kodeforest

Makale

Enfüste, içte bozulan denge hayâtı etkiler. Komutunu beyinden alan âzâ, merkezle kopuk olsa sürdüremez hayâtını. Kâlbin vücûda kanı devretmesiyle canlanan uzuv, gıdâsını kâlbden almasa hayat durur. Organların birbirleriyle olan münâsebeti kesilse, yine aynı güçlükler yaşanır. Âfakta, dış dünyâdaki uyumsuzluk bundan farklı değildir. İç ve dışta düzenin teminini sağlayan, su, hava, ateş toprak da aynıdır. Hayâtın temeli olan su akmasa, kokuşmayı önleyen rüzgâr esmese, ısı ve ışık veren güneş değmese, toprak kurusa, ürün vermese âlem söner kaybolur. “İleride Biz onlara hem ufuklarda, hem kendi nefislerinde delillerimizi öyle göstereceğiz ki, sonunda onun gerçek olduğu kendilerine açıkça belli olacak.” (Fussilet, 53.)

Kâinâtın bir ölçü içerisinde devâm ettiğine, tesâdüfî olmadığına şâhid oluyoruz. “O‘nun katında her şey bir ölçü iledir.” (Ra’d, 8.) “Haberiniz olsun ki, Biz her şeyi bir kaderle yaratmışızdır.” (Kamer, 49.) Tüm insanlar tamâmen Rabbimiz’in (cc) belirlediği kader doğrultusunda, Allâh’ın kontrolü ve hâkimiyeti altında bir yaşam sürdürmektedir.

İbretle bakan, âlemde bir itâat görür. Bütün varlıkların insanoğluna hizmet ettiğine şâhid olur. “O yaratandır ki, size yeryüzünü itâatkâr kıldı. Haydi o yeryüzünde yürüyün de O’nun rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.” (Mülk, 15.) Âile ferdleri anne ve babaya, mürid Mürşid-i Kâmil’e, halk âdil idâreciye itâatla sorumludur. “Ey îmân edenler, Allâh‘a itâat edin. Peygambere ve sizden olan emir sâhiblerine de itâat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allâh‘a ve peygambere döndürün, eğer Allah ve âhiret gününe inanıyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netîce i'tibâriyle daha güzeldir.” (Nisâ, 59.) “Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Mülk, 14.) İşte âhiret de, dünyâ da Allâh‘ındır.” (Necm, 25.) “Kuşkusuz âhiret de dünyâ da bizimdir.” (Leyl, 13.) Bütün bu âyetler, mülkün sâhibinin Rabbimiz (cc) olduğunu bildirir. Gerçek olan da budur. “Göklerin ve yerin egemenliği Allâh'ın tekelindedir ve herkes Allâh'a dönecektir.” (Nûr, 42.) “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allâh'ındır. Allah her şeye Kâdir'dir.” (Âl-i İmrân, 189.)

İktidâr Sâhibi Allah (cc) Dir.

“Onlardan nafaka istemiyorum, beni yedirip beslemelerini de istemiyorum. Asıl bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidâr sahibi olan Allah Teâlâ‘dır.” (Zâriyât, 57-58.) “Kesinlikle bilin ki, yaratma da O'na âittir, hüküm de! Âlemlerin Rabbi olan Allâh ne yücedir!” (A’râf, 54.) Îmân, Sokrat’ın görüşüne göre değildir. Rabbimiz, yarattığını aynı zamanda idâre edendir. Koyduğu kurallarla, sorumlu kılandır. "İnsan, başıboş bırakılacağını mı zannediyor?" (Kıyâme, 36.)

Süraka b. Malik b. Cu'şum Hz. Peygamber'in (sav) yanına gelerek, "Allâh'ın Elçisi bize şunları öğretti." diye anlattı. Orada bulunan bir adam onunla alay ederek, "O size tuvalete nasıl çıkılacağını da öğretiyor mu?" diye sordu. Bunun üzerine Süraka b. Malik (ra), "Evet, onu hak peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, O bize tuvalette sol tarafa yaslanıp sağ ayağımızı dik tutmamızı emretti" demiştir. İslâm, hayâtın her alanına hitâb eden konuları âyet ve hadislerle belirlemiştir.

İtâat etmekle emrolunduğumuz Muhammed Mustafa (sav) bize örnek olarak beyân buyurmuştur. “Şânım hakkı için muhakkak ki size Resûlullah'da pek güzel bir örnek vardır. Allâh'a ve son güne ümit besler olup da Allâh'ı çok zikreden kimseler için.” (Ahzab, 21.) Rasûlullâh (sav): ‘Ben önderinizim ve bana îmân edip, İslâm’a uyup da hicret edene cennetin kenarından ve ortasından birer ev verileceğine kefilim. Yine ben bana inanıp benim yolumdan gidip Allah yolunda cihâd edene cennetin kenarından bir ev verileceğine kefilim. Kim bu şekilde yaparsa elde etmedik bir hayır, sakınmadık bir şer bırakmamış olur. Nerede olsa gideceği yer cennettir’ buyurdu.” (Nesei: 3119) “Bununla berâber Allah ve Resûlü bir işe hükmettiği zaman, gerek mü‘min bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resûlüne âsî olursa açık bir sapıklık etmiş olur.” (Ahzab, 36.)

Efendimiz’e (sav) İtâatla Memuruz

"Gelin, Allah'tan korkun ve bana itâat edin." (Şuara, 179.) “Ey îmân edenler! Allâh'a itâat edin, Peygamber'e itâat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed, 33.) Ebu Hureyre (ra) şöyle dedi: “Rasûlullâh (sav): ‘Ümmetimin hepsi cennete girecektir ancak imtinâ edenler giremeyecektir’ dedi. Sahabeler: Yâ Rasûlallâh! İmtinâ edenler kimlerdir? diye sordular. Rasûlullâh (sav):

− ‘Her kim bana itâat ederse cennete girecektir. Her kim de bana âsî olursa o da imtinâ etmiş olur’ buyurdu.”

Ashâb-ı Kiram, ne duyarsa Efendimizden (sav), onu ezberler ve tatbîke koyulurdu. Abdullah ibni Amr (ra) şöyle dedi: “Ben Rasûlullâh’dan (sav) işittiğim ve ezberlemeyi istediğim her şeyi yazıyordum. Kureyş kavmi beni yazmaktan nehyettiler ve dediler ki:

− İşittiğin her şeyi yazacak mısın? Hâlbuki Rasûlullâh (sav) de insandır, öfkeli ânında da neşeli ânında da konuştuğu olur. Ben de bunun üzerine yazmayı bir müddet durdurdum. Bunu Rasûlullâh‘a (sav) söyledim. Rasûlullâh (sav) parmağı ile ağzına işâret etti ve:

− ‘Ey Abdullah, yaz! Nefsim elinde olan Allâh’a yemin ederim ki bu ağızdan hakîkat olmayan bir şey çıkmaz’ buyurdu.” (Ebu Davud: 3646.) “Ebu Cafer (ra) şöyle dedi: “İbni Ömer (ra) Nebî’den (sav) bir hadis işittiği zaman o hadîsi işittiği gibi aynen tutardı. Onda ifrat ve tefritte bulunmazdı.” (İbni Mace: 4)

Sünnetin, Kitâb-ı Kerîm gibi bağlayıcı olduğunu bilirdi Ashâb-ı Güzîn. Ubeydullah bin Ebu Rafi’den o da babasından şöyle dedi: “Rasûlullâh (sav): ‘Sizden biriniz koltuğunda oturmuş benim emrimden bir emir veya nehyettiğim şeylerden bir nehiy geldiğinde sakın Biz Allâh’ın kitabında bulduğumuza uyarız, başkasını bilmeyiz demesin’ buyurdu.” (Ebu Davud: 4605, İbni Mace: 13)

Kimlere İtâat Edilir?

“Ey îmân edenler! Allâh'a itâat edin, Peygambere de itâat edin ve sizden olan emir sâhibine de itâat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allâh'a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlü‘ne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisâ, 59.)

Kimlere İtâat Edilmez?

Daha önce geçen sahîh bir hadîste:

"İtâat ancak İyiliktedir" buyurulduğu üzere Allâh'a isyân olan konularda yaratıklara itâat yoktur.

İmâm Ahmed der ki: Bize Abdurrahmân'ın... İmrân İbn Husayn'dan, onun da Peygamber'den naklettiğine göre; Rasûlullâh (sav): "Allâh'a isyan olan konuda itâat yoktur." buyuruyor. Bu hadîs-i şerîfin diğer rivâyetleri şöyledir: "Kişinin verilen emri dinleyip ona itâat etmesi, Allâh'a karşı gelmekle emredilmediği sürece vâcibtir. Şâyet kul, Allâh'a isyanla emredilirse artık dinleme ve itâat etme diye bir şey yoktur." (Buhârî, Kit. Cihad, bab: 108) "Benden sonra idârî işlerinizi; sünneti söndüren (terkeden), bid'atlerle amel eden ve namazı vaktinden erteleyen bir kısım insanlar üzerlerine alacaklardır." Abdullah bin Mes'ud diyor ki: Ey Allâh'ın Rasûlu! Şâyet bu insanlara kavuşursam nasıl davranayım? diye sordum. Rasûlullâh: "Ey kulun annesinin oğlu! Bana nasıl davranacağını mı soruyorsun? Allâh'a isyân edene itâat yoktur" buyurdu. (İbn Mâce) "Allâh'a isyanda hiçbir kimseye itâat yoktur.” (Musned, İmam Ahmed, c. V. sh. 67)

Ali (ra) buyuruyor ki: "Bir zaman Rasûlullâh (sav) bir yere mufreze gönderdi. Mufrezenin başına bir adamı emîr tâyin etti. Emir askerlere kızarak odun toplatıp ateş yaktırdı. Sonra onlara: "Girin bu ateşe" diye emir verdi. Bazı askerler ateşe girmek istediler. Diğerleri: "Biz bu ateşten kaçarak îmân ettik" dediler. Hâdise Rasûlullâh'a (sav) anlatıldı. Rasûlullâh (sav) ateşe girmek isteyenlere: "Şâyet ona girseydiniz, kıyâmete kadar o ateşte kalacaktınız" buyurdu. Ateşe girmek istemeyenlere ise güzel sözler söyledi ve sonra şöyle buyurdu: "Allâh'a isyanda itâat yoktur. İtâat ancak iyiliğin emredilmesindedir.” Eğer meşrû bir ulü'l-emr varsa, O'na bey'at etmeleri ve itâat hususunda gayretli olmaları gerekir.

Meşâyihe Tâbi Olunur

“Ulemâya tâbi olunuz. Çünkü onlar muhakkak dünyânın ışığı, kandilleri ve âhiretin de ışığı, kandilleridir.” Hadîs-i Şerîf.

Âzâlarımız, bu hayat rüzgârı başımızda eserken, bize itâat ederken, emr-i Hak tecellî etmeden, ne için yaratıldıysa o yönde kullanalım. Beynimizi yüce kudreti tefekkürle, kâlbimizi haşyetullâh ile, gözümüzü ibretle, kulağımızı hikmetle, elimizi sehâvetle, ayağımızı cihadla bereketlendirelim. Tekrar âhiret âleminden dönüp, dil Kur’ân okuyamaz ve zikir yapmaz. Göz Kitâb-ı Kerîm’i mütâlaa etmez. Kulak eşyânın zikrini, İlâhî kelâmları duymaz. Gönül havf, haşyet, takvâ, inâbe ve tecellîye mazhar olmaz. El yaralara merhem olmaz, ayak Hakk’ın yolunda tozlanmaz. Rasûlullâh’ın (sav) "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!" Hadîs-i Muhammedî‘sine gönül vererek, her şey insanoğluna mûtî iken, aklımızı başımıza alalım.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder