11. Ehl-i Sünnet ÂLimler Meclisi Toplantısı

İki asırdır Müslümanlar olarak ilmî, fikrî, siyâsî, ictimâî anlamda bir krizdeyiz. Nasıl çıkabiliriz, ne yapmamız gerekir? Âlimlerimiz, âriflerimiz, mürebbîler, mürşidler, mütefekkirler bu soruları farklı şekil ve sûretlerle kendilerine sordular ve cevaplar verdiler. Bu cevaplar çerçevesinde İslâmî hareketler ortaya çıktı ki o hareketler bugün ümmeti bir noktaya getirdiler. Bizim ne yapmamız lâzım, kimler muvaffak oldu, kimlerin tecrübelerinden daha fazla istifâde edebiliriz? O çerçevede İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin hayâtına, planına bir bakalım, günümüzle mukâyese ederek inşâallah onu tahlîl edelim.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri hicrî 973 târihinde Hindistan’da Serhind şehrinde dünyâya geliyor. O yıllarda orada bir Moğol devleti var. Başında Ekber Şah var. Ekber Şah’ın hayâtı ikiye ayrılıyor: Bir, müslüman olan, ahkâm-ı İslâmiyye’yi tatbîk eden Ekber Şah. Fakat İran tarafından bir sihirbaz gelir; Süleyman en-Nedvi (rha) o süreci anlatırken: “Yeni bin yılda ümmî bir peygamberden ümmî bir devlet adamının iktidârına geçmemiz gerekir. Sen bu dînin kurucusu ol!” dedi ve bunu iknâ etti, diyor. ed-Dînü İlâhî (tanrısal din) diye bir din îcâd ettiler. Ulemâmız var, âriflerimiz; onlardan itirâz edenler var fakat küllî mânâda bir çıkış yok Ekber Şah’a karşı. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri 43 yaşında bu sisteme başkaldırıyor ya da daha öncesi de var. İslâm gurbeti yaşarken meydan yerine çıkıyor ve ümmete “Rasûlullah aleyhisselâma dönüyoruz, yöneliyoruz” diyor.

Bugün esâsında 4 alanda kriz yaşıyoruz kardeşlerim: Bir, Kur’ân-ı Hakîm’i anlamada kriz yaşıyoruz. İki, sünneti seniyyeyi anlamada. Üç, mezhepler noktasında. Dört, tasavvuf noktasında kriz yaşıyoruz. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri esâsında bu dört ana damarda bir ba’sul ba’del mevte ümmeti dâvet ediyor. İçeriden bir tenkit var, eğer bu tenkiti siz içeriden yapmazsanız yâni ıslâhı, mülâhazaları, mütâlaaları olmazsa bir anda çökersiniz.

Bizim medresemiz, tekkemiz, mehzeplerimiz, fıkıh anlayışımız, tefsir anlayışımızın nasıl olması gerekir? İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin hem hâriçte bir mücâdelesi var hem içeride bir mücâdelesi var. Ebu Dâvûd’un rivâyetinde Efendimiz (as): İnnallâhe yeb’asu li hâzihi’l ümme alâ ra’si külli mieti senetin men yüceddidü leha dînehâ (her yüzyılın başında bir müceddid gönderiliyor). Kardeşlerim müceddid içeriden yenilemeyi yapıyor, dışarıdan değil. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ruh köküne mânâ köküne dönüyorsunuz oradan alıyorsunuz. Yâni Allah Resûlu (as) yeni bir dünyâ kurarken batıya, Roma’nın hukuk fakültelerine adam göndermedi.

İslâm hep’e tâliptir. Hep’in olmadığı yerde hiç’e tâliptir. Başka bir anlayışın düşüncenin yedek parçası olmaz. Türk İslâm, Arap İslâm, Kürt İslâm, biraz İslâm, light İslâm olmaz, İslâm İslâm’dır ve onun üzerinde şahsî tasarruf haklarımız yoktur.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri orada bu direnişi gösterince hapse atıyorlar, en âdî, bayağı suçları işleyenlerin konulduğu Govalyar kalesine koyuyorlar. Bir zaman sonra oraya girdiler, baktılar ki etrâfında sarıklı talebeler namaz kılıyorlar, o imam olmuş orada bir ihtidâ hareketi var.

Allah ve Resûl buyrukları nerede neyi nasıl yapmayı emrediyorsa öyle olmalıyız; yâni üniversitede, okulda, imam-hatipte, fakültede; Allah ve Resûl buyruğunu tekkede nasıl yaşıyorsak orada da yaşama mecburiyetimiz var. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de Kur’ân-ı Hakîm’i, kıssaları masal niyetine okumuyor. Kıssaları hayâtımıza nasıl taşıyabiliriz o bâbda okumuşlar ve zindanda Yûsuf (as) İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin mürebbîsi. Bir yıl Govalyar kalesinde kalıyor. Çıkaralım diyorlar, çıkarıyorlar. Fakat Ebu’l Hasen en-Nedvi diyor ki, oradan yazdığı mektupları; Bangladeş’ten Afganistan’a kadar, ağaçların altında, câmilerde, tekkelerde insanlar yüzler, binler toplanıyorlar, İmâm-ı Rabbânî’den mektup geldi diyorlar onu okuyorlar. O mektuplar tekkeye, medreseye bir damar bir heyecan veriyor. O kadar büyük bir coğrafya ki Bangladeş ve Afganistan; İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin birinci irşad halkası. İkinci irşad halkası ise, Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî Hazretleri’yle müceddid-i Hâlidiyye evrilecek ve o damarla Osmanlı’ya bir hayat verecek.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri: ‘Allah Resûlu (as)’ın sünnetine dönüyoruz; Efendimiz (as)’ın sahih sünnetine.’ Tekkeyi ıslâha dâvet ediyor. İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin Resâili bizde daha çok mektûbât diye meşhur, onu üçe ayırmak mümkün. Üçte birini tekkeye yazıyor, üçte birini medreseye, üçte birini umerâ ve halka yazıyor.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri ‘fukahâmızın nazarını yeniden medresede hâkim kılalım’ diyor fakat ulemâya, öğrencilerine tenbihâtı: “Saraya girmeyeceksiniz, müsteşar bile olmayacaksınız, dışarıdan müdahele edeceksiniz. Adam yetiştireceksiniz ama adam yerleştirme kavganız olmayacak.”

İmâm-ı Rabbânî’nin medreseye çağrısı var, ‘maslahat neyse onu okuyalım’. Tekke ve Medrese özelinde, medreseye daha fazla önem veriyor.

Cihad nasıl olur? Devletin idâresinde olur. Yâni bu ümmet bütün krizlerden kardeşlerim devletle çıkmıştır. Selçuklu bir devletti, Velioğulları vardı, Fâtımîler vardı, Tuğrul Bey geldi Bağdat kurtuldu, halîfe kurtuldu. Osmanlı bir devletti, devletle bu ümmet yeniden ayağa kalktı. Şimdi bir sürü cihad hareketleri var. Bu ümmeti bir felâketin içine çekiyorlar. Türkiye’den gençleri Suriye’ye çağırıyorlar, orayı bir tekfir okulu olarak kullanmak istiyorlar. Ve oradan gelenler işte ehlisünnet anlayışına, Maturidilik, Eşarilik, Tasavvuf vesâire, bir hurâfe anlayış olarak bakıyorlar. Suriye İslâm Meclisi Başkanı Sami Rifai hoca: “Biz adam istemiyoruz sizden. Yâni duânız bir de maddî anlamda yardımınız varsa Suriye sizden bunu ister.”

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri büyük bir âlim. 18 yaşında bütün ilimlerden icâzet alıyor, reddiyeler yazmış ama tezkiyeyle meşgûl olduğundan dolayı ilim bâbında fukahâya ittibâ ediyor. Her gittiği yerde yanında Hidâye var kardeşlerim, İmâm-ı Mervinâni Hazretlerinin Hidayesi, Hanefi mezhebinin general kitabı.

Mektuplarının bir kısmından dolayıdır ki İmâm-ı Rabbânî Hazretleri uzun yıllar hapis hayâtı yaşadılar ama geride bir anlayış bıraktılar, bir ruh bıraktılar. O ruh Hindistan coğrafyasını yeniden ayağa kaldırdı.

Tahiyyâtı değişmemişler, essalâmu aleyke eyyuhennebiyyu. Aleyhi demiyoruz, onun üzerine gâib zamir kullanmıyoruz da aleyke, yâni rûhumuzun Efendimiz (sav)’le, onun sünnetiyle bir birlikteliği olacak. Neden? Li tuhrice’n-Nâsi min’ezzulumâti il’en-Nûr. Li tuhricen nâs. Çünkü Allah Teâlâ fiil-i muzari ile Allah Resûlü (as)’ı muhâtab alıyor, sen çıkaracaksın, minez zulumâti bütün ideojilerden. Bu ümmet ne zaman fetrete düştüyse kumandan sen olacaksın. O halde sünnet-i seniyye merkezde olmalı.

İmâm-ı Rabbânî ‘sünnete dönüyoruz’ dedi, insanları oraya dâvet etti; Allah Teâlâ Diyobend damarını ihsân etti. Bir anlamda Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî Hazretleri Osmanlı devletinin ömrünü uzattı kardeşlerim. İsyanları önledi ve Anadolu’ya baktığınız zaman Es’ad Erbilî Hazretleri, İsmail Ağa’nın bağlı olduğu Ali Haydar Efendi damarı, Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’nin Gümüşhânevi damarı, Üstad Necip Fazıl’ın Abdulhakim Arvâsî hazretleri damarı, işte Menzil, baktığınız zaman hep Mevlânâ Hâlidi Bağdâdî’ye gider. Oradan İmâm-ı Rabbânî’ye gider. Anadolu’daki o ihyâ ve inşâ faaliyetleri, İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin “Allah Resûlü aleyhisselâm’a dönüyoruz ve ayağa kalkıyoruz ey müslümanlar” çağrısı hâlâ bugün yüreklerde mâkes bulmaktadır. Ümmet, târihinin en derin fetret devrinden birini yaşıyor. O halde bu krizde İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin tecrübesini, öğrencilerinin tecrübelerini esas alırsak; Allâh’ın inâyetiyle ki Anadolu’da yapılan şu son yüz yıldaki çalışmalara da baktığımız zaman inşâallah bu çözüm ve çâre olacak. Allah Teâlâ o noktada bizlere muvaffakiyetler ihsân eylesin.

Yazının Tamamını Okumak İçin Tıklayın

Daha Göster Alimler Meclisi

SÜNNET

Yediulya27 Ağustos 2017

SELEFİLER İSLÂM’IN RESMİ SÖZCÜLERİ Mİ?

Yediulya14 Nisan 2017

12.Ehli Sünnet Alimleri Meclisi Elif Efendi Dergahı’nda toplanıyor.

Yediulya24 Mart 2017

11. Ehl-i Sünnet ÂLimler Meclisi Toplantısı – Ali Ramazan Dinç Efendi

Yediulya30 Kasım 2016

Dini Söylemli İki Fitneci Samiri ve Bel’am – Prof. Dr. Ali Akpınar

Yediulya30 Kasım 2016

Kıyam ve Kıvam – Halil İbrahim Kutlay

Yediulya30 Kasım 2016

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya