Ümmetin Kanayan Yarası: KUDÜS

Yeryüzünün en önemli üç mukaddes beldesi vardır: Mekke, Medîne ve Kudüs. İbâdet maksadıyla ziyârete gidilebilecek üç mescid de bu beldelerde bulunmaktadır. Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksa. Allah Resûlü’nün: “(İbâdet maksadıyla) Yolculuk ancak şu üç mescidden birisi için olur: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksa.”1 ifâdesinden de anlaşılacağı üzere en fazîletli mekânlar bunlardır. Efendimiz (sav), ümmetini bu mescidleri ziyârete teşvik etmek için bu mescidlerde kılınan bir vakit namazın diğer yerlerde kılınan namazlardan sırasıyla, yüz bin, bin, beş yüz kat daha fazla olduğunu haber vermiştir. Ancak şunu ifâde edelim ki fazîlet sıralamasında Mescid-i Aksa her ne kadar üçüncü sırada gelse de ziyâretçiye muhtaçlık yönünden birinci sırada olduğuna bizzat şâhit olduk.

Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın Kudüs bağlantılı umre turu vesîlesiyle 2016 Şubat ayı içerisinde Kudüs’e gidip Mescid-i Aksa’yı ziyâret etmek nasip oldu. Üç günlük Filistin gezimizde son derece can yakan görüntülere rastladık. Filistinli kardeşlerimizin kendi vatanlarında ne kadar zor şartlar altında yaşam mücâdelesi verdiklerine doğrudan şâhit olduk. Buna rağmen Mescid-i Aksa’yı yalnız bırakmama mücâdelesi veriyor olmaları bizlere büyük dersler verdi. Mescide giden sur kapılarında İsrail askerlerinin makinalı silahlarla nöbet tutuyor olmaları, namaz kılmak için mescide gelen Filistinli kardeşlerimizin kapılarda İsrail askerlerinin engellerine takılıyor olmaları bizleri derinden üzen hâllerdi. Bir yanda Mescid-i Aksa’da olmanın sevinci bir yanda ise Mescid-i Aksa’nın ekranlarda göründüğünden çok daha fazla hüzne gark olmuş hâli, sevinçle hüznü aynı anda yaşamamıza sebep oldu. Birçok peygambere ev sâhipliği yapmış olan Kudüs’ün bugün İsrail tarafından eşine az rastlanır bir zulme mâruz bırakılıyor olması yürekleri yakan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Târihî Serüveni ve Önemi

Diğer adı ‘Beytülmakdis’ olan Mescid-i Aksa, Mescid-i Haram’dan sonra inşâ edilen ilk mesciddir. Mekke’ye olan uzaklığı sebebiyle ‘uzak mescid’ anlamında Mescid-i Aksa denilmiştir.  Bir gün Ebuzer el-Gıfari (ra), Efendimiz’e (sav) yeryüzünün ilk mescidinin hangisi olduğunu sorunca ‘Mescid-i Haram’ cevâbını alır. İkinci yapılan mescidi sorar ‘Mescid-i Aksa’ cevâbını alır. İkisi arasında kaç yıl olduğunu sorduğunda ise Efendimiz (sav): ‘Kırk yıl’ cevâbını verir.2 Bu rivâyette Mescid-i Aksa’nın ilk kim tarafından inşâ edildiği bilgisi yer almaz. Ancak Kâbe’nin ilk olarak Âdem (as) tarafından yapıldığı göz önünde bulundurulursa kırk yıl gibi kısa bir süre sonra Mescid-i Aksa’yı da Âdem (as)’ın inşâ ettiği sonucuna varmak mümkün olabilir. Daha sonra ortadan kaybolan Mescid-i Aksa’yı yeniden gün yüzüne çıkarmak Süleymân (as)’a nasîb olur. Mescid-i Aksa’nın inşâsı tamamlandıktan sonra Süleymân (as)’ın Allah Teâlâ’dan üç şey istediği rivâyetler arasında vardır. Bunlardan ilki, kendisinden sonra kimseye nasîb olmayacak bir mülk. İkincisi, doğru ve isâbetli hüküm verebilme yeteneği. Üçüncüsü ise Betülmakdis’e Allah (cc) rızâsı için namaz kılmak maksadıyla gelen kimsenin anasından doğduğu günkü gibi günahsız bir şekilde mescidden ayrılmasıdır. Bu üç dua için Efendimiz’in (sav): “Süleymân’ın (as) ilk iki dileği kendisine verildi. Ümîd ederim ki üçüncüsü de kendisine verilir.” buyurduğu rivâyet edilmektedir.3

Mescid-i Aksa diğer peygamberler ve ümmetleri açısından ne kadar önem arz ediyorsa Efendimiz (sav) ve ümmeti açısından da o kadar önem arz etmektedir. Mescid-i Aksa her şeyden önce, yaklaşık on yedi ay kadar, bizim kıblemiz oldu. Bununla berâber Efendimiz’in ‘Burak’ isimli binite binip, ‘İsrâ’ (gece yolculuğu) yapıp geldiği ve tüm peygamberlere imâm olup namaz kıldırdığı mekândır Mescid-i Aksa. Kubbetü’s Sahra içinde bulunan Muallak taşına mübârek kademleri basmış ve aynı mekândan ‘Mi’râc’a yükselmiştir. Allah Teâlâ dileseydi Efendimiz’i (sav) Kâbe’nin yanından mi’râca yükseltebilirdi. Ancak, Kur’ân’da birçok âyette ‘bereketlendirilmiş topraklar’, ‘mübârek yer’ diye övgüyle bahsetmiş olduğu Kudüs’ten, Mescid-i Aksa’dan Habîbini katına yükseltmiştir. Sâdece bunlar bile bizim Kudüs’e ne denli gönülden bağlı kalmamız gerektiğini göstermeye yeterlidir.

Eşsiz ileri görüşlülüğüyle ümmetine dâimâ hedefler gösteren Sevgili Peygamberimiz’in (sav), ümmetin Mescid-i Aksa ile irtibâtını koparmaması noktasında bir bağ mesâbesindeki hadîs-i şerîfi şöyledir: “Hz. Meymune vâlidemiz (r.anha): ‘Ey Allâh’ın Resûlü! Bize Mescid-i Aksa hakkında hükmün ne olduğunu bildirir misiniz?’ diye sorar. Peygamberimiz (sav) şöyle buyururlar: “Oraya gidin ve içerisinde namaz kılın.” (Hadîsin râvisi dedi ki, ‘O zaman orası Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı.’) Peygamber (sav) sözlerine şöyle devâm eder: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.”4

Kudüs, târih boyunca Müslüman devlet büyüklerinin hayâllerini süsleyen, ‘Kudüs esirse tüm şehirler esirdir’ düşüncesine konu olan mübârek bir mekân olmuştur. Peygamberimiz’in (sav) vefâtından altı yıl sonra yâni 638 yılında Kudüs’ü esâretten kurtarma amacıyla Hz. Ömer (ra), Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra) komutasında bir orduyu Kudüs’e göndermiştir. Adâleti dillere destân olan Hz. Ömer (ra) Efendimizin şöhreti Kudüs’e kadar gelmiştir. O dönem Kudüs Hristiyanlarda olduğu için şehrin anahtarını elinde bulunduran patrik, Halîfe Ömer’in (ra) gelmesi şartıyla Kudüs’ün anahtarlarını teslim edebileceklerini bildirir. Haber Hz. Ömer’e (ra) ulaştırılınca Hz Ömer (ra) hemen Kudüs’e doğru yola çıkar. Yanında bulunan kölesi ile sırayla deveye binerek Kudüs’e kadar gelir. Şehre girecekleri esnâda deveye binme sırası kölededir. Köle ısrâr eder ‘Efendim deveye siz binin’ diye ama nâfile. Hz. Ömer (ra) olmaz der, ‘deveye binme sırası sendedir’. Devenin üstünde köle olduğu halde Kudüs’e giriş yapılır. Patrik devenin üzerindekine yönelerek “Hoş geldin ey Halîfe” diye seslenince köle “Hayır! Halîfe ben değilim Halîfe odur.” diye Hz. Ömer’i (ra) işâret eder. Bunun üzerine patrik, “Eyvah!” der. ‘Böylesi adâleti temsil eden bir anlayışın Kudüs’e girmesi ile Kudüs’ten bir daha çıkmayacağına, dolayısıyla ebediyyen Kudüs’ü kaybettiklerine inandığını söyler.’

Evet, Müslümanlar târih boyunca her yerde olduğu gibi Kudüs’te de adâlet ölçülerinden tâviz vermeyip her din mensubunun rahatça yaşayabilecekleri bir ortam sağlamışlardır. Yine böyle ince bir anlayışın göstergesi olması açısından şu olayı da nakletmek yerinde olacaktır: Hz. Ömer (ra) namaz kılmak isteyince patrik kilisede kılabileceğini söyler. O kilise ki Kıyamet Kilisesi’dir ve Hristiyan âleminin yeryüzündeki en kutsal kilisesidir. Hristiyan inançlarına göre orayı ziyâret eden bir Hristiyan hacı olmaktadır. Patriğin bu teklifini geri çeviren Hz. Ömer (ra) şöyle der: “Burada namaz kılarsam, benden sonraki Müslümanlar ‘halîfe Ömer burada namaz kılmıştır’ diye (yeryüzündeki en kutsal) kilisenizi câmiye çevirirler.”5 Müslümanların hoşgörüsüne numûne-i imtisal bu söz karşısında patrik hayretler içerisinde kalır. Ne yazık ki İslâm’ın bu hoşgörüsü karşısında aynı hassâsiyeti göstermeyen patriğin torunları(!) Haçlılar, 1099’da Kudüs’ü işgâl edip Müslümanlara âit birçok yapıyı yerle bir ettikleri yetmezmiş gibi yetmiş bin civârında insanın kanını akıtmışlardır. En az bunun kadar trajik olan başka bir husus da şudur ki; Mescid-i Aksa’nın yakınına bile gelmeleri yasak olduğu için Zeytindağı’ndan ibâdetlerini gerçekleştiren Yahudilere, ağlama duvarına kadar yaklaşma hürriyeti Kânûnî Sultan Süleymân tarafından verilmiştir. Kendilerine yapılan iyiliklere karşı ihânet etmeyi yaşam tarzı olarak benimsemiş Yahudiler bu gerçeği görmezden gelip bugün Filistinli Müslümanlara kan kusturuyor ve onların Mescid-i Aksa’ya girişlerini engelliyorlar. Bu zulmü gören bâzı Müslümanlar Filistinliler’e kızıp “Yahudilere toprak satmasalardı.” diyebiliyorlar. Belki birkaç Filistinli doğrudan Yahudilere toprak satmış olabilir. Ancak bu geneli kapsamaz. Toprak satma işinin şöyle bir perde arkasına baktığımızda İngilizler’i görürüz. İngilizler 1917’de Filistin’i işgâl ettiklerinde Filistinliler’den yüklü miktarlarda vergiler talep etmişler. Bu fâhiş miktarlardaki vergileri ödeyemeyen Filistinliler’in toprakları vergi karşılığı ellerinden alınıp bunları İngilizler Yahudilere sembolik fiyatlarla veya karşılıksız olarak bizzat kendileri vermişlerdir.6 İslâm âlemindeki tefrikadan istifâde eden İsrail, zulümlere ara vermeden devâm etmektedir.

Mahpus Peygamberler ve Halilurrahman Câmii

Filistin’in Kudüs’ten sonra belki de en önemli şehri el-Halil şehridir. El-Halil şehrine bu ayrıcalığı veren en başta hiç şüphesiz Hz. İbrâhîm (as)’dır. İbrâhîm (as), İshâk (as), Ya’kûb (as) (bir rivâyete göre Yûsuf a.s. da vardır) ve eşleri Hz. Sare, Hz. Rıfka, Hz. Laika’ın kabr-i şerifleri, ecdâdımız tarafından yapılmış olan Halilurrahman câmiinde bulunmaktadır. İsrailoğulları, hayattayken peygamberlerine zulmettikleri yetmezmiş gibi vefatlarından sonra da peygamberlere zulmetmeye devâm etmekteler. Bunu en net şekilde görebileceğiniz yer de Halilurrahman Câmii’dir. 1994 yılında Amerikalı fanatik bir Yahudi bir sabah namazı vakti elinde makinalı silahla câmiye girer ve rastgele ateş eder. Olay sonucu elliden fazla Müslüman şehit olur. Bunun üzerine İsrail sekiz ay süreyle câmiyi kapatır. Sekiz ay sonra, câminin üçte ikisi sinagoga çevrilmiş bir hâlde yeniden açar. Zâten bu olay önceden planlanmış bir olaydır. Amaç câminin tamâmını sinagoga çevirmektir. Yeniden bir karışıklık çıkartıp bahane oluşturmak için Yahudilerin câmi kısmına girip olmadık edepsizlikler yaptıklarını Filistinli kardeşlerimiz bize anlattılar. Câminin Müslümanlarda olan kısmına girişler ise Müslümanın ciğerini parçalar cinsten. Çünkü İsrail askerleri ellerinde ağır silahlarla câmi girişinde âdetâ ‘biz istemezsek nefes bile alamazsınız’ dercesine Müslümanlara psikolojik baskı uyguluyorlar. Bu yetmezmiş gibi Allâh’ın evine turnike ve x-ray cihazlarından geçerek girmek zorunda bırakılıyorsunuz. Müezzin ezan okumak için İsrail askerinden izin almak durumunda. Asker izin vermezse o vakit ya namaz kılınamıyor ya da namazı ezansız kılmak zorunda kalıyorlar. Buna rağmen el-Halilliler tüm zorluklara rağmen çok uzak mahallelerden yaya olarak gelip, câmide namaz kılmaya gayret ediyorlar. Câmiyi İsrail’e kaptırmamanın mücâdelesini vermeye çalışan el-Halillilerin üstlendikleri misyonun farkında olduklarını gözlemlemek mümkündür.

Filistin topraklarına kıymet katan bir başka değer de Mûsâ (as)’dır. Kuvvetli kanaate göre kabri Eriha kenti ile Kudüs arasında bulunan Nebî Mûsâ Külliyesi’ndedir. Bu külliye ilk olarak Kudüs’ün şanlı fâtihi Selahaddin Eyyubi tarafından yaptırılmıştır. Bereket ki külliyenin civârında pek İsrail askeri görmedik. Yahudilere, Mûsâ (as)’a nisbetle ‘Musevi’ deniliyor olmasına rağmen Yahudilerin Mûsâ (as)’a pek sâhip çıkmadıklarını gördük. Dâvûd (as)’a, Süleymân (as)’a gösterdikleri ilgiyi Mûsâ (as)’a göstermiyorlar. Bunun sebebi ise Dâvûd (as) ve Süleymân (as) yaşarken aynı zamanda kraldılar. Yâni gücü temsil ediyorlardı. Yahudiler için önemli olansa peygamber olmaktan ziyâde güç sâhibi olmaktır. Bunun için kral olmayan Mûsâ (as) onların nazarında pek önem arz etmemektedir. Maalesef Yahudilerin kutsalı sâdece güç ve paradan ibârettir. Hâlbuki bir peygamberin Allah’tan getirdiği hakîkate teslim olmadıktan sonra peygambere kan bağı ile bağlı olmak kişiye fayda sağlamamaktadır.

Sonuç Olarak

Filistin birçok peygambere ev sâhipliği yapmıştır. Bilinen ve bilinmeyen pek çok peygamberin kabr-i şerifleri o topraklardadır. Birçok sahabenin kabirlerini bağrında bulunduran yine o topraklardır.7 Filistin’in en önemli şehri olan Kudüs, târih boyunca birçok Müslüman devlet büyüğünün hayâllerini süsleyen baş şehir olmuştur. Ne zaman ki Haçlılar istilâ etmiş, Kudüs o zaman kan ağlamıştır. Esâret altında kaldığı sürece de Selahaddin Eyyubiler kendilerine uykuyu harâm etmiştir. Ecdâdımız Osmanlı dört yüz yıl boyunca Kudüs’ü âdetâ gözünden sakınmış ve her türlü imkânını seferber ederek onu korumaya çalışmıştır. Ama şu an Haçlı-Siyonist ittifâkı yeniden gözlerden kan akıtmaya başlamıştır. İngilizlerin yardımıyla orada devlet kuran İsrail, saldırgan ve sınır tanımaz bir politikayla Kudüs sokaklarını kan gölüne çevirmektedir. Filistin’in ve Kudüs’ün asıl sâhiplerini zorla evlerinden çıkartarak Yahudileri yerleştirmektedir. Filistin’de, târihte belki eşine az rastlanır bir asimile faaliyetinden bahsetmemiz mümkündür. Buna rağmen oradaki Müslümanlar canlarından daha aziz kabûl ettikleri Mescid-i Aksa’yı, Halilurrahman Câmii’ni korumak için ellerinden geleni yapmaya çalışmaktadırlar. Onları en çok sevindiren husus diğer Müslümanlarca dâvâlarında yalnız bırakılmamaktır. Bu dâvâ Arap-İsrail arasında olan bir dâvâ değildir. Bu dâvâ Müslümanların tamâmının bir dâvâsıdır. Kudüs, ümmetin kanayan bir yarasıdır. Ne kadar dışarıdan çok sayıda Müslüman ziyâretçi Mescid-i Aksa’yı ziyâret ederse şer odaklarının planlarını gerçekleştirmeleri o kadar zorlaşacaktır. Hristiyanların kendilerince kutsal olan kiliseleri yılda bir milyondan fazla Hristiyan ziyâretçiyi ağırlamaktadır. Ne yazık ki Kâbe’den önceki kıblemiz Mescid-i Aksa’yı ziyâret eden Müslüman sayısı ancak üç yüz bin civârındadır. Bâtılların kendi ‘bâtıl’ dâvâlarına sâhip çıktıkları kadar bizler ‘Hak’ dâvâmıza sâhip çıkmazsak Allah katında bunun hesâbını vermemiz mümkün olamaz. İslâm âlemi, kendi içindeki basit ihtilaflardan bir an önce sıyrılıp Kudüs dâvâsına sâhip çıkmalıdır. Kudüs esir olduğu için uykuyu kendine haram kılan bir ecdâdın, Kudüs’ün haritada bile yerini gösteremeyen torunlarından olmayalım.

Kudüs bir aşktır yürekte yanan

Kudüs bir sevdâdır uykuları kaçıran…

Rabbim, ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa ve çevresini en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşturup orada ilelebed İslâm’ın sancağını dalgalandırsın.

İdris Kocabaş (Yenidünya Dergisi Nisan  2016)

Dipnotlar:
[1] Müslim, Hac, 511.
2 Buhari, Enbiya, 60/40; Müslim, Mesacid, 1-2; İbn Mace, Mesacid, 4/7.
3 İbn Mace, İkamet, 196; Nesai, Mesacit, 6.
4 Ebu Davut, Kitâbu’s-Salât, 14.
5 Musa Biçkioğlu, Kadim Şehir Kudüs, Diyanet Aylık Dergi, Temmuz 2015, Sayı, 295, s. 15.
6 Diyanet Aylık Dergi, Temmuz 2015, Sayı, 295, s. 32.
7 M. Lütfullah Karaman, “Filistin” D.İ.A, T.D.V Yay. İstanbul 1996, c. XIII, ss. 89-103.

Daha Göster Aktuel

Körfez’de Nükseden Kavga ve Meâlâtı

Yediulya21 Haziran 2017

Berât Duâsı

Yediulya8 Mayıs 2017

Üç Aylar Takvimi (2017)

Yediulya28 Mart 2017

Ali Ramazan Dinç Efendi – Kudüs

Yediulya15 Şubat 2017

Husuf Namazı

Yediulya16 Eylül 2016

Teşrik Tekbirleri

Yediulya10 Eylül 2016

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya