SÂDÂT-I KİRAM (K.S) EFENDİLERİMİZİN NASİHATLERİ

Genç Ortam

1 – Abdulvehhab eş-Şa’rani (k.s) ‘’Meşâriku’l Envâri’l Kudsiyye’’ kitabında der ki:
“Sakın ola ki, Kur’ân’ın ve sünnetin rûhuna uymayan bir yola sûfiyenin yoludur demeyin! Çünkü Kur’ân’ın ve sünnetin kabûl etmediği yol küfür yoludur. Bizim yolumuz ise tamâmen ahlâk-ı Muhammediyye’yi yaşamak ve bütün hayâtımızı Kur’ân’ın emirlerine ve Resûlullâh (a.s)’ın sünnetlerine göre tanzim etmektir.”

“Ehl-i tarîk, insanı Allâh’ın huzûruna kalp huzûruyla çıkmaktan men’eden kötü sıfatlardan temizlenmeye irşad edecek bir mürşid-i kâmile intisâb etmenin mutlaka zarûrî olduğunda icmâ ve ittifak etmişlerdir.”

2 – Selman-ı Farisi (r.a) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
‘’Kul Hakk’a tam itâat ederse, Hakk da onun istediğini muhakkak verir.‘’

3 – Cafer-i Sadık (r.a) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Beş kimseden sakının:

  • Yalancıdan
  • Ahmaktan
  • Bahilden
  • Mürüvvetsizden
  • Fâsıktan.

4 – Bayezid-i Bestami (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
‘’Nefsini murâkabe et, ilme yapış, eşyânın hakîkatini ara, edebini muhafaza et, hadlere dikkat et, Dünyâ’ya kapılma, gâfillerden kaç, sünneti bırakma, ibâdetten ayrılma, ilim ve merhamet sâhibi ol, ahlâkı tamamla. İnsansın İslâm’sın!‘’

5 – Ebul Hasen Harkani (k.s) Efendimize sordular:

  • Kişi kendisinin uyanıklığını ne ile bilir?

O da:

Allâh’ı (c.c) andığın zaman, baştan ayağa Allâh’ın seni andığını duymakla.. dedi.

Sordular:

  • Ahlâk nedir?
  • İşi Allah (c.c) için işlemektir, buyurdu.

6 – Ebu Ali Fârmedi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Talebenin hocasına karşı dili ile saygılı olması gerektiği gibi, söylediğini kalbinden de reddetmemelidir.”

7 – Abdülhâlık Gocdevani (k.s) Efendimize bir derviş sordu:

  • Nefsin istediğini mi yapayım, yoksa istemediğini mi?
  • Bunu tâyinde insanın aklı yanılabilir. Hakkın emrettiği yapılır, nehyettiği yapılmaz. Kulluk bu, dervişlik budur.

Derviş:

  • Sâlikin yoluna şeytan karışır mı?
    Hazret:

Nefsi ifnâ etmenin son hudûduna varmayan bir sâlik öfkeye düşünce şeytan onun yoluna karışır, işini allak bullak eder. Nefsi tamâmen ifnâ eden sâlikte öfke bulunmaz, gazaplanmaz. Yalnız gayret ile öfkeyi karıştırmamak lâzımdır.
Gayret, Allah ve Resûlüne uymakta sebattır. Muhaliflerine karşı davranıştır. Celâdettir. Bu gayret zuhûr edince şeytan kaçar.

8 – Hâce Mahmud Fağnevi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Alenî zikri, dili yalandan, gıybetten, boğazı haram lokmadan, kalbi şüpheden, gözü hıyânetten ve nazardan, gönlü riyâ ve süm’adan, sırrı mâsivâdan pâk eyleyenler yaparlar.‘’

9 – Hâce Ali Ramiteni (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Kendine hiç günah işlememiş bir dille duâ ettir, reddolmaz. Dostun dosta duâsı böyledir. Onun dili sana göre günahsızdır, senin dilin ona göre günahsızdır.‘’

10 – Muhammed Baba Simasi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
‘’Faydasız havâtırdan (duygulardan) kalbi muhafaza etmek lâzımdır.‘’

11 – Hâce Muhammed Bahâuddin Nakşibendi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

  • ‘’Tarîkatımız Sohbetledir. Sohbeti terk eden tarîkatı terk etmiş olur.‘’
  • ‘’Kalplerin büyüklüğü aslında birdir; lâkin onlardaki mârifetlerin büyüklüğü başka başkadır.‘’
  • ‘’Kalbinde bize karşı meyli olanlara muhabbet tohumu ekip gece gündüz onları terbiye etmek bizim vazîfemizdir. Bunun için uzakta olmak fark etmez.‘’
  • ‘’Mürşid, tabibe benzer. Hastanın hastalığını, derdini tesbit eder ve ona göre ilaç verir.’’
  • ‘’Gafletle, öfkeyle veya başka kötü duygularla hazırlanmış yemekte hayır ve bereket olmaz. Çünkü ona nefis ve şeytan karışmıştır.’’
  • ‘’Nefis dâimâ pusudadır, kalbe saldırmak için fırsat kollar.’’
  • ‘’Nefsinizi dâimâ töhmet altında tutun ve ona uymayın. Her kim bunu başarırsa Allah Teâlâ ona sâlih amel işlemeyi nasîb eder.’’

12 – Hâce Alâeddin Attâr (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Bu yola girmeyenlerin yolunu kesen yine kendileridir. Kendilerindeki benlikleridir.’’
‘’İnsanların küllî ilme ulaşamayışları, kendi cüz’î ilimlerinden geçemeyişlerindendir.’’
‘’İrâdesini Hakk’ın irâdesinde, kudretini Hakk’ın kudretinde yok etmeyen HAKK’A varamaz.’’

13 – Hâce Yakup Çerhî (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Her hâlde uyanık olmalıdır. Yerken, yatarken, konuşurken, yürürken, alışveriş ederken, abdest alırken, namaz kılarken, Kur’ân-ı Kerîm okurken, yazarken, ders ve vaaz verirken, bir göz açıp kapayacak kadar Hakk’dan gâfil olmamalıdır.‘’
‘’Birbirini inkâr etmeyen aynı yol erbâbının sohbetleri faydalıdır. Ama sohbet ve arkadaşlık haklarını gözetmelidir. Kâmil ve mükemmil bir zâtın bir bakışı kalbi o kadar temizler ki, uzun riyâzetlerle buna kavuşmak pek zordur.‘’

14 – Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Çok açlık ve çok uykusuzluk dimağı yorar. Hakîkatleri ve incelikleri idrâk etmekten alıkoyar. Bunun için riyâzât ehlinin keşfinde hatâ vakıa olmuştur.‘’
‘’Ferah ve sürur bünyeye kuvvet verir. Uyku dimağı hatâdan muhafaza eder.’’
‘’İbâdet: İlâhî emirleri tutmak, lâyıkıyla amel etmek, nehy ettiklerinden sakınmaktır.’’
‘’Ubûdiyet: Hakk Teâlâ hazretlerine devamlı teveccüh ve ikbâldir.’’
‘’İnsanın yaratılışından maksat taabbüddür. Yâni ibâdet ve ubûdiyettir. Hülâsası ve zübdesi her hâl ü kârda Cenâb-ı Hakk’tan tazarru ve huzü sıfatı ile âgâh olmaktır.’’
‘’Bu yol ihlâs, ihsan, istikamet ve edep yoludur.’’

15 – Hâce Muhammed Zahit (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

‘’Dervişlik, yalnız bir yere çekilip oturmak, gökte uçmak, kerâmet göstermek değildir. Dervişlik; gönlü mâsivâdan, [Allâhü Teâlâ’dan başka her şeyden] yüz çevirmektir. Bir yandan günah işleyip, bir yandan da “Estağfirullah” demek istiğfar değildir. İstiğfar; Allâhü Teâlâ’nın emirlerine uymak, yasak ettiği şeylerden sakınmaktır.’’

16 – Derviş Muhammed (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Bu dünyâ bir imtihan yeridir. Gaflete dalmayın ki, ecel gelir arkadan.”
“Her bir günah, Allâh’ın nehy ettiği bir iştir. Eğer ki affetmezse, karşılığı ateştir.”
“Yâ İlâhî, bu nefsimin elinden kurtulmam için, yardım et kereminden.”

17 – Hacegi Emkeneki (k.s) Efendimiz sık sık şu şiiri okurlardı:

Zaman zaman ölümü hatırlarım, 
Bugün ne olacak ben de bilemem. 
İsteğim Rabbime yakın olmaktır,
Başka ne olursa ona râzıyım.

18 – Hâce Muhammed Bâki (k.s) Efendimizin sözleri:

“Kalbinde ma’rifet-i ilâhî isteği olmayanla sohbet etme, arkadaşlık yapma. İlmini; mevki, makam ve övünmek için vesîle eden âlimlerden, aslandan kaçar gibi kaçınız.”
“Câhil tarîkatçılarla berâber bulunmaktan sakınınız.”
“Mârifetin kısım ve mertebeleri çoktur. İşin esâsı, dînimizin esâsı üzere olmaktır.”
“Oruç tutmak, Allâhü Teâlâ’nın sıfatıyla sıfatlanmaktır. Zîrâ Allâhü Teâlâ yemekten ve içmekten münezzehtir.”
“Bu yolun büyükleri son derece gayretli ve nâziktirler. Onların yolu, hiç eksiksiz Rasûlüllâh’ın yoludur.”
“Rızâ sâhiplerine, belâlar musîbet değildir. Onlar belâları beğenmemezlik etmezler. Çünkü, belâları veren yine Allâhü Teâlâ’dır.”
“Resûlullâh’a tâbi olmak, Ehl-i sünnet vel-cemâat itikâdında bulunmak ve bu büyüklerin nisbetini (bağlılık ve muhabbetlerini) kalbinde saklamak, dünyânın her nimetinden iyidir.”
“Sâdıklar ve hakîkate erenler sözbirliği ile diyoruz ki: “Sırât-ı müstekîm, yâni şaşmayan doğru yol, Ehl-i sünnet vel-cemâatin yoludur.”
“Müslümanlık; yapmak, yaşamak, ahkâm-ı ilâhîyi yerine getirmek demektir.”
“Sözün özü şudur ki: Gönül dostla olmalı, beden de işte bulunmalıdır.”
“Sakın helâl ve haramdan her bulduğunu korkusuzca yiyenlerden olma!”
“Haram ve şüpheli bir lokma yememek için, çok gayret ve dikkat etmelidir.”
“Ümit ipinin ucunu hiçbir zaman elden bırakmamalıdır.”

19 – İmâm-ı Rabbânî Ahmed Faruk Es-Serhendi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

‘’Kalp temizliği, Kur’ân ve Sünnet’e uymak, bid’atlardan kaçmak ve nefsin kötü arzularından sakınmakla olur.’’
‘’Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) tâbi olmak, bid’atlardan uzak durmak ve dinde ihlâslı ve samîmî olmak gerekir.’’
‘’Hak yoluna adım atanın ilk işi itikâdını düzeltmektir. Bu da ancak Ehl-i sünnet ve’l-cemâat âlimlerinin Kur’ân ve Sünnet ’ten elde ettikleri ilme göre olur.’’
‘’Hakîkati şerîatın dışında arayan sûfî, hayâlin peşinde koşmaktadır.’’
‘’Keşif ve ilham, din ilmine uyduğu zaman makbûldür, uymazsa ona itibâr edilmez. Bir ilmin ve içtihadın doğruluğu ilhamla değil, Kur’ân ve Sünnet’le ölçülür.’’
‘’Tam bir ehliyete ve ilmî dirâyete sâhip olmadan, kendi başına Kur’ân ve Sünnet’ten hüküm çıkarmak ve onunla amel etmek câiz değildir.’’
‘’Yolun selâmetle gidilmesi için yolu çok iyi bilen, kâmil bir mürşid gereklidir. Böyle bir mürşidin berâberliği olmadan ilâhî huzûra adım atmak hiç de kolay değildir.’’
‘’Kişi sevdiği ile berâberdir hadîsi gereğince Allâh’ı seven ârifler de hep O’nunla berâberdirler.’’
‘’Cenâb-ı Hakk tarafından kulları irşad görevi verilmiş bir mürşid, insanlık için bulunmaz bir nimettir. Onun kelâmı kalbe devâ, nurlu nazarı nefse şifâdır.’’
‘’İslâm’ın ve Müslümanların aziz olması, küfrün ve kâfirlerin zelil düşmesine bağlıdır.’’
‘’Tasavvuf ve hakîkat menzillerini aşıp geçmekten maksat, rızâ makâmı için gerekli olan ihlâsın tahsilidir, başka şey değildir.’’
‘’Dinimiz dünyâ ve âhiretin mutluluğunu garanti etmiştir. Ancak bunun gerçekleşmesi için îmandan sonra herkese şu üç vazîfe düşmektedir: İlim, amel ve ihlâs.’’
‘’Hak mezheplerin hükümleriyle amel etmeden, kalp Allah’tan gayrı unutacak derecede zikir içinde kaybolmaz.’’
‘’Şehvetlerine uyar, kin, kavga, hîle, düşmanlık, tuzak ve nifakla meşgûl olursan bil ki şeytanların mertebesine inersin.’’
‘’Tasavvuf yoluna girmekten maksat, hakîkî îmâna ulaşıp, ilâhî emir ve hükümleri muhabbetle uygulamaktır.’’
‘’Gönlünden mal, makam, evlat ve nefis sevgisini sür çıkar. Halkın hizmetinde ol. Onları incitme.’’
‘’Sûfîlerin özel olarak üzerinde durduğu tasavvuf ve hakîkat ilimleri dînin hizmetçisidir ve bütün seyrü sülûkten maksat ihlâsın elde edilmesidir.’’
‘’Az veya bütün işlerde âlimlere mürâcaat edip, onların verdiği fetvâya uygun amel et.’’

20 – El-Urvetül Vüskâ Muhammed Ma’sum (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar arasına karışmak, eğer onların haklarını yerine getirmek için olursa zikr olur.”
“Belâların ve şiddetli şeylerin kalkması için istiğfar, tövbe etmek çok faydalıdır.”
“Kulun ıslah olması, kalbinin ıslah olmasına bağlıdır. Fesâdı da kalbin fesâdına bağlıdır.”
“İnsanın izzeti, îmân ve mârifet iledir. Mal ve mevki ile değildir.”
“İnsan her neye kavuşursa, başına ne gelirse bunların hepsi takdir-i ezeliyye iledir.”
“İnsandan bu fâni dünyâda istenen, kulluk vazîfesini yerine getirip, ibâdetleri yapmasıdır.”
“Allâhü Teâlâ insanı beyhûde yaratmadı ki insan kendi hâline terk olunsun; istediğini yapsın, hevâ-yı nefse ve hoşuna giden şeye uysun. Emirlere uymakla ve yasaklardan sakınmakla mükellef kılınmıştır, insan için bunu yapmaktan başka çâre yoktur. Bunu yapmayıp, nefsine, arzu ve hevesine uyanlar, âsi, inatçı olup, Allâhü Teâlâ’nın gazabına uğrarlar ve çeşitli azaplara müstahak olurlar.”
“Vakitleri zikr ve tefekkür ile mâmur etmek lâzımdır. Vakti en mühim işler ile geçirmelidir. Yalnızken ve başkaları ile birlikte iken takvâ ve havf (korku) üzere olmalı ve ölüm ânını düşünüp, tefekkürü terk etmemelidir.”
“Allâhü Teâlâ’nın rızâsını kazanmak için can atarak gayret göstermek, vakti zikr ve tefekkür ile geçirmek lâzımdır. Gecelerin karanlığını istiğfar ile aydınlatmalı (geceleri çok tövbe etmeli) ve bu az vakitte (Dünyâ hayâtında) âhiret azığını hazırlamalıdır.
“Bid’atler yayılıp sünnetler terkedildiği zulmetli zamanda, İslâm ilimlerinin tahsili ve neşri en mühim işlerdendir. Ve Muhammed aleyhisselâm’ın sünnetini yaymak en büyük maksattandır.”
“Günahlardan hemen sonra tövbe yapılırsa ve tövbe günahtan sonra üç saat içinde yapılırsa o günah amel defterine yazılmaz.”
“Tövbe kapısı açıktır. Allâhü Teâlâ raûf ve rahîmdir. Kimse kusurdan hâlî değildir. Ümitli olmalıdır.”
“Kur’ân-ı Kerîm okumak, Allâhü Teâlâ ile tekellüm (konuşmak) olur.”
“Cennet’e girmek ancak rahmet-i ilâhî iledir.”
“Ömrün en kıymetli zamânı gençlik zamânıdır. En kıymetli şey ise mârifetullahdır. Gençliğini en kötü şey olan hevâ ve heves peşinde harcayıp, mârifetullâhı, ömrün en kötü zamânı olan ihtiyarlık zamânına bırakanlara yazıklar olsun!”
“Kıymetli ömrünü bu fâni ve denî, alçak olan Dünyâ için sarf eden kâbiliyetli gençlere çok yazık! Onlar gençliklerini Dünyâ için harcamakla, aldatıcı bir kahpeye âşık olmuşlar, kıymetli cevherleri saksı parçaları ile değişmişlerdir!”
“Son nefes korkusu bir nimettir ki, Hakk’ın dostları bu derde tutulmuş, giriftâr olmuşlardır.”
“Dünyâ hayâtı geçicidir. Bu birkaç günlük hayâtı ganîmet bilip, Allâhü Teâlâ’nın rızâsını kazanmaya sarf etmek lâzımdır. Alçak dünyânın nimetlerine dalmayıp, âhireti istemek lâzımdır. Ebedî olan âhireti ve âhiret nimetlerini kazanmak için çalışmalıdır.”
“Attâr-ı Şiblî kırk sene ağladı ve başını kaldırıp semâya bakmadı. Ağlamasının sebebi sorulunca; “Kabrin korkusundan ve kıyâmet gününün heybetinden ağlamaktayım” dedi. Semâya neden bakmıyorsun? diye sorulunca da “Meclislerde kahkaha atarak çok güldüm. Bu yüzden utanıp başımı kaldırıp bakamıyorum.” buyurdu.”
“İslâmiyet’e uymadıkça, hiçbir vakit mârifet-i ilâhî hâsıl olmaz.”

21 – Şeyh Seyfeddin (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur
‘’Gıdâyı azaltmak vücûdu kuvvet ve tâkatten düşürür. Bizim tarîkımızın pirleri devamlı vukuf kalbi ve şeyh sohbeti esasları üzerine yolu kurmuşlardır. Fazla riyâzat ve açlıkla vücûda meşakkat vermek bazı acayip hallerin ve hârika hayâllerin meydana gelmesine sebep olur. Biz bunları işten saymayız. Bizim gâyemiz ancak zikre devam, Allâh’a teveccüh (yönelmek) ve sünnetlere uymakla, meşrû iş ile iştigâl ve kesret-i envâr ve berakâttır.’’

22 – Seyyid Nur Muhammed Bedvani (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Sokakta fâsıkla, günaha dalmış kimse ile karşılaşmak kalbde zulmet hâsıl eder.’’

23 – Habibullah Mazhar Can-ı Canan Şemsüddin (k.s) Efendimiz söyle buyurmuştur:
“Her kim ki dünyâya düşkün olanlar arasına karışırsa, sohbetin bereketlerine ve tasavvufun nurlarına kavuşamaz! Bir kimse dünyâya düşkün olanlar arasına ihtiyaç olduğu kadar karışır ve hâlis niyetle ve bâtınî nisbetini muhafaza ederek aralarında bulunursa zararı yoktur.”
“Dünyâ mel’ûndur ve dünyâda olan şeylerden Allah için yapılmayanlar da mel’ûndur. Allâhü Teâlâ’nın sevgisi ile Dünyâ sevgisi bir araya gelmez. Allâhü Teâlâ’nın rızâsına kavuşmak için mâsivâyı yâni Allâhü Teâlâ’dan başka herşeyi ve bütün maksatları terk etmek lâzımdır.”
“Takvânın ve verâ’ın (haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmanın) yolu, Resûlullâh’a (aleyhisselâm) mütâbeat, uymak ve onun bildirdiklerini candan kabûl etmektir. Kendi hâlinizi, kitap ve sünnette bildirilen hususlar ile karşılaştırınız. Eğer hâliniz, kitap ve sünnette bildirilen hususlara yâni dînin emirlerine uygun ise makbûldür. Uygun değilse merdûddur, reddedilecektir. Ehl-i sünnet ve cemaat itikâdı üzere olmak lâzımdır.”

24 – Şah Abdullah Dehlevi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Tarîk-ı Nakşi dört meseleden ibâret buyururlardı:

  • Def’i havâtır
  • Devâm-ı huzur
  • Cezbe ve
  • Vâridat

25 – Mevlâna Halid Ziyauddin Bağdadi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Sizlere vasiyetim; hocaya itirâzı terk, Rasûlüllâh’ın dînine ittiba’ ve kendini aradan çekip, yok etmeği bu yolun esâsı biliniz. Bu üçü olmadan bu yolda ilerleme olmaz.”
“Bu yolun büyükleri kendilerine bağlı olanlardan gâfil değillerdir. Onlara kimse kafa tutamaz. Onlara kafa tutanın işi de başı da saadeti de gider.”
“Hanım, çocuklar, mal ve mülk, Allâhü Teâlâ’nın emânetleridir. Emânetlerini istediği zaman alır.”
“Nefs-i emmâreden kurtulmanın alâmeti, insanların kabûlü ile inkârını, övmesi ile ayıplamasını, kabûl veya ret etmelerini eşit görmektir. İnsanların rağbetine sevinip, aramamalarına, etrâfında dolaşmamalarına üzülmek basitlik, büyük akılsızlık ve anlayışsızlıktır.”
“Binlerce keşf ve kerâmeti, bir sünneti ihyâ etmekle eşit tutmak, olgun olmamanın alâmetidir.”
“Hangi şekilde olursa olsun, bu büyüklere bağlılık büyük nimettir.”
“Bu büyüklerin yolunun azını çok biliniz. Bu büyük hânedâna bağlanmayı, iki Dünyâ devlet ve saadetinin sermâyesi kabûl ediniz.”
“En mühim vasiyetim şudur ki; ölümü, âhiret hâllerini ve nimetlerin hakîkî sâhibini unutmayınız. Elden geldiği kadar peygamberlerin Efendisi’nin (aleyhisselâm) sünnetine ittiba’da (uymada) ileri gitmeye çalışınız. Günde bin kere duyulmayacak kadar alçak sesle, Kelime-i tehlîl söyleyiniz. Hem kalbe yönelerek hem de mânâsını düşünerek olsun. Böylece kalpte, hakîkî matlûbdan başka bir şey kalmasın. Zîrâ büyüklerin yolunda, maksûd olan ma’bûddur.”
“Elden geldiği kadar kaç kötü arkadaştan,
Kötü ahbap kötüdür, en zehirli yılandan.Yılan zehir akıtıp, insanı candan eder,
Ama kötü arkadaş, can ve îmandan eder.”

“Günahların çokluğu ümitsizliğe düşürmesin ve bu yoldan şeytâna fırsat verilmesin.”
“İhlâs ne kadar çok olursa, evliyânın yardımı o kadar ziyâde olur.”
“Evliyânın kalpleri, ilâhî nûrların çıkıp geldiği kaynaklardır. Onların hoşnut olduğundan, Hakk Teâlâ da hoşnuttur. Onların kalplerinde yer eden, büyük devlete kavuşmuştur.”
“İnsanoğlu dünyâyı elde etmek uğruna, nice sonsuz devlet ve saadetleri kaçırdı.”
“Bizim yolumuz, İslâm dînine ittiba’ (uyma) yoludur. Herkes elinden geldiği kadar buna çalışmalıdır.”
“Sahih keşifle sâbittir ki, kalbi zikredene, îmânının gitmesi için şeytan musallat olamaz.”
“Bütün gayretle, sünnetin yayılmasına ve bidatlerin yok edilmesine çalışmalı; Müslümanların, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğru i’tikâd üzere olmalarına uğraşmalıdır. Bu işle uğraşmadan yapılan zühd ve ibâdeti; kör, kötürüm ve ihtiyarlar da yapar.”
“Namazın şart ve rükünlerini, sünnet ve edeplerini anlatan kitapları insanlara okuyup, tavsiye ediniz ki, büyük devlettir.”
“İhlâsı olan kurtulur.”
“İnsanlardan gelen sıkıntılara katlanmak, Allâhü Teâlâ’nın beğendiği, Rasûlüllâh’ın sevdiği ve büyük evliyânın özendiği bir ahlâktır.”
“İslâmiyet yolunda en önemli edepler şunlardır: İslâm dîninin ahkâmına tam tâbi olmak, genişlik ve darlıkta sabretmek, rahatlık ve bollukta tam şükretmek, sünneti ihyâ etmek, bid’atten sakınmak, kırıklık içinde devamlı Rabbine yalvarıp yakarmak, Allah’tan başkasının hatıra gelmemesi için çok çalışmak, görmek gözün işi olduğu gibi, huzûru da kalbin işi, melekesi hâline getirmek, hattâ kalbin, Dünyâ ve âhirete âit her şeyden yüz çevirip, hakîkî mahbub, yâni gerçek sevgili olan Allâhü Teâlâ’dan başkasına bağlılığının kalmamasını sağlamak.”

26 – Şeyh Esad Erbili (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

  • Tarîkat erbâbından bir zâta mürâcaattan maksat yalnız zikir telkini değil, sâlikin kâbiliyet toprağına ilâhî mârifet tohumlarının ekilmesidir. Zîrâ zikir telkini tasavvufî kitapların mütâlaası ile de elde edilir. 
  • Namazın başından sonuna kadar huzur ve huşûyu muhafaza etmek evliyânın büyüklerinin ancak güçlükle muktedir olabileceği meselelerden olduğundan, avam için kolay olmadığı açıktır. Şu kadar var ki, namazın herhangi bir rüknünde olursa olsun namaz kılan için o nisbette kabûl ümîdi şüphesizdir. Binâenaleyh namaz kılanlar huzur için mümkün olduğu kadar çalışıp gayret göstermelidirler.
  • Ağlamayı hafif görüp geçmeyelim. Dünyânın servet ve nimetinin çabucak yol olması ve netîcesinin tehlikesi apâşikâr olduğu kadar (Allah aşkı ve korkusundan) ağlamanın da kerâmet, selâmet, saadet ve gelecekteki rahatı da açıktır.
  • Kalbin gaflet bağlamasının başlıca üç sebebi şunlardır:

    1-Şer’î emirlere, edeplere riâyetsizlik (Fâizli muameleler, yalan, gıybet, dedikodu, banyoda göbek ile diz kapağı arasını örtmeme, yatma hâlinde edebe riâyetsizlik gibi şeyler.)
    2-Islâhı için hâriç, gönüllü olarak, gâfil, kalbi isyanlarla siyahlaşan insanlarla oturup kalkmak, gülüp eğlenmek.
    3-Dünyânın israf kabîlinden olan süsüne püsüne itibâr etmek.

27 – Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Nefsin tehlikesinden korunabilmek için şunları tavsiye buyururlardı:
1-Açlık ve az yemek, oruca devam,
2-Az uyumak ve teheccüde devam,
3-Huşû ile ibâdet, mânâsını düşünerek Kur’ân okumak,
4-Zikr-i dâim içinde bulunmak,
5-Sâlih ve sâdıklarla berâber olma.

  • Mü’minler bir köke, bir asla bağlıdırlar ki, o da ebedî hayâtı tahakkuk ettiren îmandır.
  • Mü’minlerin haklarını korumak ve menfaatlerini gözetmekte Allah Teâlâ’dan korkarak, din kardeşliğinizi yapın!.. Kardeşlik olan yerde şefkat vardır.
  • Din kardeşliği, temeli toprak olan sıhrî kardeşlikten daha kuvvetlidir.
  • Bizim yolumuzda teslîmiyet gereklidir. Teslîm olan ilmin en yüksek mertebelerine vâsıl olur.
  • Âlimin teslîmiyeti güç, irşâdı kolaydır. Câhilin teslîmiyeti kolay, irşâdı güçtür.
  • Her mü’min ilmî hâlini, ferâizi dîniyyesini kendisi öğrenmesi farzı ayn’dır. İlmihâlini öğrenmeyen kimse günahkâr olur. İslâm diyârında cehâlet mâzeret sayılamaz.
  • “Eğer ki âlim ilmiyle âmil olmazsa, câhil ilim öğrenmekten vazgeçerse, zengin malında buhl (cimrilik) ederse, fakir de dünyâsı için âhiretini satarsa; helâk onlar için yetmiş kerre…”
  • Cenâb-ı Allâh’ı lâyıkıyla bilmeyenler, Allah Teâlâ’dan korkmazlar. Halbuki Allah Teâlâ’dan lâyıkıyla korkmak lâzımdır.
  • Muvâlât-ı evliyâ (Allah dostlarına muhabbet) ve muâdât-ı âdâ (Allah Teâlâ’nın düşmanlarına düşmanlık) efdâl-i tâattır (İtâatlerin en üstünüdür). Her kim ki Hakk Sübhânehü ve Allah Teâlâ’nın muhabbeti dâvâsı üzerindedir.
  • Eğer mukadder olan musîbet ise ondan kaçmakla kurtulunmaz. O yazılmışsa kaçanlara da oturanlara da isâbet eder. Böylece i’tikâd etmek, kalbe böyle kuvvet ve metânet vermek gerekir.
  • Allah Teâlâ’nın abdinden i’râzının (yüz çevirmesinin) alâmeti, o kulun mâlâya’ni ile iştigâlidir.
  • Dünyâ muhabbeti günâhların pîridir. (Dünyâ sevgisi bütün günâhların başıdır.)

28 – Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (k.s) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

1- İslâm dîni kadar başka hiçbir dinde ahlâk, bu kadar şümullü ve mükemmel olarak ele alınmamıştır.
2- Bizim önemle riâyet etmemiz gerekli olan ahlâkî kuralları medeniyet nedir bilmeyen batılılar bizlere öğretmesin. Bu emânetlere, ahlâkî düsturlara sıkı sıkıya yapışalım. Hem dünyâmızı âbâd edelim hem de âhiretimizi.
3- Biz O’nu (sav) dinleyeceğiz, O’na (sav) tâbi olacağız, sünnetine ittibâ edeceğiz, hadislerinin gereğince amel edeceğiz, ahlâk-ı peygamberî ile ahlâklanacağız ki iki cihân saadetini elde edelim.
4- Bütün gâyemiz Allâh’ın rızâsını bulmak. Dünyâya gelmedeki gâyemiz bu. Bizleri kendisine kulluk için gönderen Allah (cc), kullukta dahi rızâsını gözetmemizi istiyor. Bütün ibâdetlerimiz Allâh’ın rızâsı için olmalı.
5- Din kardeşimizin aç olduğunu duyduk da vicdânımız sızlamıyorsa, ciğerimiz yanmıyorsa îmânımız çok zayıf demektir. Allah muhafaza, böyle zayıf îmânı, bir üflemeyle şeytan alır gider.
6- Bu gecede Rabbimizin rızâsı hızlı yağan yağmurlar gibi akıyor. İnsanlığı cehâlet karanlıklarından kurtaran Kur’ân’ımız bu gecede nâzil oldu. Bin aydan hayırlı. Bin ayı hesâb ettiniz mi? Tam 83 sene yapıyor. Kadir’imiz mübârek olsun.
7- Melekler mü’minlerin namazlarını, terâvihlerini, vaaz dinleyişlerini, zikirlerini seyretmeye gelir ve onlara imrenirler bu gece.
8- Evet, Kur’ân’ımız bu gece indi. Fakat Kur’ân-ı Kerîm’in kıymetini bilemiyoruz. Çocuklarımız gazete okuyor, mecmua okuyor, roman okuyor da Kur’ân okumasını bilmiyor. Kur’ânsız ev haraptır.
9- Yavrular Kur’ân okuyacak evde. O zaman ziynetlenecek ev. Melekler dolacak oraya. Kur’ân’ımız çok şerefli bir kitaptır.
10- Kur’ân, her okunuşunda rûhânî zevk duyuran, hiç usanç vermeyen bir kitaptır.
11- Kur’ân, dünyâyı idâre edecek bir ilâhî nîzamdır.
12- Çocuklarını diri diri gömenler O’nun önünde secdeye kapandılar. Bugün rezil ve perişan olduğumuz, O’ndan ayrıldığımızdandır.
13- Arıcılar bal alırken arıları kovandan uzaklaştırmak için tütsü (duman) verir. Şeytan da bizi sigara içmeye teşvik ederek başımızdan melekleri dağıtmak istiyor. Bilhassa gençlere söylüyorum, aman sigaraya alışmasınlar.
14- Haramlardan sakınmak, başkasının ırzına nâmusuna bakmamak; şehvet gözüyle değil şefkat gözüyle bakmak, hıyânet gözüyle değil siyânet gözüyle bakmaktır.
15- Rızkın helâlinden olması, şüpheli şeylerden uzak durmak ve vera’ ölçüsünde hareket etmekle olur. Rızık helâl olmazsa ibâdet ü tâatten, yapmış olduğumuz evrâd ü ezkârdan mânevî haz alamayız.

Daha Göster Genç Ortam

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya