet etmek ancak, Allah tarafından sevilen kişilere mahsustur. Sevenlerin ünsiyeti sevilen zatı müşahedededir. Sevilmiş olanların ünsiyeti ise, sevilen Yüce Hakk’ın kulluğundadır. Böyle kullar, bu ünsiyet, bu devlet ve bu nimetle şerefyap olmuşlardır. Resulüllah (sav) Efendimize mütabaatta, tam olanlar sonunda, O’na en yakın ve yüksek zirveye çıkarlar…

“Bu, Allâh’ın fazlıdır; onu dilediğine verir. Ve… Allah, büyük fazlın sahibidir.”6
Allah yolcusundan Allah, bu yolu yani sünnete tâbi olma yolunu, işin başında da olsa sonunda da olsa istiyor. Onsuz, Allâh’a sevgili olmak mümkün değil. Bundan dolayı günümüzde Müslümanlarından bu yola koyulanlara hadis sohbetlerini, derslerini tavsiye etmeleri çok mânâlıdır. Öyleyse hadis sohbetlerini yaymamız ve günümüz fitnelerinden uzak kalmamız böylece mümkün olacaktır.

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا واتَّقُوا اللهَ
ayeti, zaten her mü’mine bunu tavsiye ediyor. Peygamber Efendimiz (sav) sözlerini önce kendi hayatında tatbik ederdi. Ashab, O’ndan görüp yapardı. İstisnalar hariç Ashab-ı Kiram, Efendimiz (sav)’in söylediklerini harfi harfine yapmışlardı.

قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيم
(Ali İmran, 31) ayetiyle Allah’ı sevmemizin işaretinin peygambere tabi olmak olduğu da açıktır.

أَ هلْ عَسَى رجلٌ يَبْلُغُهُ الحديثُ عنِّى وهُوَ متكىء على أريكتِهِ فيقُولُ بيننَا وَبَيْنَكُمْ: كِتَابُ اللّهِ تعالى فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حلالاً استحْلَلْنَاهُ، وَما وَجَدْنَا فِيهِ حَرَاماً حرَّمْنَاهُ وَإنّ ما حرّمَ رسُولُ اللّهِ [ص] كَمَا حرّمَهُ اللّهُ. أخرجه أبو داود والترمذى.وزاد أبو داود رحمه اللّه في أوّله أَلا إنِّى أوتيتُ الكِتَابَ وَمِثْلَهُ معه
Mikdâm İbnu Ma’dîkerib (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki: “Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: “Bizimle sizin aranızda Allâh’ın kitabı vardır. Onda nelere helâl denmişse onları helâl biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz” diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın haram kıldıkları da tıpkı Allâh’ın haram ettikleri gibidir” hadisi, Allah emri ne ise, Rasûl’ünün sünnetinin de sonuç itibarıyla aynı olduğu; dolayısıyla sünnete tabi olanın Kur’ân üzere olduğu ve farkının olmadığı ortaya çıkıyor.6 Bu itibarla aylık “Hadislerle canlanan hayat” yazılarımız inşallah devam edecek…

Dipnotlar:
1 (Cum’a suresi 62/4)
2 Buhari, Sahih, İman, 2/8 (I;9)
3 Aynî, Umdetü’l-Kârî,1/144.
4 Müslim, Sahih, Birr ve Sıla,45/50 (III;2032)
5 Tirmizi, Sünen, İlim, 39/16 (V;46)
6 Ebu Dâvud, Taat: 6, (4604); Tirmizî, İlm: 60, (2666); İbnu Mace, Mukaddime: 2, (12); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/333-334.

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Hadis Bilimi

Ali Ramazan Dinç Efendi’den Sözler

Yediulya23 Mayıs 2015

Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya

Yediulya2 Mart 2015

Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Yediulya25 Şubat 2015

Doç. Dr. Huriye Martı

Yediulya25 Şubat 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya