Prof. Dr. Kadir Özköse

Prof. Dr. Kadir Özköse

Sȗfȋ Gelenekte Uzlaşma Kültürü
Prof. Dr. Kadir Özköse

Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Yüreklerin ortak attığı toplumlarda sosyal hayatta da bütünlük tezâhür eder. İslȃm toplumunda Müslümanlar İslȃm ve insanlık ortak paydasında birleşmek ve bütünleşmek zorundadırlar. Asr-ı saadet döneminde Müslümanlar ayrılıkları değil ortak noktaları öne çıkararak saadet asrını katmerleştirdiler. Târihȋ süreç içerisinde Müslümanlar Endülüs, Selçuklu, Babür ve Osmanlı medeniyetlerinde ortak hâfızayı çalıştırarak insanlığın barış ve huzur deneyimlerini gerçekleştirdiler.

İslȃm toplumlarında uzlaşı kültürü ve ortak hâfızanın teşekkülünde tasavvufun bir zamk işlevi gördüğü bir gerçektir. Sȗfȋler yaratılmışlara Hak nazarıyla bakmayı öğütleyerek kötülük problemini değil güzellik serüvenini işlevsel kıldılar. Ȃlemde her varlık Hakk’ın esmȃ tecellîsi olduğuna göre, yaratılışın esâsında güzellik ve kemâliyet vardır. Cüneyd-i Bağdȃdȋ (ö. 297/909)’nin ifâdesiyle, ȃrif kişi toprak gibi olup iyi ve kötü insanların hepsinin üzerine basmasına tahammül etmedikçe, bulut gibi olup her şeye gölge yapmadıkça ve yağmur gibi olup sevdiğini ve sevmediğini sulamadıkça ârif olamaz.1 Sȗfȋ toprak gibidir. Her türlü madde kendisine atılır ama toprak tüm kirli malzemeleri absorbe eder ve temizler. Sȗfȋ bulut gibidir. Bulutun yağmur suyunu her coğrafyaya serpmesi gibi sȗfȋ de rahmet nazarından herkesi istifâde ettirir. Hamdun Kassȃr (ö.271/884)’ın tavsiyesine kulak verecek olursak, o der ki; “Sûfîlerle yoldaş olunuz. Çünkü onlar yapılan kötü hareketler için birçok te’vil ve mâzeret bulurlar. Başkalarını mâzur görerek affeder, kendilerini ve nefislerini kötüler ve kınarlar.”2 Kassȃr bizleri sȗfȋlerle yoldaş olmaya dâvet etmektedir. Zîrâ sȗfȋ, kötüleyen, karalayan ve lekeleyen bir insan değil kabahati başkasından önce kendisinde arayan şahsiyettir. Buna göre tekke terbiyesi başkasının üzerinden geçinmeyi değil başkalarına destek olmayı öngörmektedir. Tarîkat eğitimi başkalarının kötülüklerini dillendirmeyi değil sȗfȋnin özeleştiri yapmasını öngörmektedir. Çünkü derviş elleri yahşi, kendini yaman bilir.

Sȗfȋ tüm canlılarla barışıktır. Kozmik ȃlemdeki âhengi okuyup varlıkların diline âşinâ olur. Herkese şefkat gösterirken, herkese iltifat ederken, herkese insafta bulunurken o kendi nefsiyle kavgalıdır. Sȗfȋ her canlıya müsbet ve yapıcı bir nazarla bakarken kendi nefsine güvenmez. Tüm kardeşleriyle emniyet içerisinde yaşarken o kendi nefsinden emîn olamaz. Nefsiyle uzlaşı gerçekleştiremez. Bir an bile olsa kendini nefsiyle başbaşa bırakmaz. Nefsini hayırla meşgûl etmediği zaman nefsinin kendisini şerle meşgûl edeceğini bilir. Dolayısıyla tasavvufta kişinin nefsiyle uzlaşı sağlaması düşünülemez. Nefsine karşı çetin bir mücâdelenin içine girmelidir. Zîrâ tasavvuf sulhu olmayan bir savaştır.3 Halil-i Siirdî, dervişin nefsiyle mücâdelesini şu şekilde özetlemektedir:

Bir işin olursa asla sen nefsine danışma
Sen eğer tatta isen yine de kork ona

O seni hayr işlemekle çünkü aldatabilir
Nice farzlar ve hukuklardan alıkoyabilir

Her ne iyilik hâlisen Allah için yapar isen
Ölümünden sonra bil ki tek odur fayda veren

Kalbine bir iyilik düşse hemen yap ve eğer
Kötülük düşse kindendir onu yapma ciğer.4

Sȗfȋnin uyanık olacağı, teslim bayrağı çekmeyeceği ve uzlaşamayacağı ikinci güç şeytandır. Sȗfȋ meleklerle yoldaş olur, şeytanla değil. Sȗfȋ ilhamlara mazhâr olur, vesveselere değil. Şeytânın ve avanesinin her türlü fitnesine karşı tepkili olan sȗfȋ, şeytânın saldırılarına karşı hazırlıklıdır.

Nefs ve şeytanla barışık olmayan hattâ onları boyunduruğu altına alan sȗfȋ, üçüncü noktada günahlarla da uzlaşı sağlayamaz. Her türlü kötü ahlâka düşme korkusu yabânî hayvanların saldırısına uğrama korkusundan daha felâkettir. Haramlarla iştigâl, günah olan ortamlara katılım, kötü ahlâklara müptelâ olmak onun için azaptır. Sȗfȋ günahkȃrlara değil günahlara karşı mesafelidir. Hangi günâhı işlerse işlesin her türlü günahkȃrı dergȃhına dâvet eder. Zîrâ o su gibi her türlü kirleri temizler, ateş gibi her türlü kötülükleri yakar, iksir gibi her türlü ölü tipleri diriltir, köprü gibi her türlü uçları birleştirir. Sȗfȋ kin ve garazı çoğaltmayı değil her türlü öfke selini kurutmayı hedefler. Buna göre sȗfȋnin günaha müsâmahası, harama müsaadesi, kötülüğe katkısı düşünülemez.

Sȗfȋnin tüm toplum katmanlarıyla ilişkisi sıcaktır. Arka sokaklar dervişlerden sorulur. Geceler dervişlerin hayâtiyet zamânıdır. Tekkeler garip gurebânın, fakir fukarânın, yetim ve yoksulların sığınağıdır. Başedilemeyen toplumsal çatışmalar Allah erlerinin devreye girmesiyle sulha dönüştürülür. Emeğin savunucusu, mâsumların avukatı, kimsesizlerin kimsesi olan, dervişler zümresidir. Haklıya hakkının tevzii edilmesinde sȗfȋler gayretkeş ve doludizgin olurlar. Haklı olduktan sonra kişinin mezhebine, meşrebine, tarîkatına, dînine, etnik yapısına ve cinsiyetinin farklılığına bakılmaz. Adâlet mevzu bahis olunca onlar güçlünün değil zayıfın yanında yer alırlar. Dolayısıyla sȗfȋlerin zâlimlere arka çıkması, emperyal emellere göz yumması, haksız saldırılara sessiz kalması düşünülemez. Sȗfȋler can, mal, ırz, inanç ve aklın muhafazasında herkesin beklentisine cevap, herkesin ıstırâbına çâre olmak için toplumun tüm katmanlarıyla uzlaşı sağlarlar. Allah dostları herkesi olduğu gibi devlet büyüklerini de irşâd eder, onlara da nasihat ederler. Allah dostlarının siyâsîlerle irtibâtı her türlü politik hesaptan uzak, her türlü beklentiden öte bir ilişkidir. Onlar devlet erkânının siyâsȋ makamlarını uğrak yeri yapmaz, siyâsîlerin kapısında nöbet tutmaz, asla hiçbir güç odağıyla kirli ilişkilere girmez. Onlar vicdanları sızlatan alâkalara koyulmazlar. Dolayısıyla dervişânın hizipçiliği, partizanlığı ve cemaat taassubu olmaz. Allah dostları muhabbet adamlarıdır. Onlar sevgiden beslenir, muhabbetle sevenlerini bağırlarına basarlar. Tasavvuf erbâbı başkalarının kendilerine hizmetkȃr kılınmasını, kendilerinin merkeze oturtulmasını istemez, kendilerinin haklılığını iddia etmek yerine çorak arazileri sulamaya, câhil toplumları aydınlatmaya, muhtaç kimselere hizmet etmeye çalışırlar.

Sȗfȋler mûtedil, iyi niyetli, hasbi, fedâkȃr, hamiyetperver, anlayışlı, idrak sâhibi, hoşgören, saygı duyan ve seven zümreler olmakla birlikte kritik edebilen, analitik düşünebilen, eşyânın künhüne vâkıf olabilen, sebep-sonuç ilişkilerini iyi kurabilen, basîret ve firâseti açık olan, artniyetlileri görüp onları iyi niyete sevkeden isimlerdir de aynı zamanda. Dervişin kaba, bön, hırçın ve bağnaz olması düşünülemeyeceği gibi ahmaklığı da olamaz. Kimseyi aldatmadığı gibi kimsenin oyununa da gelmez. Sȗfȋ ibnü’l-vakt veya ebü’l-vakttir. Zamânın akıntısına kapılmaktan çok kendilerini zamânın akışını değiştirecek güç hâline getirirler. Sȗfȋ etkilenen değil etkileyendir. Edilgen değil aktif rol sâhibidir. İnsanlığı diriltmeye çalışan sȗfȋ, insanlık idealinde uzlaşı imkânlarını yaygınlaştırırken karanlık odaklara kapalıdır. Sâlihler ve sıddîklarla berâberliği insan-ı kâmillerle güçlü râbıta kurmayı öngörmekle berâber, onlar insanlık harâmîleriyle ortak paydada bulunmazlar. Şer odakların ocaklarına su taşıyan safdillerle ortak hareket etmezler.

Özetle, tasavvuf geleneğinde uzlaşı insaf ehliyle olur. Sȗfȋ tecrübede uzlaşı hayırda olur. Uzlaşı iyilik uğrunda ortak mücâdeleyle olur. Uzlaşı hılfu’l-fudul anlayışında olur. Uzlaşı başarıda olur. Uzlaşı samîmiyette olur. Uzlaşı insanların kurtuluşunda olur. Uzlaşı dünyâ ve âhiretin îmârında olur. Yakanlar, yıkanlar, terörize edenler, şiddet sarmalına bürünenler, taşeron örgütler, şer odaklar, insafsız güçler, İslȃm ve insanlık düşmanlarıyla uzlaşı olmaz.

Dipnotlar:
1 Ebu’l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyrȋ, er-Risaletu’l-Kuşeyriyye fi ilmi’t-tasavvuf, haz. Ma’ruf Zerrik & Ali Abdulhamid Baltacı, Daru’l-Hayr, Beyrut 1993, s. 315.
2 Ebû Nasr es-Serrâc et-Tûsî, el-Luma’, thk. Abdülhalim Mahmud & Abdülbaki Sürur, Kahire 1960, s. 46; Kuşeyri, er-Risale, s. 280.
3 Kuşeyrȋ, er-Risȃle, s. 149.
4 Halil-i Siirdî, Nelıcu’l-Enâmu’l-Arabî, haz. Zeynelabidin el-Amedî, ÖzdemirYayınları, Diyarbakır 2011, s. 158; Bülent Akot, Halil-i Siirdȋ Hayatı, Eserleri ve Tasavvuf Anlayışı, İlȃhiyȃt Yayınları, Ankara 2013, s. 80-81.

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Prof. Dr. Kadir Özköse

Teveccüh Ölçütleri

Yediulya9 Haziran 2017

Yûnus Emre’nin Tapduk Emre’de Gördüğü Dost Yüzü

Yediulya8 Haziran 2017

Hâlidiyyenin Tesir Halkası

Yediulya5 Nisan 2017

Sûfî Gelenekte Aklın Fonksiyonu

Yediulya11 Şubat 2017

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin İlmî ve Tasavvufî Gelişim Seyri

Yediulya7 Şubat 2017

Prof. Dr. Kadir Özköse

Yediulya18 Kasım 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya