Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Silah Arkadaşlığından Şuubi Kardeşliğine

Suriye rejiminin tanıtım çarkları veya enformasyon araçları muhalifleri kötülemek için her yola başvuruyor. Bu meyanda birçok cephede karalama kampanyası başlatmıştı. Bu kampanyada Suriyeli muhaliflerin dışarıdan gelen gönüllü veya fedai kadınlarla cihat nikâhı yaptıklarını iddia etmiş ve bu iddiayı diline dolamıştı. ‘Çamur at, izi kalsın’ misali cihat nikâhı konusunda epey yaygara koparılmıştı. Buna mukabil iddia düzeyinde cihat nikâhı yerine, devrim nikâhı atfın dışında gerçekleşme aşamasına girmişti. Buna dair somut örnekler yer alıyor. Devrim nikâhında ayrıca şuubilerin dayanışmasına şahit oluyoruz. Arapların ‘ihvetü’t turap’ yani toprak kardeşliği deyimine paralel olarak silah arkadaşlığı/ihvetü’l silah deyimleri de vardır. Şimdi çağdaş şuubi akımlar kendi aralarında böyle bir dayanışma zemini veya şuubi kardeşliği ve dayanışması tesis ediyorlar. Sözgelimi Berber aktivist kadınlardan ve aynı zamanda şair Melike Mezzan, PKK mensuplarıyla veya Peşmergelerle devrim nikâhı kıymaya hazır olduğunu duyurmuştur(1). Melike Mezzan’ın bu duyurusu şuubi kardeşliği meyanında aslında Kürt-Berberi dayanışmasının izlerini taşımaktadır. Bu dayanışmayı bu tür münferit çıkışlarda gördüğümüz gibi aynı zamanda Fransa gibi ülkelerde faaliyet gösteren Berberi ve Kürt cemiyetlerin ortak etkinliklerinde de görmekteyiz.

Sözgelimi, PKK yandaşı Serhat Elih gözlemlerini şöyle aktarmaktadır: “Kürt ve Amazih (Amazigh) halkların sosyal yapısı, tarihi ve bugün içinde oldukları ulusal sorunları birbirine çok yakın. Amazihler kendi basınlarında sürekli bir şekilde Kürtlere yer verir ve Kürtleri, doğal kardeş halk ve mücadelede örnek olarak görürler. Kabileler veya Kabili bölgesi ziyaretim boyunca, Kürt olduğumu duyan yaşlı, genç, kadın hemen hemen her kabil “kif kif” ile yani “aynıyız” kelimesiyle karşılık verdi. Bir yaşlı kadın, Serok Apo’nun kaçırılışına ağladığını, saddam’ın düşüşünü, ilk Güneyin daha sonrada Rojavanın özgürleşmesini yakından takip etiklerini ve sevindiklerini söyledi. Konuştuğum her siyasetçi, dernek militanı, eğitim görevlisi, iki halk arasında daha çok ilişkinin olmamasından dolayı yakındı.”
(….)

Fransa’nın Marsilya kentinde, Kürt derneği ve Amazih dernekleri arasında ortak çalışmalar var. İki tarafta birbirinin eylemlerine katılıyor. Üstünde durulması halinde bu işbirliğin Kürdistan, Kuzey Afrika ve bütün Avrupa’ya yayılması işten bile değil. Amazih kurumları ve dernekleri birbiriyle çok anlaşamamasına rağmen söz konusu Kürtler ve özgürlük hareketine sevgi ve saygı olunca ortaklaşıyorlar(2).”

Bu dayanışma aynı zamanda aralarında bazı benzerliklere de işaret ediyor. Nitekim Muhammed Şabbaro gibi kimi yazarlar Berberileri Kuzey Afrika’nın Kürtleri olarak tanımlamakta ve tasvir etmektedir. Bununla birlikte, Amazighler kendilerinin Berberi olarak isimlendirilmesine itiraz ediyorlar. Zira Yunan veya Roma dilinde Berber, barbar anlamına geliyor ve ‘öteki’ ifadesi yerine kullanılmaktadır. Romalıların Acemleri de Berberiler oluyor. Nitekim Araplar kendilerinden olmayan veya Arapça dili bilmeyenleri Acem olarak nitelemektedir. Acem hem yabancı hem de Arapçayı bilmeyen anlamına gelmektedir. Bu anlamda Acem Romalıların kullandıkları Berber veya Barbar kelimesine tekabül etmektedir. Bununla birlikte bu seküler bir kavramdır. Dini değil dil ve ırkla ilgili boyutları ifade etmek için kullanılan bir kavram veya kelimedir. Amazigh ifadesi özgür insan anlamına gelmektedir. Hâlbuki Yahudilerin öteki milletler için kullandığı ‘goyim’ tabiri dini bir tabirdir ve İslâmî literatürde gayri Müslim tabirine denk gelmektedir.

İSLÂM’A HİZMETTE DE BENZERLER!
Kürtlerle Berberiler arasında yegâne veya tek benzerlik seküler veya şuubi karakter veya kardeşliği değildir. İslâm’a hizmette de Kürtlerle Berberiler arasında büyük benzerlikler vardır. Sözgelimi, ikinci Kudüs fatihi Salahaddin Eyyübi’nin Kürt asıllı bir İslâm kahramanı olması gibi Endülüs Fatihi Tarık Bin Ziyad ve Yusuf Bin Taşfin gibi efsanevi komutan ve devlet adamları Berberi asıllıdır. Günümüzde de Kürt ulemâ ile Berberi ulemâ İslâm’a hizmette yarışmaktadır. Türklerin de zehirleri ve panzehirleri kendilerinden olduğu gibi aynı zamanda Kürtlerin de Berberilerin de zehirleri ve panzehirleri de kendi içlerindendir. Kimileri şuubi kardeşliğine destek verirken kimileri din kardeşliği hizmetindedir. Günümüzde Türkiye’de Kürt-Türk kardeşliğinin en metin köprülerinden birisi Bediüzzaman iken Cezayir’de de Cemiyetü’l ulemâ’nın kurucusu Abdulhamid Bin Badis Berberi asıllı hamiyetperver bir İslâm âlimidir. Arapça diline en fazla hizmet edenlerdendir. Araplık namına değil elbette İslâm namına. Bu gibi zevatın sayılarını artırmak mümkündür. Kürtler gibi Berberiler de İslâmî ilimlere, Arapçaya ve İslâmî sanatlara en çok hizmette bulunan kavimlerden birisidir. İslâm’a hizmette tefani etmişlerdir.

Elbette tarihte bazı Kürt beyleri bağımsız veya vassal olarak yaşamışlardır. Kendilerine has bölgeleri vardır. Bununla birlikte modernizm veya Batılılaşma dönemi İslâm’dan uzaklaşma ve batı tipi merkezileşmeyi beraberinde getirince merkezi devletle Kürtler arasında ilişkiler keskinleşmiştir. Bunlara ilaveten bir de şuubilik veya ırkçılık damarı veya virüsü gelişince din kardeşlik bağları gevşemiş yerine yabancılaşma eğilimi artmıştır. Teavün yerine tedabür yani sırt çevirme dönemi başlamıştır. Sömürgecilik sonrasında Berberiler ve Kürtler de bağımsızlık eğilimleri artmış ve bazı bağımsız devlet deneyimleri yaşamışlardır. Sözgelimi, 1918 yılında Irak’ta Mahmut Hafid olarak bilinen Mahmut Berzenci Kürdistan Krallığını ilan etmiş lakin bu deneyim uzun ömürlü olmamıştır. Ardından aynı çizgiyi devam ettiren Molla Barzani ile birlikte Kadı Muhammed devlet kurma teşebbüsünü bir kez daha Mehabad’da denemişler, bir Kürt devleti kurmayı başarmışlarsa da bu da uzun ömürlü olmamış ve bir yıl içinde yıkılmıştır.

Fas Berberileri de Muhammed Abd ukerim Hattabi komutasında bir rif veya taşra devleti kurmayı başarmışlardı. Rif Cumhuriyetinin başkentini Ogadir olarak ilan etmişler ve Rifan adıyla para da basmışlardı. 18 Eylül 1921 yılında kurulan bu cumhuriyet ancak 1926 yılına kadar yaşayabilmiştir. Bugün Kuzey Afrika ve Sahra Altında Berberilerin nüfuslarının yaklaşık 30 milyonu bulduğu veya yaklaştığı tahmin edilmektedir. Bu da genel olarak Kürtlerin nüfusuna denk gelmektedir. En büyük Berberi kitlesi Fas’ta yaşamakta ve nüfusları 12 milyon olarak tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Berberiler açısından Fas neye tekabül ediyorsa Kürtler açısından da Türkiye aynı anlamı ifade etmektedir. Berberi meselesini kaşıyan faktörlerden birisi Cezayir-Fas çekişmesidir. Bu çekişme Berberi meselesini azdırmaktadır. Türkiye ile İran veya Irak veya Suriye çekişmesi Kürt meselesinin azmasına neden olmuştur. Berberiler sürekli olarak Araplar bizi ezdi diye Araplar aleyhinde kara propaganda yapıyorlar. Buna mukabil Kürtler de hem Arapların hem İranlıların hem de Türklerin kendilerini ezdiğini ve milli kimliklerini bastırdığını ileri sürmektedir. Nitekim ‘Ezilmiş Kürtler ve Müslüman Kardeşleri’ başlıklı eserinde Cemal Nebez, Arapların, Türklerin ve İranlıların Kürtleri ezdiklerini ileri sürmektedir.(3)

ARAP BAHARI SONRASI DURUM
Arap Baharı sonrasında bölgedeki jeopolitik durum hem Berberilerin hem de Kürtlerin lehine dönmüş veya değişmiştir. Bozulmuş da denebilir. Arap Baharından en fazla istifade eden iki kesimden birisi Kürtler olurken diğeri de Berberiler olmuştur. Fas Kralı VI. Muhammed ülkesinde huzursuzluğu gidermek için önlem almış ve Arap Baharını ülke kapılarında karşılamak veya geçit vermemek için Berberi dilini Arapça yanında ikinci resmi dil olarak ilan etmiştir. Cezayir de bu yönde bazı iyileştirmelerde bulunmuştur. Bununla birlikte Berberiler sadece kültürel haklar değil milli haklar dedikleri siyasi haklar da hatta bağımsızlık da talep etmektedir. Bağımsızlık talep edenler olduğu gibi kültürel hakları yeterli görenler de vardır. Bununla birlikte Berberiler arasında PKK gibi pür silahlı bir hareket çıkmamıştır. Buna mukabil IŞİD’in ortaya çıkması en fazla Kürtlerin işine gelmiş ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi çalkantılardan bilistifade bölgesel otoritesini ihtilaflı şehir olan Kerkük’e kadar yaymış, genişletmiştir. Buna mukabil, Batılı ülkeler ve dünya Kobani meselesini kaşımış ve yoğun çatışmaların ardından Kobani, PYD’nin eline geçmiştir. AK Parti hükümeti gölgesinde ikinci Kürt açılımı Arap Baharı dönemine rastlamış ve bu da gel gitlere veya çalkantılara ve Kürtlerin beklenti çıtalarını yükseltmelerine neden olmuştur. Ümmet karşılaştığı iki iç hastalık olan şuubiye ve taifiye yani sekterizm ve ırkıçılık belasıyla veya taunuyla yüzleşmek zorundadır. Lakin bunu yaparken güce değil hakka dayanmalı ve İslami kriterlerden sapmamalıdır.

1- http://elaph.com/Web/News/2014/8/933212.html
2- http://mirebotan84.blogspot.com.tr/2014/05/amazigh-halki-berberiler-kurtlerin.html
3- The Oppressed Kurds And Their Moslem Brothers, Cemal Nebez, s: 40, İkini Baskı, Süleymaniye, Irak

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Mustafa Özcan

Cezayir’de Keşf-i Kadîm’e/Köklere Doğru Yolculuk!

Yediulya11 Şubat 2017

İslâm Birliğine Giden Çileli Yol!

Yediulya7 Şubat 2017

Mustafa Özcan

Yediulya20 Ocak 2016

Mustafa Özcan

Yediulya7 Aralık 2015

Mustafa Özcan

Yediulya6 Kasım 2015

Mustafa Özcan

Yediulya9 Haziran 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya