Ümmet Kardeşliği

Mü’minin her anı doludur. Cuma Suresi’nde Mevlâmız, “Namazı eda ettiğinizde, ticaret ve ihtiyaçlarınızı temin için yeryüzüne dağılın.” (Cuma 10) ayeti celilesiyle tembel olmamamız öğütlenmekte. “Ah okullarımız bir bitse de eğlensek, kafamızı dinlesek” diyor çoğumuz. Bizler de hafta sonları gezip eğlenmek istiyoruz. Elbette hakkımız gülmek ve eğlenmek, yalnız şer’i emirler doğrultusunda İslami kimliğimizi kaybetmeden. Selmân-ı Fârisi (ra), “Meşru olarak ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu, hayır yoldaşınla seviş” buyurur. Fıtrat dini olan İslam, tabilerinin her türlü ihtiyacını karşılıyor. Devamlı oruç tutacağım diyen sahabesine Peygamberimiz (sav):”Ben Peygamber olduğum halde bazen oruç tutar, bazen iftar ederim.”, Bütün ömrünü namazla geçirmek isteyenlere, “Ben peygamber olduğum halde namaz kılar, istirahat da ederim.”, hayat yoldaşından tamamen ilgisini kesmek isteyene, “Benim de hanımlarım var.” buyurarak razı olmamışlardır. Tatilleri Kur’ân-ı Kerim’e göre tesbit etmeliyiz. “O halde boş kaldın mı, yine kalk yorul.” (İnşirah 7). İş bitti diye rahata düşüp kalma, yine zahmeti tercih ederek diğer bir ibadeti tercih et. Pikniklerimizde kitap okumamızı tavsiye ederler. Kendileri de böyle yaparlardı. Evimizden bahçemize gelip giderken ellerinde kitap okuya okuya giderlerdi. Yemek saatlerinde ellerinden kitabı zorla alırdık. Bu bizlere de tatlı bir hatıra olarak kalmıştır. Mahallemizin çocukları belli mahallerde sözlerle vakit geçirirlerdi. Üstadımız ise bizleri ve yeğenlerini akşam isyan mahalline göndermemek için çok tatlı menkıbeler anlatır, latifeler yapar, yerine göre meşru oyunlarla eğlerlerdi. Akşamları ya bir ilahi ya da vaaz bandı izlenir ya da Tezkiret’ül Evliya’dan v.s kitaplardan takip edilirdi. Bir kısım kardeşlerimizin TV’lerde ömrünü çürüttüğü gibi değil.

Kardeşlerim! İsyan dalgalarını mutlaka iptal edelim. Her şeyiyle İslam’a uygun yayına bakarsanız siz bilirsiniz. Üstadımız (Hakk manevi iltifatlarda bulunduğu günlerdi) bize, Peygamberimiz (sav)’e ait bir kitap getirmemizi emir buyurdular. Kendileri, “Peygamberimiz (sav)’in ismi anıldıkça halim değişiyor.” buyururlar. Tarif edemeyeceğimiz bir hava oluşur, bazen gayr-i ihtiyari hüngür hüngür ağlardık. Mübarek çehre-i âlisine nuru ilahiden bakmamız da zorlaşmıştı. Sayamayacağımız bir çok insanların kendilerini görünce feryad ettiklerini, gözyaşlarını tutamayıp ağladıklarını görürdük. İ.H.L.’de Kayseri’de okurken teşrif buyurmuşlardı. Hocalarımızdan biri üstadımızı görür, kim olduklarını öğrenince girdiği bütün sınıflarda Yahyalılı olan varsa ayağa kalksın der, üstadımızı anlattırır. “Aman ha bu zata riayet edin, ben hayran kaldım.” der. Bir zat, üstadımızın irtihalinden sonra onu anlatırken “Hacı Hasan Efendimiz’in meclisleri cennet bahçesiydi.” demişlerdi. “Hasan Efendi’de ilmi-ameli-cihadı her güzelliği müşahede ettim.” demiştir.

Hiçbir anları boş geçmez. Yemek yerken itikad-ibadet-ahlak-muâmelat bütün bilgileri öğrenirdiniz. Söyledikleri sözler hatırlardan çıkmaz, adeta mermere kazılan yazı gibi nakşederdi.

35 yıl önce vaaz ettikleri, Ürgüp’ün Taşhun Paşa Köyü’nden bir amca bizi gördü hemen, “Hasan Efendi’nin oğlu Ali Ramazan siz misiniz? Babanızın yıllar önce anlattıkları hep hatırımızdadır. (ağlamaklı bir şekilde) Ne öğrendiysek ondan öğrendik.” demişti. Latife şeklinde anlattıklarını şimdi muteber kitaplarda görüyoruz. Bizim gibi insanlara menkıbe şeklinde verirler. Bizlere, “Karşıma ilim ehli insanları oturtun.” buyurur, adeta coşarlardı. Ulemadan Bekir Hocamız, “Şaşırdım kaldım, ben onu Kur’ân’da hafız, hadislerle muhaddis, tefsirde müfessir olarak gördüm.” Ona layık olamayan bu kardeşiniz kulaklarımla duydum, kendileri, “ilmimi gizliyordum.” buyurmuşlardı. Sebebi, Ebu Hüreyre (ra), Rasulullah (sav)’dan iki kap dolusu ilim aldım, birini yaydım, bir diğerini açıklayacak olsam başım gider.” buyurmasıdır. Her haliyle örnek olan üstadımız “ibnü’l-vakt” yani o içinde bulunduğu zamanda yapılması en uygun olanla meşgul olur. O vakitte kendisinden istenen ne ise onu yapmış, esasına uygun bir hayat yaşamışlardır. Sami Ramazanoğlu (ks) Beylerbeyi’nde Naci Özmine (ks)’nin evinde evlerinde sabahtan akşama kadar konuşurlar, namaz kılınır, yemek yenir. Tekrar ikindiye kadar sohbet ve namaz. Evlerine dönmeyeceklerini, kendilerini beklememeleri için telefon açarlar. Telefona valide sultan gelinceye kadar vaktimizi boşa harcamayalım buyurarak bir buçuk satır kadar kitaptan okurlar. Kendilerini tedavi eden Dr. mübarek dillerinin devamlı zikirde olduğunu haber vererek üstadımızın her zerresi Cenâb-ı Hakk’ı zikretmesine rağmen mübarek dilleri, “Allah” demekten müstağni olmuyor diye hayranlıklarını ifade etmişlerdi. 80 yaşlarını geçmelerine rağmen vakitlerini en güzel şekilde geçirdikleri gibi Türkiye’den veya yabancı ülkelerden gelen müntesipleriyle hasbıhal için, Fransızcayı çok rahat konuştukları gibi İngilizceyi de öğrenmişlerdir. Bizim kardeşlerimiz hayran olurlardı. Rabıta yaparken salihler hatırlandığı zaman ilahi rahmetin ineceği, hadisi şerif gereğince onları hatırlamamız, Peygamberimiz (sav)’in sünneti seniyyelerine riayetlerini biz gerçekleştirmeliyiz. Onların edebini, ilmini, irfanını, aşk ve muhabbetlerini yansıtarak kâmil insan olmanın yolunu tutalım. “Şöyle çay içerlerdi, şöyle yürürlerdi” derken asıl onların tüm insanlığı sulha kavuşturmak için yapmış oldukları cihadı tercih edelim. Bayezid-i Bistami (ks)’nin izine basarak yürüyen üstadımız (ks), “Değil izimize basmak, yolumuzdan gitmedikçe Bayezid-i’nin derisin, giysen yine fayda vermez.” buyurmuşlardır. Fiziki şekillerinden ziyade üstadlarımızın cihad ruhuyla ilim, irfan nuruyla dolmadıkça haklarını yerine getiremeyiz.

İlahiyat Fakültesi’ni bitirdim. Uzun süre askere gidememiştim. Bizden öncekiler kısa devre yapıyorlardı. Mahsun olduğumdan haberi olan üstadımız üzerimizde hiç aldırış etmediler. Bir gün 23 haberlerini dinle buyurdular. Habe rlerde bizim de kısa devre askerlik yapmamıza askeri şuranın karar verdiğini söyledi. Cihanın sulha kavuşması, Hakkın hakim olması için canımız feda olsun. Kısa devre askerlikten sonra üstadımızın mübarek ellerini öptük. Unutamayacağımız şu sözleri söylediler:”Siz Allah’a sevgili olun, biz de sizi sevelim.” Gaye şeyhin Allah’a isyan olmayan emirlerine uyarak Cenab-ı Hakk’a erişmektir. Kuru kuruya, “Şeyhim, şeyhim” diyen birine Kâmil bir zat, “Senin şeyhim şeyhim dediğini ben Allah’ım dersem kurtulurum.” demiş. Şeyhim dememizden maksat onların Kur’ân ve sünnetten çıkardıkları tavsiyelere uyarak Mevla’yı bulmaktır. Rabbimiz kullarını tavsif ederken, “(Öyle mü’minler) ki boş lakırdıdan yüz çeviricidirler.” (Mü’minün 3). Yaşanan anı fiile çevirerek Kur’ân-ı Kerim’in hangi ameli istediğini bilerek “Ebu’l Vakt) (vaktin babası) olmalıyız. Yaşanan her anı amaçlı geçirerek daha ileriye adım atmalıyız. “İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” hadisi şerifi gereğince ilimde, amelde, ibadet ve taatte ilerlemeliyiz. Kendimizi geliştirmek için tatillerimizde programlar yaparak vaktimizi boşa geçirmemeliyiz. Ebul vakt olun, üstadımızı örnek alalım.

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Daha Göster Alemdar

“AK Parti”ye Destek

Yediulya30 Mayıs 2018

Miraç Kandili Programı

Yediulya13 Nisan 2018

Üç Aylar

Yediulya19 Mart 2018

Gönüllü Askerlik Başvurusu

Yediulya2 Mart 2018

Duâya Davet

Yediulya23 Şubat 2018

Kutbu’l-Âktab: “Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks)”

Yediulya12 Şubat 2018

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya