kodeforest

MANSET

Hz. Peygamber’in (sav) Hıfza Teşvîki ve İdeal Hâfız Yetiştirmenin Önemi

Dr. Mehmet Sürmeli

Hz. Muhammed’in (sav) peygamber olarak gönderildiği zamânın Arap yarımadasında etkin olan kültür, sözlü kültürdü. Bu münâsebetle, yazıdan çok ezbere değer verilirdi. Bir kimsenin ezberindeki şiirler, kıssalar ve hitâbeler onun zekâsı ile orantılı görülürdü. Yetişme şartları ve içinde bulundukları coğrafî ortam da ezber kâbiliyetlerinin gelişmesine olumlu katkı sağlamıştır.

Ezber kâbiliyetinin çok üst seviyede olduğu bir yerde, gelen vahiyleri ezberlemek elbette zor değildir. Fakat geçmiş dönemlerin ilâhî kitapları, başta ezber yoluyla olmak üzere kayıt altına alınmadıkları için tahrîf edilmiştir. Peygamber Efendimiz’e gelene kadarki kitaplar silinerek, içerisindekiler yok edilerek, ekleme yapılarak, hakîkatler gizlenerek veya uç yorumlar yapılarak, insanlığın vahyin özüyle olan bütün bağları kesilmiştir.

Geçmiş dönem ilâhî kitaplarının asıllarının bozulup tahrîf edilmesi, Hz. Peygamber’in (sav) İslâm vahyi ile ilgili bir dizi sıkı tedbirler almasına sebep olmuştur. Kur’ân-ı Kerîm Allah Teâlâ’nın koruması altındadır. Korumanın mutlaklığı âyette şöyle belirtilmiştir: “Kimsenin kuşkusu olmasın ki bu uyarıcı/hatırlatıcı (Kur’ân’ı) âyet âyet Biz indirdik; ve yine kimsenin kuşkusu olmasın ki, (bütün tahriflerden) onu yine Biz koruyacağız.”1 Böyle bir garanti olmasına rağmen yine de Rasûlullah’ın Kur’ân’ın korunması bağlamında almış olduğu önlemleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Yazı. Gelen vahiyler, vahiy kâtiplerine yazdırılarak hem korunmuş, hem isteyenlere yazdırılarak öğretim faaliyeti yaygınlaştırılmıştır. Birçok Müslümanın elinde vahiy kâtiplerince yazılmış sûre ve âyetler mevcuttu. Ayrıca Hz. Peygamber (sav), kendine âit özel bir arşiv de oluşturmuştur. Vefât ettiğinde Kur’ân’ın cem edilmesi çalışmalarında bu arşiv açılmıştır.
  • Namazlarda tilâvet. Tilâvetin namazın şartlarından olması her Müslüman’ı âyet ve sûreleri ezberlemeye mecbûr etmiştir. Tüm yararlarıyla berâber Kur’ân’ın aslının (nazım ve mânâ) ibâdet dili olması onu her türlü tahrîften korumuştur. Hattâ Hz. Peygamber’in kırâatlerini uzun tutması ve sabah namazında 60 ilâ 100 âyet okuması2 mü’minleri namaz için daha çok âyet ezberlemeye sevk etmiştir. Zîrâ kırâati uzun tutmak sünnet olduğu gibi, tilâveti uzun tutulan namazlar tilâveti kısa tutulan namazlardan daha fazîletlidir.

Tilâvette Kur’ân metninin okunması şarttır. Hiçbir meâl ve çeviri Kur’ân değildir. Kur’ân, Allâh’ın gönderdiği lafız ve bu lafzın altındaki mutlak mânânın adıdır. Bütün bu önemli sebeplerle namazlarda meâl ve çeviri okunmaz. Böyle kılınan bir namaz bâtıldır. Eğer bu anlayışın önü açılacak olursa meâller Kur’ân yerine konulur ve netîcede vahyin tahrîfine kapı açılmış olur.

  • Okullar açmak. Muhammed (sav) dönemi öğretim faaliyetlerinde uzunca açıklandığı üzere, Medîne’ye gelir gelmez Mescid-i Nebî dâhil dokuz tane mescid açıp çocukların, gençlerin ve tüm toplumun Kur’ân öğrenimini sağlamıştır. Câmi ve mekteplerde yaygın hâle getirilen Kur’ân öğretimi ve hıfzı, vahyin unutulmasını engelleyen önemli faktörlerin başında gelmektedir.
  • Âyetlerin içeriğini yaşamayı teşvîk. Âyetlerin anlam alanına göre hayat sürmek, toplumda yaşayan bir kültür oluşturur. Bu kültür nesilden nesile devâm ederek dîni ve dînin kaynaklarını unutulmaktan korur. Vahyin bu şekilde korunması bâzı durumlarda okunarak korunmasından daha kuvvetlidir. Konuyla ilgili şu olay oldukça mânidardır: “ Peygamber (sav) ilmin kaybolup gitmesinden bahsedince, Ziyad b. Lebid (r.a) şöyle demiştir: ‘Ey Allâh’ın Rasûlü! İlim nasıl kaybolur? Biz Kur’ân okuyor, çocuklarımıza da okutuyoruz. Onlar da kendi çocuklarına öğretiyorlar. Kıyâmete kadar bu durum devâm edecekken ilim unutulur mu?’ Rasûlullah (sav) bu cevâbı yetersiz bulup şöyle buyurmuştur: ‘Yahudiler Tevrat’ı, Hristiyanlar da İncil’i okuyorlardı. Fakat her iki grup kitaplarının içerisindeki şeyleri yaşamıyorlardı.’3 Ehl-i Kitâb’ın kendilerine indirilen kitapları yaşamamaları dolayısıyla vahyi yaşayan bir toplum vücûda gelmediği için, kitaplarının da asılları bozulup unutulmuş ve kaybolmuştur. Aynı durum Kur’ân için de söz konusu olabilirdi. Rasûlullah (sav) buna dikkat çekmiş ve Kur’ân’ı yaşamaya teşvik çerçevesinde şöyle buyurmuştur: “Kim Kur’ân’ı öğrenir içerisindeki hükümlerle amel ederse, Allah Teâlâ o kimsenin anne ve babasına parlaklığı dünyâdaki güneşin parlaklığından daha güzel olan altından bir taç giydirecektir. Sizler yaşamayı ne zannediyorsunuz!”4
  • Ahkâmı uygulamak. Bu konu âyetleri yaşamayla ilgili gibi gözükse de biraz daha özeldir. Daha çok dînin sosyal ve siyâsî alandaki uygulamaları amaçlanmaktadır. Buna göre, ahkâmı uygulamak denince akla; hadlerin/cezâ hukûkunun uygulanması, iktisâdî alandaki uygulamalar, siyâsî kurumlaşma ve atamalar, sosyal hayâtın denetlenmesi gibi meseleler gelmektedir. Bütün bu alanlarda uygulanan âyetlerle yaşayan İslâm’ın devâmı sağlanır. Uygulamalar, referanslarıyla berâber Kur’ân’ın anlam olarak zihinlere yerleşmesine zemîn hazırlar ve unutulmaktan korur.

İslâm’ın emir ve yasaklarını Peygamber Efendimiz uygularken insanların yaşadıkları sosyal ve siyâsal ortamı, hukûku bilip bilmemelerini, yaş durumlarını ve psikolojik hallerini göz önünde bulundurmuştur. Dînin hükümleri Hz. Peygamber’e bir defada inmemiş; tedrîcî olarak nâzil olmuştur. Hükümlerin tedrîcî indirilmesi hem ilgili âyetlerin lafızlarının hem de içeriğinin zihinlerde karar kılmasını sağlamıştır. Öğrenme kolaylığı sağlamıştır.

  • Hâfızlığı teşvik. Peygamber hâfızlığı teşvîk etmiş ve hâfız yetiştiren kurumlar oluşturmuştur. Bu kurumların başına da hâfız sahabileri yerleştirmek sûretiyle eğitim ve öğretimde çok büyük mesâfeler almıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’in kendisine nâzil olduğu Hz. Peygamber (sav) de hâfızdır. Ona hıfzını Allah Teâlâ yaptırmıştır. Şu âyet-i kerîme Rasûlullâh’ın hâfızlığına delâlet etmektedir: “(Gelen vahiyleri ezberlemek için) dilini acele acele hareket ettirme/ezberlemeye çalışma. Kur’ân’ı (Senin hıfzında) toplamak ve dosdoğru okumak Bize âittir. Biz O’nu okuduğumuzda, Sen de hemen o okuyuşu tâkip et. O’nu açıklamak da Bize âittir.”5 Allah Rasûlü, hem ezberlediklerini ilâhî kontrolden geçirmek, hem de pekiştirmek ve vahyi korumak amacıyla hıfzını her Ramazan’da Cebrâil (a.s)’a arz etmiştir.6 Vefât edeceği sene ise Hz. Peygamber (sav), Kur’ân’ın tamâmını iki defa arz etmiştir.7 Cebrâil’e Rasûlullâh’ın Kur’ân okuması bugün câmilerimizde “mukâbele okuma” şeklinde örf hâline gelmiştir. Rasûlullah döneminde başlayan bu uygulama ile; diğer ilâhî kitapların başına gelenlerin Kur’ân’ın başına gelmemesi, onun her türlü tahriften ve tebdilden korunması için çaba sarf edilmiştir.

Hz. Peygamber (sav) Kur’ân’ın tamâmını veya içerisinden bâzı âyet ve sûreleri ezberlemeyi tavsiye etmiş ve şu uyarıyı yapmıştır: “Gönlünde/hâfızasında Kur’ân’dan herhangi bir ezberi olmayan kimsenin kalbi harâbeye dönmüş ev gibidir.”8 Baştan sona Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyenler için ise şu önemli müjdeyi vermiştir: “Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzından okuyan, çok değerli meleklerle berâberdir.”9 Bu ve benzeri açıklamalarıyla Hz. Peygamber (sav), Kur’ân-ı Kerîm’i hıfz eden kimselerin, ezberledikleri âyetler kadar risâlet misyonunu zihinlerinde topladıklarını belirtmiştir.10 Bu yönlendirmeden nasîbini alan sahabe, ellerinden geldikleri kadar sûre ezberlemeye çalışmışlardır. Hattâ Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini ezbere bilen (muhtevâya da hâkim olan) kimseler sahabe arasında çok büyük ve değerli kimseler olarak kabûl edilmiştir.11 Ezberi ve hâfızlığı mü’minler arasında yaygınlaştırmak için Hz. Peygamber (sav) en çok ezber bilenleri imâmet görevine lâyık görmüş ve şu ölçüyü koymuştur: “Üç kişi bir araya geldiğinde Kur’ân’dan en çok ezberi olan onlara imâm olsun.”12 Sâdece imamlık değil, siyâsî atamaları da Hz. Peygamber (sav) insanların Kur’ân bilgilerinin ve ezberlerinin çokluğuna göre yapmıştır. Rivâyete göre, Osman b. Ebi’l-As kâfilesiyle berâber Rasûlullâh’ın yanına gelmiştir. Peygamber Efendimiz içlerinden birini gelen kabîleye reis atamak için onları Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlerine göre imtihandan geçirmiştir. İmtihan sonunda Hz. Peygamber, en gençleri olmasına rağmen Bakara Sûresini ezbere bildiği için (diğerleri okuyamamışlar) Osman b. Ebi’l-As’ı başkan olarak atamıştır.13

Hz. Muhammed (sav), ezberi ve hâfızlığı yaygın hâle getirmek için, ezbere sûre ve âyet bilen kimselerin bildikleri vahiyleri evlenecekleri kadınlara öğretmelerini mehir yerine saymıştır. Bu durum özellikle evlenmek isteyip de maddî imkânı olmayan kişilere mahsustur. Meselâ adam evleneceği kadına tâlip olmuş, Rasûlullah (sav) “ona verecek maddî şeylerin (para, altın, gümüş, akar vb.) var mı?” diye sormuş ve adam da yok deyince Hz. Peygamber: “Bildiğin sûreleri öğretmen karşılığında onu sana nikâhladım.”14 buyurmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm’i çok ezberleyip muhtevâsına da hâkim olan kimseleri Rasûlullah (sav) hayâtın her alanında öncelemiştir. Bu sünneti ihyâ etmeden Müslümanların dirilmeleri, kendi ülkelerinde siyâseti meşrû zemîne oturtmaları ve dünyâ sistemiyle hesaplaşmaları mümkün değildir. Ümmetine hayâtın bütün boyutlarında örnek olan Hz. Muhammed (sav), şehidleri Uhud’da toprağa verirken bile çok Kur’ân ezberlemeyi ve muhtevâyı bilmeyi Allâh’a vuslatta öncelik sebebi saymıştır. Bu durum Hadis kaynaklarında şöyle rivâyet edilmiştir: “Uhud gününde şehitler mezara iki veya üçer kişi hâlinde defnediliyorlardı. Hz. Peygamber (sav) cenâze namazlarını kıldıktan sonra en çok Kur’ân bilen hangisi ise önce onu kabre koyuyordu.”15 Âhirette şehitlere şefâat etme hakkı verileceği gibi, Hz. Peygamber (sav) hâfızlara da şefâat hakkının verileceğini bildirmiştir. Bu bildiri birçok Müslümanı hâfızlık konusunda motive etmiştir: “Kim Kur’ân-ı Kerîm’i okur ve ezberlerse Allah Teâlâ onu cennetine kor ve akrabalarından on kişiye şefaat hakkı verir.”16 Böyle önemli bir makâmı zâyi etmemek ve hıfzını unutmamak için hâfızların sürekli çalışmaları gerektiğini söyleyen Rasûlullah (sav), hâfızlıkla ilgili şöyle bir benzetme yapmıştır: “Kur’ân’ı ezberleyen kimsenin durumu, devesini bağlayan kimsenin hâline benzer. Ona sahip çıkarsa tutar, serbest bırakırsa kaçar gider.”17 “Hattâ devenin bağından boşanıp gitmesinden hâfızadakiler daha hızlı geçip gider.”18uyarısını yaparak hâfızların Kur’ân’la hemhâl olmalarını istemiştir. Hâfızların ezberledikleri âyetleri “unuttum” demelerini bile irâdî bir eylem kabûl eden Peygamber Efendimiz bizlere ahlâk dersi vermiştir. “Unuttum” demeyi Kur’ân’a saygısızlık kabûl etmiştir. “Hiçbiriniz şu âyeti unuttum demesin. Bilakis o unutturuldu”19desin ki Allah kelâmına hürmetsizlik yapılmasın. Bu hürmetsizliğe âhirette cezâ verileceğini ise şu sözleriyle açıklamıştır: “Bir kimse Kur’ân’ı okur sonra da unutursa kıyâmet gününde Allah Teâlâ’nın huzûruna elleri çolak vaziyette gelecektir.”20Hıfzı unutmanın büyük günah olduğuna işâret eden Rasûlullah, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır: “Ümmetimin günahları bana gösterildi. Kur’ân’dan sûreleri ve âyetleri ezberledikten sonra onları unutandan daha büyük günah sâhibi görmedim.”21

Kıyâmet gününde “Kerâmet tâcının takılıp çok değerli elbiselerin giydirileceği ve hepsinden önemlisi Allâh’ın (c.c) kendilerinden râzı olacağı hâfızlar”22 da Kur’ân’la münâsebetlerini sâdece ezberden ibâret görmesinler. “Kur’ân-ı Kerîm’i, deri bir mahfazanın içerisine koyup ateşe atsan, ateş onu yakmaz.23 veya “Kur’ân’ı ezberleyen kalbe Allah Teâlâ azâb etmez.”24 şeklindeki rivâyetler onları aldatmasın. Bu rivâyetlere güvenerek hâfızlar hatâlı davranışları müsâmaha ile karşılar, gıybet dâhil her türlü günâhı işlerlerlerse, bu İblisin onları aldatmasından başka bir şey değildir.25 İdeal hâfızlığın şeklini Hz. Peygamber (sav) şu hadislerinde çizmiştir: “Kim Kur’ân’ı okur ve ezberler, helâlini helâl, harâmını haram sayarak amel de ederse Allah (c.c) onu cennetine girdirir…”26 Hz. Muhammed’in (sav) üzerinde önemle durduğu gibi yaşamak, âyetlerin anlam alanına göre hayâta mânâ vermek önemlidir. Kur’ân’ı ezberleyip sonra da unutan, Vahye göre bir dünyâ kurma sevdâsı taşımayan, hükümleriyle amel etmeyen; Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ud, Zeyd b. Sabit, Ubey b. Ka’b, Muaz b. Cebel, Mus’ab b. Umeyr ve Salim b. Ma’kel gibi bir ruh taşımayan, ezberledikleri Kur’ân’ın hayâta hâkim olması için mücâdele vermeyen, hurâfelere savaş açmayan, verili şirk durumuna teslîm olan, hâfızlığı ranta çeviren sözde hâfızların yukarıda belirtilen müjdelerden nasibdâr olması mümkün değildir.

Hz. Peygamber’in teşvikleri sâyesinde birçok hâfız yetişmiştir. Tüm hâfızlara îman, ibâdet, ahlâk, ilim, ihlâs, verâ, takvâ, siyâset, cihad, cömertlik, nezâket vb. konularda örnek olacak hâfız sahabilerin bir kısmı şunlardır, bunları seçip saymamızın amacı onları bireysel özellikleriyle iyi tanıyıp model almaktır: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Talha b. Ubeydullah, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdullah b. Mes’ud, Huzeyfe b. Yeman, Salim b. Ma’kel, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr, Abdullah b. Amr, Abdullah b. Abbas, Ebu Hureyre, Abdullah b. Saib, Ubey b. Ka’b, Zeyd b. Sabit, Muaz b. Cebel, Ebu’d-Derda, Sa’d b. Ubade, Ebu Eyyub el-Ensari, Ubade b. Samit ve Temim ed-Dari (radiyallâhu anhum).

Ayrıca, Dâru’l-Hâfız mektebini Ashâb-ı Suffe içerisinde Hz. Peygamber oluşturmuştur. Okuyup öğrendiğimize göre bu hâfızlar/kurra, hem Arap diline hâkim olmuşlar hem de tefsir, hadis başta olmak üzere diğer Kur’ân ilimlerinde iyi yetiştirilmişlerdir. Rasûlullah (sav), İslâm’ın dünyâya tebliğ edilip hakîkatlerinin duyurulmasında onlardan faydalanmıştır. İçlerinden çok büyük âlimler yetişmiş ve kendileri de âlimler yetiştirmişlerdir. Hz. Peygamber’in uygulamaları esas alınarak günümüz hâfız yetiştiren kurumları yeniden ıslâh edilmelidir. İçerisinde başta Arapça olmak üzere diğer âlet ilimleri de okutulmalıdır. Câhiliye şiiri Kur’ân’ın divanı olması münâsebetiyle yeteri kadar ezberletilmeli ve belâğat dersi kavratılmalıdır. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm ilimlerinin usûlleri iyi verilmelidir. Usûlden sonra bu ilimlerle ilgili ders halkaları kurulmalıdır. Ahlâk ilmi öğrencilere özümsetilmelidir. Mantık ilmi mutlaka okutulup hâfızların tefekkür kâbiliyetleri geliştirilmelidir. Ayrıca dâvet-tebliğ, hitâbet ve diksiyon dersleri verilmelidir. İslâm’ın Kur’ân ve sünnet merkezli fakirliğe çözüm projeleri öğretilip çok üst düzey siyâset fıkhı öğrenmelerine gayret edilmelidir. Yeni bir proje ve uygulamayla hem hâfızlarımızın güven sorunu ortadan kaldırılır hem de hâfızlığın mânevî sevâbından gereği gibi istifâde edilmiş olunur.

Dipnotlar:

1 Hicr 15/9.

2 Ahmed, Müsned, c.IV, s.41.

3 İbni Mâce, Fiten, 14, h.no: 4048, c.II, s.1344; Ahmed, Müsned, c.IV, s.160; Darimi, Sünen, c.I, s.99.

4 Ebu Dâvûd, 2, Salat, 349, h.no: 1453, c.II, s.148; Hâkim, Fedail, h.no: 2085, c. I, s.756.

5 Kıyâme 75/17-19.

6 Ahmed, Müsned, c.VI, s.282;Buhârî, 30, Savm, 7, c.II, s.228; Müslim, 43, Fedail, 12, h.no23008, c.II, s.1803.

7 Buhârî, 66, Fedail, 7, c.VI, s.101; Müslim, 44, Fedailu’s-Sahabe, 15, h.no: 2450, c.II, s.1905.

8 Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 1947, c.III, s.290.

9 Buhârî, 65, Tefsir, 80, c.VI, s.80.

10 Bak: Muhasibi, elAkl Fehmu’l-Kur’ân, s.290-1.

11 Tahavi, Müşkilu’l-Âsâr, h.no: 3492, c.IV, s.165.

12 Nesai, Ezan, h.no: 8, c.II, s.10; Ebu Davud, 2, Salat, 61, h.no: 61, c.I, s.582; Şibli, Mevlana, Büyük İslâm Tarihi Asrı Saadet (Ter: Ömer Rıza Doğrul), Eser matb., İstanbul, 1977, c.I, s.466.

13 Tirmizi, Sünen, c.V, s.156; Heysemi, Zevaid, c.III, s.74.

14 Malik, 28, Nikah, 3, c.I, s.926; Buhârî, 40, Vekale, 9, c.III, s.926; Ebu Davud, 6, Nikah, 31, h.no: 2111, c.II, s.586.

15 Abdurrezzak, Musannef, h.no: 6356-6379, c.III, s.469, 471.

16 İbni Mâce, Mukaddime, 16, h.no: 216, c.I, s.78.

17 Malik, 4, Kur’ân, 15, c.I, s.202; İbni Ebi Şeybe, Musannef, Salat-ı Tatavvu, c.II, s.383.

18 Müslim, 6, Salatu’l-Musafir, 33, h.no: 791, c.I, s.545.

19 Abdurrezzak, Musannef, h.no: 5969, c.III, s.359-60; Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 3620, c.V, s.220.

20 Ebu Davud, 2, Salat, 356, h.no: 1474, c.II, s.158.

21 Ebu Dâvud, 2, Salat, 16 h.no: 461; c.I, s.316.

22 Tirmizi, 18, Fedailu’l-Kur’ân, 2915, c.V, s.178.

23 Ahmed, Müsned (tah: Muhammed Şakir), h.no: 17424, c.VI, s.142.

24 Darimi, Sünen, Fedailu’l-Kur’ân, c.I, s.828.

25 İbni Cevzi, Cemaleddin Ebu’l-Ferec Abdurrahman, Teblisu İblis, Beyrut, 1989, s.102.

26 Tirmizi, 13, Fedailu’l-Kur’ân, 2905, c.V, s.171.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder