kodeforest

MAHMUD SÂMİ RAMAZANOĞLU (K.S.)

Ümmet-i Muhammed ve Şefâatçileri

Mahmud Sâmî Ramazanoğlu (ks)

Günlerden bir gün, Rasûlullâh (sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- ile oturmakta idiler. Hepsi de Rasûlullâh’ın huzûrunda bulunuyorlardı.

Rasûlullâh (sav) birden şiddetle ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ki, dayanılmaz.

Bunu gören Hz. Ebû Bekir şöyle dedi:

- Anam, babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Niçin ağlıyorsun?

Rasûlullâh (sav) buyurdular ki:

- Ümmetimin önünde uzun ve zor bir yol, omuzlarında ağır bir yük ve birçok da mâ’sıyetleri bulunmaktadır. Âhirette azâba girerlerse ben nasıl ağlamıyayım!

Hz. Ebû Bekir bundan duygulanarak:

- Yâ Rasûlallah! Sen gönlünü hoş tut! Allah bana izin verirse, -kıyâmet gününde ümmetinin âsîleri hakkında durum vahimleşirse- günahlarının taşınmasını hafifleştirmek için onların günahlarının yarısını yüklenirim.

Rasûlullâh (sav), Ebû Bekir’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti.

Sonra Peygamber Efendimiz  (sav), Hz. Ömer’e teveccüh ederek şöyle buyurdu:

- Yâ Ömer! Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın sözlerini işittin. Günahkâr ümmetim hakkında sen ne yapacaksın?

Hz. Ömer -radıyallâhu anh- şöyle cevap verdi:

- Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir’in yapmayı vâ’d ettiği kadarına benim gücüm yetmez. Allah -celle celâluhu- bana izin verirse, ben de ümmetinin günahlarının üçte birini yüklenirim, dedi.

Rasûlullâh (sav) Hz. Ömer’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti.

Rasûlullâh (sav) sonra Hz. Osman’a buyurdu:

- Yâ Osman! Benim ümmetimin günahkârları hakkında sen ne yaparsın?

Hz. Osman şöyle cevab verdi:

- Yâ Rasûlallah! Ben Hz. Ömer’in yaptığı kadarını yapamam. Allah bana izin verirse, ben ümmetinin günahlarının dörtte birini yüklenirim.

Rasûlullâh (sav), Hz. Osman’ı senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti.

Sonra, Rasûlullâh (sav) Hz. Ali’ye ikbâl ederek şöyle buyurdu:

- Yâ Ali! Ümmetimin günahkârları hakkında sen ne yapacaksın?

Hz. Ali de şöyle cevap verdi:

- Allah izin verirse, ben elimden gelen bütün iyiliği yapacağım. Yarın kıyâmet gününde Sırat köprüsünün her iki tarafını tutup âsî ümmetinin Cehenneme girmesine mâni olacağım. Durum şiddetlenirse, onların her birinin yerine ben ateşe gireceğim.

Rasûlullâh (sav) Hz. Ali’yi senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti.

Sonra Hz. Peygamber (sav) Efendimiz zevcesi Âişe’ye dönerek şöyle buyurdu:

-Yâ Âişe! Günahkâr ümmetim hakkında sen ne yapacaksın? Sen onların anasısın! Ananın evlâdına himmeti, merhameti gerekir.

Hz. Âişe -radıyallâhu anhâ-:

- Hz. Fâtımâ’nın huzûrunda benim bir şey söylemem gerekmez, dedi.

Hz. Fâtıma şöyle cevap verdi:

- Sen anasın, evlâdın anası huzûrunda önce konuşması doğru olmaz.

Hz. Âişe de şöyle söyledi:

- Hz. Muhammed Mustafâ’nın hakkında “Fâtıma benden bir parçadır” buyurduğu kızının huzûrunda ben nasıl önce konuşurum?

Hz. Fâtıma -radıyallâhu anhâ- şöyle cevap verdi:

- Rasûlullâh (sav)’in, hakkında “şâyet beni göremezseniz, dîninizin yarısını veya üçte birini Humeyrâ Âişe’den alınız, öğreniniz” buyurduğu kimsenin huzûrunda ben nasıl konuşurum?

Hz. Âişe şöyle söyledi:

- Allâh’a yemin olsun ki senden önce konuşmayacağım!

Hz. Fâtıma -radıyallâhu anhâ-, Rasûlullâh’a dönerek şöyle der:

- Ey babacığım! Ümmetinin hesap günü Mîzân’ın başında dururum.

Peygamber-i Zîşân -aleyhisselâm-:

- Ey babasının rûhu! Ey gözünün bebeği, söyle günahkâr ümmetim hakkında ne yapacaksın?

Hz. Fâtıma şöyle cevap verir:

- Allah -celle celâluhu- izin verirse ve ümmetlerinin günahları, sevablarından ağır gelirse, evlâdımın mânen önceden bildirilen din yolundaki âkıbetlerine göre oğlum Hasan’ın zehir bulaşmış gömleğini çıkarır, Mîzân’da sevab kefesine korum. Eğer yetmezse bu sefer Hüseyin’in kanlı gömleğini ilâve ederim. Yine de temâm olmazsa, başımdan başörtümü çıkarır, saçlarımın örgülerini çözerim; ümmetinin sevablarının ağırlaşması için başörtümü kefeye koyarım! Ve ağır gelinceye kadar beklerim.

Peygamberimiz (sav) onu da senâ, tahsîn ve taltif buyurarak duâ etti.

Sonra, Rasûlullâh (sav) zevcesi Âişe’ye teveccüh ederek şöyle buyurdu:

-Ey Mü’minlerin anası, ümmetimin âsîleri için sen ne yapacaksın?

Hz. Âişe şöyle cevap verir:

- Yâ Rasûlallah! O günde bu kadar şefâatçi varken bana ihtiyaç olmaz!

Hz. Peygamber şöyle buyurur:

- Yâ Humeyrâ, Sana ihtiyaçları olduğu takdirde sen ne yapacaksın?

Hz. Âişe:

- Sizlere söylenmesi uygun değildir.

Hz. Peygamber:

- Söyle yâ Hümeyrâ! Bâri babacığın Ebû Bekr’e söyle.

Hz. Âişe:

- Söyleyemem, deyince Rasûlullâh üç defa ayrı ayrı:

- Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a, Hz. Ali’ye söyle, buyurdu.

Hz. Âişe:

- Hayır söyleyemem, diye cevap verince Rasûlullâh (sav):

- Humeyrâ! Peki kime söylersin? dedi, o da:

- Allâh’a söylerim, deyip kalktı, yürüdü bir odaya girdi, başından örtüsünü çıkardı. Yüzüne ve saçlarına toprak sürdü ve Allâh’a şöyle yalvardı:

-Allâh’ım, ya Rabbi! Beni mü’minlerin anası kıldın, kalbime analık şefkat ve merhametini istedim; Sen de lütfedip bunları bana ihsân ettin! Onların muhabbetini kalbime yerleştirdin. Muhakkak her ana yavrusunun Cehenneme girmesine râzı olmaz. Onları benimle berâber Cennet’e gönder. Aksi halde ben de onlarla berâber Cehennem ateşine gireyim” der ve mü’minlere şefkatinden dolayı ağlar.

O esnâda Melekût âleminde şiddetli bir ses işitilir.

Cebrail -aleyhisselâm- ulaşır ve Hz. Peygamber’e şöyle der:

- Yâ Rasûlallah! Cenâb-ı Allah Sana selâm ediyor ve diyor ki:

- Yâ Muhammed! Âişe’ye benim sözümü söyle! “Sen Resûlümüzün zevcesisin! Biz seni cehenneme nasıl göndeririz, seni ateşe atmak câiz değildir. Evlâdı anasından ayırmak da câiz olmaz. Yâ Âişe, kalbin müsterih olsun! Yarın kıyâmet gününde evlâdının hepsini sana ulaştıracağız! Seni onlarla berâber Cennet’e göndereceğiz. Onları melik koltuğuna oturtacağız. Meliklik tâcını başlarına giydireceğiz. Ve:

“Rabbları onlara, tertemiz içecek içirir.”1 âyetinde bildirildiği gibi tertemiz içecekler içireceğiz.”2

Hz. Ebû Bekir Sıddîk (radıyallâhu anh) kitabından alınmıştır.

Dipnotlar

1 İnsan, 21.

2 Riyadu’n-nasıhıyn, sh.363

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder