Prof. Dr. İsmail Yiğit

Prof. Dr. İsmail Yiğit

KURTULUŞ GEMİSİ VE TÛFAN
Birkaç asır boyunca bütün zorluklara göğüs gererek davetini kesintisiz devam ettiren Nuh (as), artık kâfirlerin îman etmeyeceklerini, üstelik yaşadıkları sürece diğer insanları da saptıracaklarını, çocuklarını da kendileri gibi yetiştirmeye çalışacaklarını ve bu hususta onları zorlayacaklarını kesin olarak anlamıştı. Neticede müşriklerin emrinden çıkmadığı zâlim hükümdarı ve kendisine karşı kötülüklerini bütünüyle şiddetlendiren kavmini Allah’a havâle etti. Allah’tan inkârcıları helâk etmesini, inananları ise bağışlamasını istedi:

“Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç birini yeryüzünde bırakma! Çünkü onları yeryüzünde bırakırsan, senin kullarını hak yoldan çıkarırlar. Onlar doğurdukları çocukları da ancak kâfir ve günahkar olmaya zorlarlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime mü’ min olarak girenleri, mü’min erkekleri ve kadınları affet. Zâlimlerin ise sâdece helâkını artır.” (Nûh sûresi, 71/ 26-28).

“Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Şüphesiz kavmim beni yalanladı. Artık benimle onlar arasında hükmünü ver de, beni ve bana iman edip benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.” (Şuarâ sûresi, 26/ 117-118).

Nuh’un (as) duâsını kabul eden Allah Teâlâ, ona kâfirleri suda boğarak helâk edeceğini, kendisini ve mü’minleri ise kurtaracağını haber verdi. Bu arada, artık hiç bir kimsenin îman etmeyeceğini bildirip, sözlerinin yalanlanması ve dâvetinin reddedilmesi sebebiyle üzülmemesini tavsiye etti. Bunun ardından ona öğreteceği şekilde bir gemi yapmasını emretti ve geminin yapımı süresince müşriklerin kendisine zarar veremeyeceğini bildirdi. Ayrıca ona artık kâfirlerin kurtuluşu için duâ etmekten vazgeçmesini söyledi.

Nuh (as), Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde mâhir bir marangoz gibi gemi yapımına başladı. Onu gemi yaparken gören müşrikler, peygamberliği bırakıp marangozluğa mı başladığını ve gemisini karada mı yüzdüreceğini sorarak onu alaya alıyorlardı. Onun kendilerinin suda boğulacakları hakkındaki sözlerini de yalanlıyorlardı. Nuh (as) ise, başlarına gelecek şiddetli tûfan azâbını yalanlamaları sebebiyle alaya alınacakların kendileri olduğunu söylüyordu (Hûd sûresi, 11/36-39).

Nuh (as), titiz bir çalışma sonunda gemi yapımını tamamladı. Bu günlerde yeryüzünden sular fışkırıyor ve şiddetli yağmurlar yağıyordu. Suların yükselmeye başladığı sırada Allah Teâlâ, Nuh’a (as) her canlı türünden bir erkek bir de dişi olmak üzere birer çifti; ayrıca îman etmeyen karısı ve bir oğlu hariç, aile fertlerini ve az sayıdaki diğer mü’minleri gemiye almasını bildirdi.

“Biz de vahyedip bildirdik ki, nezaretimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır/tennûr kaynayıp kabarınca, her cinsten eşler halinde birer çift ve bir de aile fertlerinden daha önce kendileri aleyhinde hüküm verilmiş olanların (bir oğlu ve bir karısı) dışındakileri gemiye al. Zulmetmiş olanlar hakkında bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır..” (Mü’minûn sûresi, 23/27).

Rivâyetlere göre, üç katlı geminin alt katı vahşî hayvanlara, orta katı insanlara üst katı ise kuşlara ayrılmıştı. Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde, geminin eni, boyu, yüksekliği, diğer özellikleri ve ne şekilde yüzdüğü hususlarında bilgi yoktur. Tefsir, kısas-ı enbiyâ ve tarih kitaplarında bu hususlarda aktarılan bilgiler, ya Ehl-i Kitap’tan nakledilmiştir veya bâzı tahmin ve yorumlardan ibarettir.

Yerden fışkıran sular ve şiddetli yağmurlarla sular gittikçe yükselmişti. Bu sırada Nuh (as), verilen emirle kendisi de gemiye bindi, ona verilen mükâfat olarak gemi, Allah’ın himayesinde, dağlar gibi dalgaların arasında rahat bir şekilde akıp gidiyordu. Kur’ân-ı Kerim, korkunç tûfan olayını şöyle açıklamaktadır:

“Nihâyet emrimiz gelip, su o tandırdan fışkırmaya başlayınca, Nuh’a şöyle dedik: ‘Her hayvan türünden birer çift ile boğulmalarına hükmetmiş olduklarımız hariç aile fertlerini ve iman edenleri gemiye yükle.’ Zâten onunla beraber pek az kimse iman etmişti.

Nuh, kavminden iman edenlere dedi ki: ‘Gemiye bininiz; onun yüzmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz rabbim, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.’ Gemi, içinde onlar olduğu halde, dağlar gibi yükselen dalgalar üstünde seyrediyordu…” (Hûd sûresi, 11/40-42).

“Nihâyet Nuh, rabbine şöyle duâ etmişti: ‘Şüphesiz ki, ben mağlup oldum, bana yardım et!’ Bunun üzerine, Biz de, bardaktan boşanırcasına bir yağmur ile göğün kapılarını açıverdik. Yeryüzünü de yarıp kaynaklar fışkırttık. Böylece takdir edilen bir iş için, yerin ve göğün suları birleşiverdi. Biz de Nuh’u, çivilerle birbirine tutturulmuş tahtalardan yapılmış gemiye bindirdik. Kavmi tarafından inkâr edilen Nuh’a bir mükâfat olarak, o gemi gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Biz, bu hadiseyi bir ibret olarak bıraktık. Hiç düşünen var mı? Azâbım ve uyarılarım nasılmış gördünüz mü? Muhakkak biz, bu Kur’ân’ı düşünülüp ibret alınsın diye kolaylaştırdık. Hiç düşünen var mı?” (Kamer sûresi, 54/ 10-17).

HZ. NUH (as)’IN OĞLU VE HANIMI DA BOĞULANLAR ARASINDA
Nuh’un (as) oğullarından biri iman etmemişti. Nuh (as), tûfan başlarken babalık şefkatiyle onu da gemiye çağırdı. Ancak o, bu hassas anda dahi babasının çağrısına kulak asmadı. Dağa çıkarak boğulmaktan kurtulabileceğini söyledi. Nuh (as), kâfirlere verilen bu cezâdan ancak iman edip gemiye binmekle kurtulacağını söylediyse de, dinlemedi ve bir süre sonra dalgalar arasında boğuldu (Hûd sûresi, 11/42-43).

Nuh (as), bu oğlunu kurtarması için yalvarırken, Allah Teâlâ’ya önceden aile fertlerini kurtaracağı va’dinde bulunduğunu söylemişti. Ancak Allah, ona sâdece iman edenlerin ailesinden sayılacağını; boğulan oğlunun ise, peygamberliğini inkâr ettiği için, ailesinin dışında kaldığını bildirdi. Mü’min bir kimse ile öz evlâdı da olsa bir kâfir arasında bir velâyetin olmadığını, mücâdelenin aileler arasında değil, iman edenlerle kâfirler arasında yaşandığını hatırlattı. Kendisine iman etmeyen bu oğlunun gayr-i sâlih bir amel sahibi olduğunu ve aile dışı sayıldığını bildirdi. Ayrıca, mâhiyetini bilmediği bir şeyi istemekle câhillerden olmaması hususunda onu uyardı. Bunun üzerine, Nuh (as), işlediği bu hatâdan tevbe ederek Allah’ın rahmetine sığındı (Hûd sûresi, 11/45-47).

Hz. Nuh (as)’ın küfürde inat eden karısı da, boğulanlar arasındaydı. Çünkü o da, Lût (as)’ın karısı gibi, kocasının peygamberliğini kabul etmemişti. Bu iki kadın, peygamber hanımı olsalar da, iman etmedikleri için kâfirlerle birlikte azâba çarptırıldı. Çünkü imanın olmadığı yerde akrabalığın bir faydası yoktu. Peygamberlerin oğlu veya eşleri olmak, bir fayda vermiyor, acı sonucu değiştirmiyordu (Tahrim sûresi, 66/10). Küfrün akrabalık ilişkilerini büyük ölçüde kopardığı, dostluk ve sevgiyi ortadan kaldırdığı bir gerçektir. Mü’minlerin, iman etmeyen anne, baba ve kardeşlerine karşı dostluk beslemelerinin yasaklanması da bunu göstermekmektedir (Mücâdele sûresi, 58/22).

TÛFANIN SONA ERMESİ
Nuh Tûfanı, benzeri görülmeyen korkunç bir felâket oldu. Her yeri kaplayan ve gittikçe yükselen sularda kâfirlerin tamamı ve diğer canlılar boğulurken sâdece Nuh’un (as) gemisindeki mü’minler ve gemiye alınan diğer canlılar kurtulmuştu. Rivayetlerde kurtulanların sayısı hakkında, 7 ilâ 80 arasında rakamlar verilmektedir. Allah Teâlâ, müşriklerin boğulmasının ardından yeryüzüne suyunu yutmasını, göğe de yağmuru kesmesini emretmişti. Bu emir üzerine sular çekilirken gemi Cûdî Dağı üzerinde durdu:

“Ey arz suyunu yut ve ey gök yağmuru tut! denildi. Su çekildi ve iş bitirildi. Gemi de Cûdî dağı üzerinde karar kıldı ve ‘zâlimler helâk olsun!’ denildi.” (Hûd sûresi, 11/44).

Sular çekilince Nuh (as) ve beraberindekilere gemiden inmeleri emredildi. Bir rivâyete göre gemi 6 ay yüzdükten sonra 10 Muharrem Âşûrâ günü demirlemiş, Hz. Nuh (as) ve ashâbı geminin demirlediği gün oruç tutmuşlardır.

TUFANDAN SONRA İNSANLIK
Tevrat’ta verilen bilgilere göre insan nesli. tufandan sonra sadece Nuh (as)’un soyu ile devam etmiş, bütün insanlar onun üç oğlu Sâm, Hâm ve Yâfes’in nesillerinden gelmiştir. Tekvin, 6/18; 7/7). Müfessirlerin çoğu da, dünyada sâdece Nuh (as) ve zürriyetinin kaldığı şeklindeki bu görüşü benimsemiştir.

Ancak Kur’ân-ı Kerim’de, Nuh ile birlikte gemiye binen ve onun ailesinden olmayan az sayıdaki diğer mü’minlerin nesillerinin de devam ettiği şeklinde anlaşılabilecek ifadelerin de bulunması sebebiyle bâzı müfessirler, gemideki diğer insanların nesillerinin de devam ettiği görüşündedir. Elmalılı ve Mevdûdî bu görüştedir. Mevdûdî, şu iki âyeti buna delil gösterir:

“Ey İsrailoğulları! Siz, Nuh ile birlikte gemide taşıdığımız insanların soyundansınız. Nuh’u rehber edinin; çünkü o, çok şükreden bir kul idi.” (İsrâ sûresi, 17/ 3).

“İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerdir. Bu peygamberler, Âdem’in ve Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın soyundan İbrahim ve İsmail’in neslinden ve hidâyete erdirip seçtiğimiz kimselerdendir…” Meryem sûresi, 19/ 58).

Bu konudaki diğer bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır:
“Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz, onun duâsına ne güzel cevap vermiştik; kendisini, ailesini ve yanındaki mü’minleri büyük felâketten kurtardık. Biz, yalnız Nuh’un soyunu kalıcılar kıldık. Sonradan gelenler için ona iyi bir ün bıraktık. Alemler içinde Nuh’a selâm olsun! İşte biz, doğruları böyle mükâfatlandırırız. Zîra o, bizim inanmış kullarımızdan idi. Sonra ötekileri suda boğduk.” (Sâffât sûresi, 37/ 75-82).

TÛFANIN KAPLADIĞI ALAN
Nuh (as) ve kavmi Irak’ta Musul dolaylarında yaşamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de, tûfanın Nuh kavmini helâk ettiği bildirilmektedir. Ancak tûfanın sadece bu bölgeyi mi, yoksa bütün yeryüzünü mü kapladığı açıklanmamıştır. Bununla birlikte Kur’ân-ı Kerim’deki bilgilerden, tûfanın sâdece Nuh kavmini ilgilendirdiği ve bölgesel olduğu neticesini çıkarmak mümkündür. Diğer yandan arkeolojik kalıntılar ve jeolojik delillerle de tûfanın Dicle ve Fırat havzasını kapladığı bilgisi te’yid edilmiş bulunmaktadır. Ur, Uruk, Kiş ve Şuruppak’ta yapılan arkeolojik araştırmalar, bu şehirlerin büyük sel felâketine uğradıklarını ortaya çıkarmıştır. Ur’da yapılan araştırmalarda, büyük bir selin getirdiği anlaşılan ve her şeyi tahrip eden 2,5 metre kalınlığında çamur tabakası keşfedilmiştir. Şuruppak ve Uruk’ta yapılan kazılarda M.Ö. 2900-3000 yılları civarında büyük bir sel felâketinin yaşandığı tespit edilmiştir.

Tevrat’ta ise, bunun zıddına, tûfanın bütün yeryüzünü kapladığı bildirilmiştir (Tekvin, 7/18-24). Netice olarak bu ilâhî azâbın Nuh kavmi müşriklerine verildiği kesindir. Tûfandan sonra dünyada sadece gemidekilerin kaldığı bilindiğine göre, tarihin o döneminde insanların, yeryüzünün yalnızca bu bölgesinde yaşadıkları ve daha sonraları diğer kıta ve bölgelere dağıldıkları anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, çeşitli kültürlerde Nuh kıssasına benzer rivâyetler mevcuttur. Bu rivâyetlerin çoğunda tûfan, Yüce Kudret’in öfkesine sebep teşkil eden bir günaha bağlanmaktadır. Bu durum, o dönemde yerleşik dünyanın Musul ve civarından ibaret olduğunu göstermektedir. Buradan dağılan insanlar, aradan asırların geçmesiyle tûfanın gerçek hikâyesini unutmuş olsalar da, bu hikâye onların tasavvurlarıyla karışmış şekliyle kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

NUH (as)’IN YAŞI, TÛFANDAN SONRAKİ HAYATI VE VEFÂTI
Kur’ân-ı Kerim’de Nuh (as)’ın 950 yıl kavmiyle birlikte olduğu belirtilmiştir (Ankebut sûresi, 29/14). Bu rakamı onun bütün ömrü olarak kabul edenler, onun 40 yaşında peygamber olarak görevlendirildiğini, 890 yaşında iken tûfanın yaşandığını ve bundan 60 yıl sonra öldüğünü söylerler. 950 yılı tûfan öncesi peygamberlik müddeti olarak kabul edenler ise, Nuh (as)’ın yaşının bu rakamın çok üzerinde olduğunu belirtirler. O dönemde diğer insanların da uzun yaşadığı kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Rasülullah (s.a.v.), insanların ömürlerinin zamanla kısaldığına işaret etmiştir.

Kur’ân-ı Kerim’de ve hadislerde Nuh (as)’ın tûfandan sonraki hayatı hakkında bilgi yoktur. Kabrinin bulunduğu yer hakkında da kesin bilgi bulunmamaktadır. Ancak bâzı merkezlerde ona ait olduğuna inanılan kabirler mevcuttur.

GÜZEL AHLÂKI VE KISSASINDAN İBRETLER
Çok şükreden bir kul olduğu bildirilen Nuh (as) (İsrâ sûresi, 17/3), aynı zamanda son derece sabır ve tahammül sahibiydi. Nitekim, müşrikler tarafından yapılan eziyet ve işkencelere asırlar boyu sabretti. Karşılaştığı zorluklara aldırmadan tebliğ faaliyetini gece gündüz sürdürdü. Büyük sabır ve tahammül sahibi/ülü’l-azm beş peygamberin zaman itibariyle birincisi olarak, daha sonraki peygamberler ve ümmetlerine sabır örneği oldu. Nitekim Allah Teâlâ, Nuh kıssasının anlatıldığı Hûd suresinde, Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ( s.a.v.) hitap ederek, ona Nuh (as) gibi sabretmesini tavsiye etmiş ve ancak takvâ sahiplerinin zafere ulaşacağını müjdelemiştir (Hûd sûresi, 11/49).

Nuh (as), çoğu fakir ve zayıf kimselerden olan mü’minlerinin azlığına ve kendilerine yapılan her türlü kötülüğe rağmen hiç bir zaman Allah’ın yardımından ümidini kesmemişti. Tebliğ uğrunda elinden geleni yaparak sonucu Yüce Allah’a havâle ediyordu. Sonunda Allah’ın yardımı geldi, o ve az sayıdaki ashabı kurtulurken, gurur ve kibir sahibi çoğunluk, kötülüklerinin karşılığı olarak ilahî cezaya çarptırıldı. Bu bakımdan Nuh Tûfanı, peygamberlerini yalanlayan inkârcı zâlimlerin ne şekilde ilâhî azaba çarptırıldığını gösteren ilk örnektir. Cenab-ı Hakk’ın kâfirleri cezalandırdığı azapların en şiddetlilerinden biri olması itibariyle insanlık için önemli bir ibret levhasıdır:

“Nuh kavmini de, peygamberlerini yalanladıkları zaman boğduk ve kendilerini insanlara bir ibret yaptık. Biz, zâlimlere çok acıklı bir azap hazırladık.” (Furkân sûresi, 25/37).

“Su taştığı vakit, sizi gemide biz taşıdık; onu sizin için bir ibret ve öğüt yapalım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye yaptık.” (Hâkka sûresi, 69 / 11-12).

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Prof. Dr. İsmail Yiğit

Üzeyir (as)

Yediulya11 Şubat 2017

Hz. Zekeriyyâ (as)

Yediulya9 Şubat 2017

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya3 Eylül 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya12 Mart 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya