Helâl Gıdâ

Helâl gıdâ; hayâtımızın her ânında tümüyle İslâmî kurallara uygun olarak hazırlanan gıdâyı ifâde eder. Daha geniş bir açıklamayla Helâl Gıdâ; bitkisel, hayvansal, kimyâsal gıdâ ürünlerinin; en başından başlayıp raflarda yerini alana kadar geçirdiği süreçlerin İslâmî kurallara uygunluğunun ifâdesidir.

“Helâl” kelimesi Arapça bir kelime olup “izin verilen” anlamında kullanılan kelimenin Türkçeleştirilmiş halidir. Batı dillerine de “halal” şekliyle adapte edilmiş kelimenin zıddı “haram”dır ve “yasak olanı”, yâni günah olanı tanımlar. Bu kısa açıklamadan sonra Kur’ân’ı Kerîm’imizde bu konuyla alâkalı âyetlere bir göz atalım…

Âyetler Ne Diyor?

Kur’ân ve sünnete göre haram olarak vurgulanmayan tüm gıdâlar helâldir. Kur’ân çeşitli sûrelerinde helâl beslenme konusunda, hal ve davranış hakkında şöyle buyurur:

“Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesnâ-, dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dîninizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün size dîninizi ikmâl ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık hâlinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Mâide, 3.)

“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin, şeytânın peşine düşmeyin; zîrâ şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara, 168.)

“Allâh’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızklardan yiyin ve kendisine îmân etmiş olduğunuz Allah’tan korkun.” (Mâide, 88.)

“Ey îmân edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allâh’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide, 90,91.)  Bunlar ve çok sayıda aktarılmış hadisle Müslümanların beslenmede helâl ve haram ayrımı yapabilecekleri kıstaslar belirlenmiştir. Beslenmede helâl şartlarını yerine getirmesi için Müslümanın yediği ürünlere şunlar aslâ karışmamalı: Domuz eti veya domuzun herhangi bir maddesi, alkol ve kan, İslâmî usullere göre kesilmemiş herhangi bir hayvan, hayvan leşi…

Gıdâların ve İlaçların Bünyemize Etkileri

Dînimiz temizliğe çok önem vermiş, özel hayâtında ve sosyal hayâtında Müslüman’ın temiz olması gerektiğini belirtmiştir. Âyet ve hadislere baktığımızda temizlik noktasında en başta dikkat etmemiz gerekenlerin yediğimiz gıdâlar olduğunu görüyoruz. Dînimiz bizlerin temiz gıdâlarla beslenip maddî olduğu gibi mânen de temiz bir vücûda sâhip olarak Rabbimizin karşısına çıkmamızı istemiştir. Çünkü: Kullandığımız, giydiğimiz, yiyip içtiğimiz maddelerin çoğunda çeşitli katkı maddeleri bulunmakta, fakat bunlar İslâmiyet’in belirlediği ölçülere uymayarak hem maddî hem mânevî hayâtımıza zarar vermektedir. Bu durum hem ibâdetlerimizin sıhhatini etkiler, hem ibâdetlerimizden alacağımız lezzetlerin kaybinâ ve hem de vücûdumuzda temiz olmayan maddelerin kalmasına sebep olur. Haram gıdâ ile beslenen uzuvlar, bir şer makinesi gibi şerre çalışırlar. Haram yiyenlerin uzuvlarında günah ve kötülükler ortaya çıkar. Helâl ve temiz yiyen insanların âzâlarında hayırlar, fazîletler ve güzellikler tezâhür eder. Helâl ve temiz yiyenin bünyesi sağlam, karakter ve seciyesi metîn, kalbi huzurlu, ibâdeti güzel ve duâsı makbûl olur. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da bize örnek teşkîl edenler Peygamberimiz (sav) ve onun soyundan gelen evliyâullahtır. Evliyâullâh’ın hayatlarına baktığımız zaman en çok dikkat ettiklerinin başında helâl lokma geldiğini görmekteyiz. Zîrâ her şey aslına hizmet eder, yukarıda bu gerçeği kısaca açıkladık. Bu konuyu biraz daha somutlaştırmak adına evliyâullahtan örnekler verelim:

Abdülkâdir Geylânî (ks) şöyle nasihat eder: “Haram yemek kalbi öldürür, helâl yemek ise ihyâ eder. Lokma vardır seni dünyâ ile, lokma vardır seni âhiret ile meşgûl eder. Yine lokma vardır, seni Hâlık Teâlâ’ya rağbet ettirir.”

Bu hakîkate binâen Süfyân-ı Sevrî Hazretleri de: “Kişinin dindarlığı, gıdâsının helâlliği nisbetindedir.” buyurmuştur.

İnsanın kazandığı para da, yılan gibidir. Hangi delikten girdiyse oradan çıkar. Cebine haram para giren kimsenin amelleri de bozulmaya başlar. Zâhiren düzgün gibi görünse de, kalben ve bâtınen bozulur; ihlâs ve rûhâniyeti zâyi olur. Bu sebeple helâlin hesâbı, harâmın da azâbı olduğu şuuruyla, kazanca haram ve şüpheli karıştırmamaya, helâl nîmetleri de ölçülü bir şekilde kullanmaya âzamî gayret göstermek şarttır.

Kalpler, Allâh’ın emirlerine itâat hâlinde olursa, vücutlar feyiz ve hayır menbaı olur. Şüpheli ve harama bulaşan vücutlar ise kötülük menbaı hâline gelir. Helâl gıdânın niçin gündemimizde olması gerektiğinin mânevî boyutuna değindikten sonra kısaca maddî tarafına da bakalım:

Günümüzde bâzı insanların ve büyük şirketlerin daha fazla kazanma arzusu maalesef bitkilerin, hayvanların ve hattâ şifâ bulmak için vesîle gördüğümüz ilaçların bir Müslümanın helâl yaşantısına, temizliğine ve sağlığına halel getirecek şekilde bozulmasına sebep olmaktadır.

Gıdâların raf ömrünü uzatmak, onların dil (veya beyin) tarafından daha lezzetli algılanmasını sağlamak, mâliyeti düşürmek, ürünün albenili görünmesini sağlamak ve benzeri amaçlarla üzerinde oynamalar yapılmış, aslından uzaklaşmış ve sun’î kimyâsallar içeren besinlerle insanlar karşı karşıya gelmiştir. Halbuki bu amaçlardan hiçbiri, bir mü’minin beslenmesinde esas unsur değildir.

Bizlerin beslenmedeki esas niyetimiz Allâhu Teâlâ’nın vermiş olduğu helâl ve temiz şeylerle gıdâlanmak ve bunları O’nun rızâsı yolunda tüketmektir. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gerçeği ne güzel ifâde etmiştir:

“Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olanı yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve konduğu yeri ne kırar ne de bozar.” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)

Olaya tıbbî olarak bakacak olursak, vücûdumuzdaki hücrelerin yapıtaşları aldığımız besinlerin sindirimiyle elde edilir. Başlıca mide ve bağırsaklardan emilen gıdâ maddeleri kan dolaşımına katılarak vücûdun tüm dokularına ulaşır. Hücrelerimizde üretilen proteinler, hormonlar, enzimler ve diğer birçok yaşamsal bileşik, bu yapıtaşlarından sentez (bir araya getirme) yoluyla elde edilir. Kısacası, maddî olarak yediğimiz şey ne ise biz ondan müteşekkiliz.

Burada bir misâl vermek istiyorum: Nasıl ki bir binâ, kendine has yapı malzemelerinden oluşuyorsa insan vücûdu da aynen öyledir. Bir binânın tuğlaları çürük, çimentosu çürük, demirleri çürük olsa o binâ ne sağlam olur ne de içinde yaşayanlara huzur verir. Bir insanın da yediği-içtiği Allâh’ın (cc.) haram kıldığı şeyler olursa, zararlı, şüpheli şeyler olursa; o kişinin hem madden bünyesi zayıf olur, hem de o rûhen huzursuz olur.

Bir başka önemli husus da günümüzde kullanılan bâzı ilaçların ve aşıların haram ve şüpheli içeriklere sâhip olabilmesidir. Kimi ilaçlarda alkol kullanımı, kimi aşılarda domuzdan elde edilen jelatin kullanımı gündeme gelmektedir. İnancına bağlı kişilerin bunlardan sakınması ve ilaçların bu tür haram maddeleri içermeyen muâdillerini tercih etmesi gerekir.

Peygamber Efendimiz (sav): “Allah Teâlâ muhakkak ki derdi ve devâyı indirmiştir. Ve her derde bir devâ yaratmıştır. Siz de tedâvi olunuz, yâni tutulduğunuz hastalığın devâsını arayınız. Fakat haram ile tedâvi olmayınız.” buyurmuşlardır. (Buhari, Kitabü’t-Tıb)

Şifâyı verenin yalnızca Allâhu Teâlâ olduğuna inanan bir kimsenin O’nun (cc) haram kıldığı bir şeyde şifâ araması ne kadar münâsip olur?

Mü’min olarak, her konuda olduğu gibi gıdâlar ve ilaçlar konusunda da helâl ile harâma dikkat etmemiz, bu konuda elimizden geldiğince bilgi sâhibi olmamız ve alışverişimizde dikkatli olmamız gerekmektedir.

Mevzunun ekonomik boyutuna da kısaca değinmek gerekirse: Dünyânın en büyük gıdâ fuarı olan Almanya’nın Köln kentindeki Anuga’nın verilerine göre dünyâda yaşayan 1.6 milyar Müslüman’a hitâb eden helâl ürün pazarının yıllık ticâret hacmi 600 milyar Euro’nun üstünde. Bunun takrîben 67 milyarlık bölümü Avrupa’ya düşüyor. Bu konuda ülkemizde ve yurt dışında çeşitli fuarlar düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra ülkemizde çeşitli stk’lar, kurum ve kuruluşlar Müslümanları bilinçlendirme çalışmaları yapmaktadır. Ekonomik boyutu çok farklı bir konu olduğu için bu kadarla yetineceğiz. Kısaca “Helâl Gıdâ” konusunda en çok sorulan sorulara değinelim:

EN ÇOK SORULAN SORULAR

Helâl Gıdânın Ölçüsü Nedir?

Temel ölçüt Kur’ân ve hadisler olmakla birlikte, mezheplere veya kişilere göre farklı yorumlar, ölçüler görülebilmektedir.

Jelatin Kullanmak Haram Mıdır?

Jelatin kullanmak haram değildir. Ancak gıdâ üretiminde yoğun kullanılan jelatin hayvansal kökenli bir üründür. Bu da doğal olarak, domuzlardan elde edilen jelatin ve besmelesiz kesilen hayvanlardan elde edilen jelatini akla getiriyor ve şüphe uyandırıyor. Yoksa besmeleyle kesilen, yenilmesi helâl hayvanlardan elde edilen jelatin kullanımı haram değildir.

Neden Helâl Gıdâ Standardı Yok?

Aslında var. TSE bu konuda bir helâl standardı yayınladı. Ancak çoğu İslâm ülkesinde bu helâl belgelerinin İslâmî bir devlet kurumu tarafından onaylanması istendiğinden bu noktada bir problem bulunuyor. Aslında olması gereken tıpkı gıdâ mühendisleri gibi (mesela koşer alırken denetim gerçekleştiren mühendisler, aynı zamanda din adamı oluyor), helâl gıdâ mühendisi de olmasıdır. Hem gıdâ, hem de dînî bilgi düzeyi helâl gıdâ sürecine yön verebilmeli. Bununla birlikte Malezya, Singapur gibi ülkelerde helâl sertifikalama işlemleri devlete bağlı dînî ve resmî kurumların onayını almaktadır. Bu sebeple Malezya helâl ürünler hakkında en çok bilinen ve tanınan ülke olmayı başarmıştır.

Helâl Belgesi Olmayan Gıdâlar Haram Mıdır?

Gıdâ ürünlerinin helâl belgesi olmaması haramdır anlamı taşımaz. Ancak şüpheli olduğundan veya helâl noktasında kayda değer derecede önemli çekinceler mevcutsa bir ürün helâl damgası alamayabilir. Haram değil ancak mekruh olabilir, câiz değildir ama kullanılabilir ürünlerdir, kimine göre helâl kimine göre mekruh olabilir. Çok sayıda etken söz konusu olabilmektedir.

Biz bu yazımızda kısaca “Helâl Gıdâ”nın maddî mânevî ve ekonomik boyutuna değinmeye çalıştık. Lâkin bu konu çok daha geniş derinlemesine araştırma isteyen bir alandır. “Helâl Gıdâ” göz ardı edilecek bir konu olmayıp dünyâ ve âhiretimize ciddî zararlar verebilir. Bundan dolayı her Müslüman bu konuya itinâ ile eğilmeli ve üstüne düşeni yapmalıdır…

Daha Göster Akâid

Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Yediulya22 Şubat 2016

Servet Yalçın

Yediulya22 Eylül 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi’den Sözler

Yediulya23 Mayıs 2015

Mahmut Sami Gülcü

Yediulya25 Şubat 2015

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya