Prof. Dr. İsmail Yiğit

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Bâzı rivâyetlerde Hz. Âdem’in vefatından sonra, onun nesli arasında liderliğin oğlu Şît (a.s)’a geçtiği ve onun da babası gibi peygamber olarak görevlendirildiği bildirilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimiz de, Allah Teâlâ’nın Şît’i peygamber olarak görevlendirdiğini ve ona 50 sahife verdiğini söylemiştir. Ancak Kur’ân-ı Kerim’de Şît (a.s.) hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerim’de ismi zikredilen ve kendilerinden bahsedilen peygamberlerin tarih sırasıyla ikincisi İdrîs (a.s.)’dır. Müslüman müelliflerin çoğu Hz. İdrîs’in Nuh’un (a.s.) babasının dedesi olduğu görüşündedir. Ancak onun Nuh’un dedesi olduğu da söylenmiştir. Kaynaklarda soy kütüğü şöyle verilmektedir: İdrîs/Ahnuh b. Yâred b. Mehlâil b. Kaynân b. Anûş b. Şit (a.s.) b. Âdem (a.s.).

Tefsir, tarih ve peygamber kıssalarına dair eserlerde, kalemle ilk yazı yazan ve ilk kez elbise dikip giyen kimsenin İdrîs olduğu kaydedilmektedir. Buna göre, daha önceki insanlar hayvan derilerini giymişlerdir. Bu bakımdan İdrîs (a.s.), terzilerin piri kabul edilir. Ona İdrîs adının, Allah tarafından gönderilmiş olan kitapları ve İslâm ahkâmını çok okuduğu ve bunlardan ders yaptığı için verildiği de söylenmiştir.

KUR’ÂN-I KERİM VE HADİS KAYNAKLARINDAKİ BİLGİLER
Kur’ân-ı Kerim’de, İdrîs (a.s.)’ın adı iki yerde geçmekte ve buralarda onun peygamberliğinin yanı sıra bazı ahlâkî faziletlerine işâret edilmektedir. İsminin ilk olarak zikredildiği Meryem sûresinde onun hakkında şöyle denilmektedir:

“Ey Muhammed! Kitap’ta İdrîs’e dair söylediklerimizi de hatırla! Şüphesiz İdrîs, özü-sözü doğru/sıddîk bir peygamberdi. Biz onu yüce bir makâma yükselttik. İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği, peygamberlerden, Âdem’in soyundan, Nuh ile taşıdıklarımız neslinden, İbrâhim ve İsrâil’in soyundan ve hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Kendilerine Rahmân’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.” (Meryem Sûresi, 19/56-58).

Görüldüğü gibi kendisinden bahsedilen üç ayetin ikisinde, Hz. İdrîs’in özü sözü dosdoğru bir peygamber olduğu hatırlatılmakta, ayrıca Cenâb-ı Hak tarafından yüce bir makama (mekânen aliyyen) yükseltildiği haber verilmektedir. Üçüncü ayette ise, bu sûrede daha önce isimleri ve bazı sıfatları zikredilen Zekeriyyâ, Yahyâ, İsâ, İbrâhim, İshak, Yakup, Musa, İsmail ve diğer peygamberler gibi, İdrîs’in de kendilerine nimet verilen peygamberlerden, insanlar arasından seçilen ve hidayete erdirilenlerden, Allah tarafından gönderilen ayetler okunduğunda ağlayarak secdeye kapananlardan olduğu bildirilmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İdrîs’ten ikinci olarak Enbiyâ sûresinde bahsedilmiş ve hakkında şöyle buyurulmuştur:

“Ey Muhammed! İsmail, İdrîs ve Zülkifl hakkında anlattığımızı da hatırla! Onların her biri, sabredenlerdendi. Biz de onları rahmetimize dâhil ettik. Onlar hakikaten sâlih kişilerdendi.” (Enbiyâ sûresi, 21/85-86).

Bu iki âyette ise, isimleri verilen Hz. İsmail, Hz. Zülkifl ve İdrîs’in, sabır sahibi kullardan ve salih insanlardan olduğu, bu hasletleri dolayısıyla Allah’ın rahmetine dahil edildiği hatırlatılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. İdrîs hakkında verilen bilgi bunlardan ibarettir. Ancak bu âyetlerin tefsirinde müfessirler, İdrîs’in (a.s.) yükseltildiği bildirilen “mekânen aliyyen/yüce bir mekân” tabiri üzerinde geniş şekilde durmuşlar, bu sözle neyin kasdedildiği hususunda farklı yorumlar yapmışlardır. İlk olarak yüce mekanın manevî bir mertebe olabileceği ihtimâline işaret ederek, bu ifâdeden, Cenab-ı Hakk’ın İdrîs’e peygamberlik bahşetmesi ve ona otuz sahife/suhuf indirmesinin kastedildiğini söylemişlerdir. Allah Teâlâ’nın Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) için, “Biz senin şânını yücelttik.” (İnşirâh sûresi, 94/4) buyurmasını, bu ihtimâli kuvvetlendirici bir delil olarak zikretmişlerdir. Bu arada, bu ifadeye ikinci bir anlam verilmiş, bu tabirle Allah Teâlâ’nın, Hz. İdrîs’i semâya çıkardığının kastedildiği söylenmiştir. Bu ikinci ihtimal ile Rasülullah’ın (s.a.v.) ulvî âlemlere yükseltildiği Mîrâc mucizesi esnasında, semanın katlarında görüştüğü peygamberlerden birinin Hz. İdrîs olması arasında bağlantı kurulmuş ve onun çıkarıldığı dördüncü kat semâda hâlen yaşamakta olduğunu ileri sürenler olmuştur. Yine, onun altıncı kat veya yedinci kat semâda olduğunu kabul edenler de vardır. Ancak Sevgili Peygamberimiz, Mirac yolculuğu esnasında, semanın katlarında, Âdem, Îsâ, Yûsuf, Hârûn, Mûsâ ve İbrâhim (.s.) peygamberle de buluşup görüşmüştü. Bu görüşmeler dikkate alınarak, (Hz. Îsâ’nın özel durumu hariç) bu peygamberlerin semânın katlarında hâlâ yaşamakta olduğuna dair bir görüş veya düşünce ortaya atılmamıştır. Dolayısıyla, onlardan sâdece İdrîs’in, şimdi de hayatta olup semânın dördüncü katında bulunduğu neticesini çıkarmak oldukça zordur. Bu ihtimali öne çıkaranlar, iddiâlarını ispat hususunda, iknâ edici deliller ileri sürememişlerdir. Âyette geçen “yüce mekân” ile semâ katının kastedildiği görüşünü taşıyanlara karşı, Mevdûdî’nin cevabı şöyledir: “Âyetteki yüce mekânın açık anlamı, Allah’ın İdrîs’i, yüksek bir makâma erdirmesidir.” (Tefhîm, İstanbul 1996, III, 225).

İdrîs’in (a.s.) yükseltildiği bildirilen yüce makamla ilgili olarak Hasen-i Basrî’ye nisbet edilen bir görüşe göre ise, yüce mekândan maksat Cennettir ve İdrîs (a.s.) oraya konulmuştur (İbn Kesîr, Tefsîr (Beyrut 1970), IV, 466).

Hadis kaynaklarında Hz. İdrîs hakkındaki bilgiler, Mîrâc esnasındaki bu görüşme ile sınırlıdır. Bu konudaki rivâyetlerin çoğuna göre Peygamber Efendimiz, Hz. İdrîs ile dördüncü kat semada karşılaşmıştır (Bu rivayetler için bkz. Buhârî, Salât, 1; Enbiyâ, 4, 5; Müslim, İmân, 259, 263-264; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 143).

Tefsir kaynaklarında bu ayetlerin tefsiri yapılırken, İdrîs (a.s.)’a verilen peygamberlik görevi ve ona indirilen otuz sahife yanında, kalemle yazı yazan, elbise diken, hesap ve yıldız ilmiyle meşgul olan ilk insan olduğu hususu üzerinde de durulmuştur.

Görüldüğü gibi, Kur’ân-ı Kerim ve hadislerde, İdrîs’in (a.s.) ne zaman ve hangi kavme gönderildiği veya peygamberlik görevi sırasında yaşadıkları hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

DİĞER KAYNAKLARDA ANLATILANLAR
Tevrat ve Ehl-i Kitab’ın elinde bulunan diğer dînî kitaplarda, Hz. İdrîs hakkında daha geniş bilgiler bulunmaktadır. Bu kitaplarda İdrîs (a.s.)’ın, Allah tarafından göğe yükseltildiğinden de bahsedilmiş; Kitab-ı Mukaddes’de “Allah’ın İdrîs’i kendine aldığı”, Talmut’da ise, “İdrîs’in göğe yükseltildiği” bildirilmiştir. Müslüman âlimler tarafından gündeme getirilen Hz. İdrîs’in hâlâ hayatta olduğu hakkındaki düşüncelerinin kaynağının bu bilgiler olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu bilgilerin doğruluğunu ispat mümkün değildir.

Müslüman müellifler bu konuda Kitab-ı Mukaddes ve Ehl-i Kitâb’ın elindeki diğer dini metinlerdeki bilgilerden faydalanmışlardır. Yazdıkları tarih, tabakât, kısas-ı enbiyâ ve tefsir kitaplarında Hz. İdrîs hakkında oldukça farklı rivayetler aktarmışlardır. Aralarınrda İdrîs’in İsrailoğulları peygamberlerinden olduğunu ileri sürenler olmakla birlikte, onların ekseriyeti, İdrîs’in Hz. Nuh’tan önce yaşadığını kabul etmişlerdir. Onun Kitâb-ı Mukaddes’te Yared oğlu Hanok/Ahnuh adıyla zikredilen şahıs olduğu görüşündedirler. Tevrat’a göre Hanok, 300 yıl Allah ile yürümüş, 365 yaşında iken gözden kaybolmuş, yani onu Allah almıştır (Tekvin, 5/21-24). Hanok hakkında daha geniş bilgi veren Talmut’da, Âdemoğullarının, Nuh’tan önceki dönemde bozulmaya başlaması üzerine, Allah Teâlâ’nın, insanlardan uzak zâhidâne bir hayat süren Hanok’u, bir melek vâsıtasıyla, insanların arasına karışmak ve onları doğru yola çağırmakla görevlendirdiği, bu ilâhî emir üzerine inzivâdan çıkan Hanok’un Allah tarafından kendisine gönderilen vahyi insanlara tebliğ ettiği zikredilir. Bunun ardından insanların ona inanarak, Allah’a ibadet etmeye başladıkları, Hanok’un halkı âdil bir şekilde 350 yönettiği; bu iyilikler dolayısıyla Yüce Allah’ın, mü’min kullarına her türlü nimeti ihsan ettiği belirtilir (bkz. Mevdûdî, Tefhîm, III, 225).

Diğer taraftan Eski Mısır Medeniyeti araştırmacılarından bâzıları, İdrîs isminin Eski Mısır dinindeki “Oziris” kelimesinin Arapça karşılığı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Efsaneye göre, Oziris, insanlığın ilk öğretmenidir, ziraat ve bâzı sanatlar yanında insanlara pek çok bilgi öğretmiştir. Oziris daha sonra semaya çıkmış ve köşkünü orada kurmuştur. Bu bilge kral veya peygamber daha sonraları Eski Mısırlılar tarafından tanrı sayılmıştır. Onun tanrı kabul eden eski Mısırlılara göre, ölen her insanın ameli tartılır; iyilikleri çok olanlar, Tanrı Oziris’e kavuşurlar (bk. Tantâvî, el-Cevâhir fî tefsîri’l-Kur’ân (Beyrut 1991), X. 41).

Bâzı tarih kitaplarında ise, İdrîs’in Eski Mısır’ın başkenti Menuf’ta doğduğu, krallara mahsus “Hermes” unvanını taşıdığı bildirilmiştir. Bu kitaplarda onun, Mısır’dan çıkıp yeryüzünün çeşitli bölgelerini dolaştığı, sonunda Mısır’a dönüp 82 yaşında iken göğe yükseltildiği kaydedilir. Bâzı tarihçiler de, onun Irak’ta Bâbil’de doğup-büyüdüğü, çocukluk yıllarında, babasının dedesi olan Şît’in (a.s.) ilmini öğrendiği, olgunluk yaşına ulaşınca peygamber olarak görevlendirildiği ve halkı Hz. Âdem ve Şît’in dinine çağırdığını kabul etmişlerdir. Ayrıca onun daveti sırasında büyük sıkıntılarla karşılaştığını, kendisine az sayıda bir grubun iman ettiğini, ekseriyetin ise ona düşman kesildiğine ve sonunda onun ve kendisine iman edenlerin Bâbil’den Mısır’a hicret etmek zorunda kaldıkları, tebliğ faâliyetini orada yürüttüklerini söylemişlerdir (Bu rivayetler için bkz. Tabbâra, Kur’an’da Peygamberler ve Peygamberimiz (İstanbul 1982), s. 65-66). Bu arada müslüman tarihçi ve coğrafyacılardan Bîrûnî, Hermes’e İdrîs de denildiğini, bâzılarının ise Buda’yı Hermes olarak kabul ettiklerini nakletmektedir (el-Âsâru’l-bâkiye (Leipzig 1923), s. 20).

İdrîs nebî motifi, tasavvuf ve tekke şiirinin yanı sıra divan ve halk edebiyatında da geçmektedir. Mîrâciyelerin çoğunda Hz. İdrîs’in “Biz onu yüce bir mekâna yükselttik” ayetine dayandırılan semaya urûcuna yer verilmektedir (Harman, İdrîs”, DİA, XXI, 480).

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Prof. Dr. İsmail Yiğit

Üzeyir (as)

Yediulya11 Şubat 2017

Hz. Zekeriyyâ (as)

Yediulya9 Şubat 2017

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya3 Eylül 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya12 Mart 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya