kodeforest

MANSET

RAMAZAN VE ORUÇ

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks)

“Ey mü’minler! Haram olan şeylerden nefsinizi sakınmanız için sizden evvelki geçen ümmetlere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de oruç farz kılındı.” (Bakara, 183)

Beyzâvî’nin beyânı vechile Hazret-i Âdem’den Ümmet-i Muhammediye’ye gelinceye kadar bilcümle enbiyânın şerîatında oruç tutmak bir ibâdet-i kadîme olduğu gibi bu âyet-i celîle ile de Ümmet-i Muhammed’e farz kılınmıştır.

Oruç tutmak insanların nefsine ağır gelib meşakkatli bir ibâdet olduğundan kulûb-i mü’minîni tatyîb için oruç yalnız Ümmet-i Muhammed’e farz kılınmamış, sizden evvel geçen ümmetlere de farz kılınmıştır ve onlara farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır, diye vârid olmuştur.

Oruç insanın kuvve-i şehvâniyesini kırdığı gibi nefsin hevâ ve hevesini kırarak bütün âzâları günahdan, isyandan ictinâb ile zühd ü takvâya sebeb olacağı beyân buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesâisi başlıca iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvâniyedir. Bu iki arzu da ancak oruç ile men edilmiş olduğu gibi tasfiye-i cesed ve bâzı emrâz-ı kalbiyenin tathîrine de oruç vesîle olur. Ve tıbben de mîdenin tashîhine vesîle olduğu mâlûm bir hakîkattir.

“Oruç farz olunca ey mü’minler, mâlûm olan sayılı günlerde oruç tutun. Fakat sizden bir kimse hasta veya misâfir yolcu olur da oruç tutamazsa memleketinde âfiyet üzere bulunduğu bir zamanda özür sebebiyle oruç tutamadığı günlerin adedince oruç tutsun ve borcunu ödesin.” (Bakara, 184)

“Eyyâm-ı ma’dûdda vâcib olan oruç şu Ramazan ayının orucudur ki o Ramazan’da nâsa hidâyet ve doğru yola sevkedici ve hak ile bâtıl beynini tefrîk ettiği gibi Hakk’a îsâl edici açık deliller olduğu halde taraf-ı İlâhîden Kur’ân inzâl olundu.” (Bakara, 185)

Beyzâvî’nin beyânı vechile: Ramazanın birinci gecesi İbrâhîm (as)’ın suhufu, altıncı gecesi Tevrat, on üçüncü gecesi İncil ve yirmi dördüncü gecesi Kur’ân-ı azîmü’ş-şânın nâzil olduğunu Rasûl-i ekrem (sav) Efendimiz’in buyurduğu mervîdir.

Bütün beşeriyeti dünyevî ve uhrevî selâmet ve saâdet ve doğru yola hidâyete sevk eden Kur’ân-ı azîmü’ş-şânın Şehr-i Ramazan’da nâzil olması Ramazan ayının diğer aylardan efdal olduğuna delâlet eder. Günlerin seyyidi Cuma olduğu gibi ayların seyyidi de Ramazan ayıdır.

“Sizden biriniz Ramazan ayında sağ olarak hazır bulunursa hemen o ayda oruç tutsun. Amma o aya hazır olan kimse hasta olur veya müsâferette bulunursa ruhsat-ı şer’iyye üzere oruç tutmazsa Ramazan’dan gayri başka günlerde, yemiş olduğu günlerin orucunu kazâ etsin.” (Bakara, 185)

Eğer orucu yemeğe mâzeret-i şer’iyyesi olmadığı halde bir kimse orucu alenî yerse o kimsenin îmânı çürümüştür, belki de îmânı yoktur ve kalbi de ölmüştür. Eğer îmânı olduğu halde alenî oruç yiyorsa mes’ûliyyet-i mâneviyyesi de en ağır cezâyı müstelzimdir. Tevbe etmezse muhakkaktır ki mahkeme-i kübrâda Cenâb-ı Hakk’ın pençe-i kahrına düşecektir.

Kezâ hayız hâlinde veya lohusa olanların da ictimâî nezâket-i İslâmiyye îcâbı gizlice yemek yemeleri edebe daha uygundur.

“Zîrâ Allah Teâlâ hasta olduğunuz ve misâfir olduğunuz günlerde size oruç tutmamağa müsâade etmekle kolaylık murâd eder. Ve hastalıklarınızda ve müsâferetinizde size orucu farz edib de güçlük murâd etmez. Özr-i meşrûnuza binâen orucu terketmiş olduğunuz günlerin adedini ikmâl için farz-ı ayn olan orucun kazâsıyle ve aded-i eyyâma riâyetle emrolundunuz ve muztar zamânınızda yemeğe tâzim ve tekbîr için zarûret zamânında terk ve sonra kazâ etmekle emrolundunuz ve me’mul ki siz şükredersiniz. Çünkü bu nimetlere şükrünüz vâcibdir.” (Bakara, 185)

Hadîs-i şerîflerde buyurulmuştur ki:

“Ramazân-ı şerîfin duhûlüyle rahmet-i ilâhiyenin nüzûlü için cennet kapıları açılır ve menhiyyâttan ictinâb sebebiyle cehennem kapıları kapandığı gibi şeytanlar da zincirle bağlı olarak hapsolunurlar. Şu kadar ki nefsine esîr ve mağlûb olanlar şeytânın mahbûsiyetinden istifâde edip de mazhar-ı hayr olamazlar.” (El-Câmiu’s-Sağîr)

“Ramazân-ı şerifde sıdk u yakîn ile oruç tutanlar namazlarını terk etmeksizin terâvih namazını da edâ etseler günâh-ı sağâiri mağfûr olur.” (Tirmizî)

“Oruç nâra karşı bir kalkandır. Oruçluyu nefsânî ihtiraslardan muhâfaza eder. Oruçlu kimse, câhilâne fenâ söz söylemek isteyen kimseye iki defa: Ben oruçluyum, desin. Rûhum yed-i kudretinde olan Allâh'a yemîn ederim ki: Oruçlunun ağzının açlık kokusu Allah Teâlâ Hazretleri indinde misk kokusundan daha etyab ve temizdir.” (Buhârî)

Cenâb-ı Hakk buyurmuştur ki:

“Oruçlu kimse Benim rızâm için yemesini içmesini ve cinsî arzusunu bırakmıştır. Oruç doğrudan doğruya bana edilen ve riyâ karışmayan bir ibâdettir. Onun sayısız ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibâdetlerin hepsi on misli ile ödenmektedir.” (Buhârî)

Hadîs-i şerîfde:

“Sâim, oruçlu için iki ferahlık, sevinç, sürûr vardır: Birisi iftar vaktindedir. Diğeri de Rabbisine mülâkî olduğu      vakittedir.”  buyuruldu.

Sehl bin Sa’d (ra)’den Rasûlullah (sav)’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan kıyâmet gününde cennete yalnız oruçlular girerler, onlardan başka hiçbir kimse girmez. Kıyâmet gününde “Oruçlular nerededir?" diye îlân edilir. Oruçlular kalkıp giderler. Bunlardan başka hiçbir kimse buradan giremez. Oruçlular girdikten sonra da kapı kapanır, artık kimse giremez.” (Buhârî)

Ebû Hureyre’den rivâyet edilen bir hadîs-i kudsîde Hakk Celle ve A’lâ Hazretlerinin: “Âdemoğlu’nun işlediği her hayr u ibâdette kendisi için bir hazz u menfaat edişi vardır. Fakat oruç hâlis Benim rızâm için yapılan bir ibâdettir. Onun mükâfâtını da ben veririm.” buyurduğunu Efendimiz (sav) nakil buyurmuşlardır. (El-Câmiu’s-Sağîr)

“Ramazân-ı şerîfde nafakalarınızı vüs'atlendiriniz. Zîrâ bu tevsî bol nafaka vermenin, muharebe mevkiinde aç kalan gâzîleri doyurmak kadar ecr u mükâfâtı vardır.” (El-Câmiu’s-Sağîr)

“Sahur yemeği yeyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” (El-Câmiu’s-Sağîr)

Sahura kalkmamak fazîlet îtibâriyle muvâfık değildir.

 “Sâim insanlar iftar etmeyi sünnete imtisâl ederek evdikleri (acele ettikleri) ve sahuru da te’hîr ettikleri müddetçe dâimâ hayır ile yaşarlar.” (Buhârî)

Ebu Hureyre’nin Rasûlullah (sav)’den rivâyet ettiği bir hadîs-i kudsîde:

“Kullarımın en sevimlisi iftarı son derece ta'cîl edendir. ” buyurulmuştur. (Tirmizî)

“Oruçlu olan kimse hurma ile iftar etsin. Bulamadığı halde su ile iftar etsin. Zîrâ su tahûrdur.” (El-Câmiu’s-Sağîr)

“Oruçlu, sâim olan kimse oruçlu olduğunu unutarak yer-içerse sakın orucunu bozmasın, tamamlasın. Çünkü sâime Cenâb-ı Allah yedirmiş-içirmiştir.” (Buhârî)

Orucu bilmeyerek yediği ve karnını doyurduğu halde orucu bozulmuyor. Niyetin fazîletine bakınız... Çünkü orucu yemek kasdı yoktur. “Ameller niyetlere göredir.”

Orucun Üstün Fazîletleri 

“Âdemoğlunun her amel ve hareketi kendisine âittir, oruç böyle değil. Şüphesiz ki, o Benimdir. (Çünkü ben yemem, içmem, beşerî bütün sıfatlardan münezzehim. Hem oruçta riyâ da yoktur.) Binâenaleyh Ben onun mükâfâtını bol bol vereceğim.” (Buhârî)

Bu hadîs-i şerîf, hadîs-i kudsîdir. Yâni mânâsı Cenâb-ı Hakk -azze ve celle- Hazretlerinden, lafzı da Peygamberimiz (sav) tarafından buyurulmuştur. Rasûlullah (sav) bu kudsî hadîsi beyân ettikten sonra şöyle buyurdu:

“Oruçlunun sevineceği iki ferah vardır:

1-İftar ettiği zaman (Cenâb-ı Hakk’ın nîmetlerine kavuştuğu için) sevinir.

2-Rabbine ulaştığı zaman da orucu berekâtıyla yüksek dereceye nâil olduğu için sevinir.”

“Azîz ve celîl olan Allah şöyle buyurdu:

Oruç kulun cehennem ateşinden korunacağı bir kalkan, bir siperdir. O Benimdir ve Ben, onun mükâfâtını bol bol vereceğim.” (Ahmed bin Hanbel)

“Oruç cehenneme karşı bir siper, mâsiyetlere yâni günahlara karşı bir kalkandır. O halde oruçlu kötü söz söylemesin, câhilliğe kapılmasın. Eğer bir kimse kendisiyle döğüşür yâhud ona söverse derhal iki defa “Gerçek ben oruçluyum!" desin. Rûhum kudreti elinde bulunan Allâh'a yemîn ederim ki, oruçlunun ağzının açlıktan kokması Allah indinde misk kokusundan daha hoş ve temizdir.

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: Oruçlu kimse sırf Benim için yemesini içmesini, şehvetini terk etmiştir. Oruç, Ben’imdir ve onun sayıya gelmeyen mükâfâtını Ben vereceğim. Halbuki diğer ibâdetlerin sevâbı on misliyle ödenir.” (Buhârî)

Ramazan orucuna sabır orucu denilmiştir. Sabrın ecri ise Kur’ân-ı Kerîm’in Zümer Sûresi 10. âyetine göre hesapsız olarak verilecektir:

“Ancak sabredenlere ecirleri hesapsız ödenecektir.”

Oruç Şefâat Edecektir

“Oruç da Kur’ân da kula yâni kendilerine devâm edenlere kıyâmet günü şefâat edeceklerdir. Oruç der ki: “Ey Rabbim, hakîkat ben onu yâni oruçluyu gündüzleri yemekten ve şehvetlerden men ettim. Onun hakkında beni şefâatçi kıl.” Kur’ân da der ki: “Ey Rabbim, ben onu yâni Kur’ân okuyanı geceleri uykudan alıkoydum. Hakkında şefâat etmeme izin ver.” Onların bu niyazları kabûl edilerek şefâat ederler.” (Ahmed bin Hanbel)

Kaynak: Musâhabe 4-5 / Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks)

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder