Hz. Zekeriyyâ (as)

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Kur’ân-ı Kerîm’de tanıtılan Benî İsrâil peygamberlerinden olan Hz. Zekeriyyâ (as), Hz. Îsâ (as)’ın teyzesinin kocasıdır. Ömrünü Allâh’a dâvet yolunda ve Mescid-i Aksâ’ya hizmet ile geçirmiş, bu arada Hz. Meryem’in bakımını üstlenmiştir.

İbn İshak ve diğer târihçilerin naklettiğine göre, İsrailoğulları’nın Bâbil’den Filistin ve Suriye’ye dönüşleri ve işlerinin yoluna girmesinin ardından Cenâb-ı Hakk onlara bâzı peygamberler göndermiştir. Ancak İsrailoğulları bu peygamberlere düşman kesilmişler ve onları yalanlamışlar; hattâ içlerinden bâzılarını öldürmüşlerdir. Allah Teâlâ’nın İsrailoğulları içinden son peygamberler olarak Hz. Zekeriyyâ (as), Hz. Yahyâ (as) ve Hz. Îsâ (as)’ı göndermesine kadar böyle devâm etmiştir.1Kur’ân-ı Kerîm’de de bu husûsa işâret edilerek şöyle buyurulmaktadır:

“Andolsun ki, Mûsâ’ya o kitabı verdik. Ve ondan sonra birbiri ardınca peygamberler gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’ya da açık mûcizeler verdik. Ve onu Rûhülkudüs ile te’yid ettik. Ey Yahudiler! Her peygamber size, nefislerinizin istemediği şeyleri getirdiği zaman, büyüklük taslayıp bir kısmını yalanlıyor, bir kısmını da öldürüyor musunuz? ‘Kalplerimiz perdelenmiştir’ dediler. Hayır, Allah, onları inkârlarından dolayı lânetlemiştir. Ne de az îmân ederler.”2

Hz. Süleyman (as) neslinden olan Hz. Zekeriyyâ (as)’ın babasının adı Berahya’dır. Kaynaklar, Filistin’in Roma İmparatorluğu’nun bir eyâleti olduğu dönemde Kudüs’te yaşayan Hz. Zekeriyyâ (as)’ın doğumu ve gençlik yılları hakkında bilgi vermemişlerdir. Fâkur kızı İyşâ (Elizabet) adındaki bir kadınla evlenen ve Rasûlullâh’ın (sav) bildirdiğine göre geçimini marangozlukla sağlayan Hz. Zekeriyyâ (as),3 Cenâb-ı Hakk tarafından peygamber olarak görevlendirilmiştir:

“Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ ve İlyâs’ı da hidâyete erdirdik. Hepsi de sâlih kullarımızdandı.”4

Hz. Zekeriyyâ, Beytülmakdis/Mescid-i Aksâ’nın imamlığını yürütüyordu. Bu görevi sırasında, baldızı Hanne’nin Mescid-i Aksâ’nın hizmetine adadığı kızı Hz. Meryem’i himâyesine aldı. Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberimiz’e (sav) hitâben, Hz. Meryem’in din adamlarından hangisine bırakılacağı husûsunda çekilen kur’aya işâret edilerek şöyle denilmektedir: “Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir: Meryem’e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, tartışırlarken de orada bulunmadın.”5

Hz. Zekeriyyâ (as), Hz. Meryem’i böylece mâbedde iyi bir şekilde yetiştirdi. Ona büyük değer verip, yetişmesine büyük itinâ gösterdi. Rahat bir şekilde ibâdet edebilmesi için ona ayrı bir oda, bir mihrap tahsis etmişti. Onun mihrabına6 her girişinde, yanında çeşitli yiyecek maddeleri görür, ona bunların nereden geldiğini sorardı. Hz. Meryem ise bunların Allah tarafından gönderildiğini söylerdi:

“Rabbi onu (Meryem’i) güzel bir sûrette kabûl buyurdu. Ve onu güzel bir sûrette yetiştirdi. Onu, Zekeriyyâ’nın himâyesine bıraktı. Zekeriyyâ mihrâba onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?’ diye sorardı. O da: ‘Bu, Allâh’ın katındandır.’ cevâbını verirdi. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.”7

Hz. Meryem’i himâyesine alan Hz. Zekeriyyâ (as), kendisi de bir çocuk sâhibi olmayı çok istiyor, bunun için sürekli Allâh’a yalvarıyordu. Evliliğinin üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen, hanımının kısırlığı dolayısıyla bir türlü çocuk sâhibi olamasa da duâdan vazgeçmiyordu. Allah’tan kendisine dâvâsını yürütecek sâlih bir evlât vermesini istemeye devâm etti. Her şeye kâdir olan Allah’tan ümîdini kesmedi. Kısır olan hanımı gibi kendisi de çok yaşlandığı hâlde bu duâsını dilinden düşürmüyor, kendisine hayırlı halef olacak bir çocuk istiyordu. Bu arada Hz. Meryem’i himâyesine alması ondaki bu çocuk özlemini daha da artırmıştı. Rivâyete göre, Hz. Meryem’e mevsimleri dışında lütfedilen çeşitli meyveler ona Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudretini tekrar hatırlatmış, Allâh’ın kendilerine her hâlükârda bir çocuk vermeye muktedir olduğunu düşündürerek ondaki çocuk ümîdini daha da artırmıştı. Hz. Meryem’e çeşitli rızklar gönderen Allâh’ın, istediği takdirde kendisine de bir çocuk lütfedeceğinden şüphesi yoktu. Çok yaşlanmış olduğu hâlde, âilesini temsil edebilecek hayırlı bir evlât istiyor, duâsını ısrarla devâm ettiriyordu. Nihâyet Cenâb-ı Hakk, beklediği müjdeyi ona namaz kılmakta olduğu bir sırada ulaştırdı. Gönderdiği melek vâsıtasıyla, kendisine iffet sâhibi, efendi ve sâlihlerden bir oğul vereceğini ve onu ileride peygamber yapacağını müjdeledi. Beklenen bu müjde, ısrarla bir çocuk vermesi için Allâh’a yalvarmasına rağmen Hz. Zekeriyyâ (as)’ı yine de hayrete düşürmüştü. Çünkü hanımının kısırlığı yanında, her ikisi de rivâyetlere göre 90 yaşını aşmış bulunuyorlardı. Bu yüzden tereddüdünü gidermek için Cenâb-ı Hak’tan kendisine çocuğu olacağını gösteren bir alâmet vermesini istedi. Ona delil olarak, üç gün boyunca insanlarla konuşamayacağı, bu süre boyunca onlarla ancak işâretle anlaşabileceği bildirildi ve bu süre içinde zikir ve tesbihle meşgûl olması emredildi.

Zekeriyyâ Mâbed’de namaz kılarken melekler ona seslendiler: ‘Allah sana kendi emriyle vücut bulan Îsâ’yı tasdik eden, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olan Yahyâ’yı müjdeler.’ Zekeriyyâ şöyle dedi: ‘Yâ Rab! Ben artık iyice kocamış, karım da kısırken nasıl oğlum olabilir?’ Allah, ‘Bu böyledir, Allah dilediğini yapar.’ dedi.

Zekeriyyâ, ‘Yâ Rab! Bana bir alâmet ver.’ dedi. Allah, ‘Alâmetin, üç gün, işâretle anlaşma dışında insanlarla konuşmamandır. Rabbini çokça an, akşam sabah O’nu tesbih et.’ dedi.”8

Allah Teâlâ, hiçbir kimse fazlından ve rahmetinden ümit kesmesin diye, Peygamberimiz’e (sav), ashâbına Hz. Zekeriyyâ (as)’ın kıssasını anlatmasını emretmişti. Çünkü onun başından geçenler en olumsuz şartlar içinde dahi Allah’tan ümit kesilmemesi gerektiğini, Allâh’ın yardımı geldiğinde de, en zor şeylerin hemen oluverdiğini açıkça gösteriyordu. Çünkü Hz. Zekeriyyâ (as) çok yaşlı, hanımı da onun gibi yaşlı ve üstelik kısır olduğu hâlde, Allah onlara nur topu gibi bir oğul ihsan etmişti.

“Ey Muhammed! Bu, Rabbinin kulu Zekeriyyâ’ya olan rahmetini anmadır. Hani bir vakit, Zekeriyyâ Rabbine içinden gizlice yalvarmış, şöyle demişti: ‘Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim, ben sana ne duâ etmişsem, bedbaht ve mahrum olmadım. Doğrusu ben, benden sonra yerime geçecek yakınlarımın iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Ya’kub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onu, rızânı kazananlardan eyle.”

Allah, ‘Ey Zekeriyyâ! Sana, Yahyâ isminde bir oğul müjdeliyoruz. Bu ismi daha önce kimseye vermemiştik.’ buyurdu. Zekeriyyâ, ‘Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?’ dedi. Allah, ‘Rabbin böyle buyurdu. Bu, bana kolaydır, nitekim daha önce sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım.’ dedi.

Zekeriyyâ, ‘Rabbim! Öyleyse çocuğumun olacağına dâir bana bir alâmet ver!’ dedi. Allah, ‘Senin alâmetin, sağlam ve sıhhatli olduğun hâlde üç gün üç gece insanlarla konuşmamandır.’ buyurdu. Zekeriyyâ bunun üzerine Mâbed’den çıkıp kavmine, ‘Sabah akşam Allâh’ı tesbih edin!’ diye işârette bulundu.”9

Yüce Allah, sevgili Rasûlü Hz. Zekeriyyâ (as)’ın duâsını kabûl ettiğini, kendisine ihlâs ile itâat eden ve ümidini yitirmeksizin yakarışlarını devâm ettiren bu sevgili kulunun eşini doğum yapacak hâle getirerek onlara erkek bir çocuk lütfettiğini bir başka yerde şöyle açıklamaktadır: 

“Zekeriyyâ’yı da hatırla! O, bir vakit Rabbine ‘Rabbim! Beni evlâtsız tek başıma bırakma. Sen vârislerin en hayırlısısın.’ diye nida etmişti. Biz de duâsını kabûl ederek, ona Yahyâ’yı bahşetmiş, eşini ıslah edip doğum yapacak hâle getirmiştik. Doğrusu onlar iyi işlerde yarışıyorlar, korkarak ve umarak bize yalvarıyorlardı. Bize, huşû ile itâat ederlerdi.”10

Hz. Zekeriyyâ (as)’ın Şehadeti

Hz. Zekeriyyâ (as)’ın, oğlu Yahyâ’nın doğumundan sonraki yıllarını nasıl geçirdiğine dâir pek bilgi yoktur. Kendisi gibi peygamber olarak görevlendirilen oğlu Hz. Yahyâ (as)’ın bu görev dolayısıyla öldürülmesi, şüphesiz bu ihtiyar babayı çok üzmüş olmalıdır. Bu katillerin kendisini de öldüreceğini bilen Hz. Zekeriyyâ (as), bu üzüntüyle şehirden kaçmış, Mescid-i Aksâ’nın yakınındaki bir bahçeye sığınarak, ikiye ayrılmış bir ağacın kovuğuna gizlenmişti. Rivâyete göre, şeytanın ihbârı sonucu onun gizlendiği ağaca gelen düşmanları, ağacı kesmek sûretiyle onu şehîd ettiler.11 Yine sevgilisinin isteğini geri çeviremeyen Kral Hirodes tarafından önce hapse atıldığı sonra başının kestirildiği de söylenmektedir.12 Onun şehâdeti, Hz. Îsâ (as)’ın ref’inden 2,5 yıl önce vukû bulmuştur.

Dipnotlar:
1. Sa’lebî, 370.
2. Bakara sûresi, 2/87-88.
3. Müslim, Fezâil, 45; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 296.
4. En’am sûresi, 6/85
5. Âl-i Imrân sûresi, 3/44.
6. Söylendiğine göre, Hz. Zekeriyâ (as), Beytülmakdis’de Hz. Meryem için bir mihrap yâni merdivenle çıkılan bir oda yapmıştı. O, her gün oraya Meryem için yiyecek ve içecek götürürdü; oraya ondan başkası çıkamazdı (Sa’lebî, 373). Buranın bir mescid olduğu da söylenmiştir.
7. Âl-i Imrân sûresi, 3/37. Hz.Meryem’e verilen bu yiyecek maddeleri hakkındaki görüşlere, onunla ilgili bölümde işâret edilecektir.
8. Âl-i İmrân sûresi, 3/37-41. Luka incilinde, Kur’ân’da verilen bu bilgilere çok yakın bir anlatım vardır: Orada bildirildiğine göre, Hz. Zekeriyâ (as), kâhinlik hizmeti sırası ailesine geçince, âdet üzere Mâbed’e girip buhur yakmak ister. Cemâatin buhur saatinde dışarıda dua etmekte olduğu bir sırada mâbede giren bir melek, buhur mezbahının sağında görünür. Kendisinden korkan Hz. Zekeriyâ (as)’a, duasının Rabbi tarafından kabul edildiği, karısı Elizabet’in bir oğul doğuracağı müjdesini verir ve oğluna Yahya adını vermesini söyler. Onun doğmasından sonra sevineceğini, halkın bir kısmının da bu doğumdan memnun kalacağını, doğacak çocuğun Rabbin gözünde büyük olacağını, şarap ve içki içmeyeceğini ve daha anasının karnında Ruhülkudüs ile dolu olacağını haber verir. İsrailoğulları’ndan birçoğunu Rabbin yoluna çevireceğini söyler. Hz. Zekeriyâ (as)’ın kendisinin ve karısının yaşlılığını hatırlatarak, bunların olacağına dair bir alâmet istemesi üzerine, Cebrâil olduğunu açıklayan bu melek, verdiği haberlere inanmadığını ve bu yüzden ceza olarak, bu olayların meydana gelmesine kadar dilinin tutulacağını söyler. Bu sırada mâbedden çıkan Hz. Zekeriyâ (as), içeride kalışının uzamasından hayrete düşen halka bir şey söyleyemez. Bunun üzerine halk, onun içerde bir rü’yet gördüğünü anlar (Luka, I/5-23).
9. Meryem sûresi, 19/2-11.
10. Enbiyâ sûresi, 21/89-90.
11. Sa’lebî, 380 -381.
12. Mevdûdî, Tefhim, I, 478.

Daha Göster Prof. Dr. İsmail Yiğit

Üzeyir (as)

Yediulya11 Şubat 2017

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya3 Eylül 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya12 Mart 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Prof. Dr. İsmail Yiğit

Yediulya16 Şubat 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya