Mâlikiyeti Allah’a Vermek

Farklı bir Ramazan-ı Şerif yaşadık. Ramazan-ı Şerif nasıl geçti diye kimse sorduysak hemen herkesten aynı cevabı aldık. Tıklım tıklım dolu camiler, gencecik insanlar… Hele Kadir Gecesi’nde caddelere bile sığmayan coşkulu kalabalıklar… Bunun yanında Avrupa’da birkaç yaşlıdan başka hiçbir kimsenin iltifat etmediği  bomboş kiliseler… Gizli gizli İslam’a giren birçok papazlar…

Cahiliye devrinde sütten peynirden putlar yapıp onlara tapan, acıktığı zaman da kolundan, kanadından koparıp yiyen müşriklere benziyor bunlar. Yaptıkları putların üzerine köpeklerin pisleyip onların ise bunları temizlemekten bile aciz olduklarını gördükleri halde kendi akıllarına taaccüp eden putperestleri andırıyor bunların hali. Kur’ân-ı Kerim’in nüzulünde vahyin ağırlığından dolayı renklerin attığı anda Peygamberimiz (sav)’in kendilerini ve ashabını biraz rahatlatabilmek için latife yapmalarını buyurduğunda bu garip haller anlatılır, Efendimiz (sav) de tebessüm buyururlardı. Bu insanlar inanın kendi yaptıklarına inanmıyorlar. Bir Orta Asya ziyaretimizde, yıllarca taptıkları Lenin’in heykellerini kendi elleriyle yıktıklarını gözlerimizle görmüştük.

Almanya ve benzeri ülkelerde binlerce camiyi görüp ezan sesiyle irkilip bu lâhûtî sesle imana gelenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. İnsanlar çan seslerinin sömürüden başka bir şey getirmediğini çok iyi öğrendiler. Ve “Artık yeter!” diyorlar.

İçinde yaşadığımız ülkemizde de çok şeyler değişti. Gördüğümüz kadarıyla bilhassa gençler artık her hocanın her şeyhin peşinden kolay kolay gitmiyorlar. Artık hocaları, vaizleri sorguluyorlar. Sütten fazla içki tüketilen, nikahsız birleşmeyi teşvik eden genelevi, zaruret kabul eden, her türlü pisliklere fetva veren bu zihniyetin ürünü vatan, cennet olarak kabul edilmiyor şimdilerde.

Namazı, sadece bedenen kıbleye dönüp rükû, sücûd, ve tahiyyatla tamamlayanları, sadece orucu, haccı ve zekatı anlatanları da çok iyi tanıyor insanımız. “Onların kıldıkları namaz ancak kendilerini Allah (cc)’tan uzaklaştırır.” Hadis-i Şerif’i, Müslümanları bedenlerinin yanında bütün varlıklarıyla o yüce makama yöneltiyor. Onsuz namazın olmadığı Fatiha’da belirtildiği üzere Rabbimizin, Yahudilerin ve Hristiyanların yörüngesine girmememizi emrettiğini artık hepsi çok iyi biliyor.

Namaz kılan bir Mü’min ABD’siz siyasetin olmayacağını düşünemez. Bu hareket namazın onu Rabbinden uzaklaştırdığını gösterir. Hac teâtinin ibadi yönünden çok siyasi yönünün ağırlıkta olduğunu gençlerimiz çok iyi biliyor.  Altı-Yedi ülkenin bir araya gelmesine AGİK denir de Arafat da 46 ülkenin bir araya gelmesine niçin “Hac Zirvesi” denmiyor?

Zekat’ın verileceği sekiz sınıftan biri de “fi sebilillah”tır. Artık gençlerimiz” Benim zekatım niçin Bosna’daki mücahidimizin yarasını sarmıyor, bacımın namusunu korumuyor, yetimimin gözyaşlarını bir nebze olsun dindirmiyor?” diye soruyor. O artık ibadetlerinin devlet yönünü çok iyi bildiği için “belam tipi” nasihatçilere kulak vermiyor. Zikrin, Tevhidin en önemli şartının mâlikiyyeti Cenab-ı Hakk’a vermek gerektiğini anlatmayan müteşeyyihe de iltifat etmiyor. Uyanan Mü’minler Tevhid nâmesiyle, kılıç şakırtılarını hem ahenk beraber götüren önderlere iltifat ediyorlar. Menkıbe, keramet dinlemek de istemiyorlar. Cihad kerametine kulak veriyorlar. Ana karnındaki yavruyu biiznillah bilen Muhammed Bahaüddin Şah-ı Nakşibendi (ks)’lerin müşrikleri imana getiren cihad kerametlerini arzuluyor, Abdulkadir Geylani (ks)’nin Afrika’yı İslamlaştıran mücahidlere verdiği huzur ateşi dolu cihad kerametlerini istiyorlar.

Batının korktuğu İslam geliyor artık. Alper Machador diyor ki:”Garbın Müslümanlardan korktuğu günlerin geri gelmeyeceğini beklenmedik bir anda dünyaya tekrar meydan okumak için Müslümanların ansızın ortaya çıkıvermeyeceklerini kim bilebilir?” ve devam ediyor. “İslam Alemi” isimli Hristiyan mecmuada Asheia Bowman yazıyor:”Batı dünyasının İslam’dan korkması gerekir. Bu korku için sebepler vardır. O sebeplerden biri, İslam’ın Mekke’de zuhur endişesinden bu yana Müslümanların adet bakımından zayıflamamış aksine sayılarının devamlı artmış olması, diğeri ise bu dinin rükünlerinden birisinin cihad olmasıdır.”

Rabbimiz en kısa zamanda korktuklarını başlarına getirsin.

 

Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Daha Göster Alemdar

Tavsiye Kitap Listesi

Yediulya3 Ocak 2018

Sünnet-i Seniyye’nin Hayâtımızdaki Yeri ve Önemi

Yediulya25 Aralık 2017

.

Yediulya17 Aralık 2017

Mevlid Kandili

Yediulya14 Kasım 2017

Hayata İslâmî Dokunuş

Yediulya30 Ekim 2017

Müslümanın Bedeli

Yediulya27 Eylül 2017

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya