Hayat

Eczânede pazarlanan ilaçlar baş, diş, mide bağırsak, göğüs vs. için takdîm edilen devâlardır. Biz şimdi asıl şifâya bakalım, Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’i şifâ olarak sunuyor: “Biz Kur’ân’dan mü’minlere şifâ ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz.” (İsrâ, 82.) Hadîs-i Şerifler şifâdır. Devâların başı az yemektir. Aleyhisssalâtü Vesselâm Efendimiz, “doldurulan en zararlı kap midedir” buyuruyor. Kendisine indirilen Kitâb-ı Kerim’le, vahyin ta kendisi olan Hadîs-i Nebevîleri’yle ve Zât-ı Muhammediyye’leriyle tümden şifâdır âleme. Efendimiz (sav) beyin ve gönüllere sunduğu İlâhî mesajla dertlere devâ örnektir. “O Allah ki, Rasûlü’nü hidâyet ve hak dinle, bütün dinler üzerine, görüş ve sistemler üzerine üstün kılmak için gönderdi.” (Fetih, 28.)

İnsanda en mükemmele ulaşma duygusunu Cenâb-ı Hakk, tecelliyâtın tümüne mazhar, yaratılış ve huy olarak en üstün olan Peygamberimiz (sav) ile temin buyurmuştur. Lügat mânâsıyla gidişat, istilâhî olarak hayat tarzı; sözü, davranışı ve sükûtla tasvip buyurduğu her tavrıyla nümûne-i imtisaldir bize. İmam Ahmed bin Hanbel’e (ra) göre, O’nun (sav) mübârek sözünü reddedenin helâkine göz açıp yumuncaya kadar bir zaman kalmıştır.

İmam Mâlik’e (ra) göre, O’nun sünneti Nûh (as)’ın gemisi gibidir. Binen kurtulur, karşı koyan batar. İmam Şâfiî (ra) de, “Resûlü Ekrem’in (sav) sözünden başka bir söz nakledersem, beni hangi semâ gölgeler, hangi arz taşır?” demiştir.

‘Bize Kur’ân yeter’ diyenlere Kur’ân verir cevap. “Allah Teâlâ’yı ve Peygamberi (sav) inkâr eden, Allah Teâlâ ile Peygamberinin (sav) arasını ayırmak isteyen, ‘bir kısmına inanır bir kısmını inkâr ederiz’ diyerek îmanla küfür arasında bir yol edinmek isteyenler, işte bunlar gerçek kâfirlerdir.” (Nisâ, 150-151.)

Kur’ân’a uymak nasıl vâcipse, sünnete de uymak vâciptir. “Resûl (sav) size neyi getirdiyse onu alın, sizi neden nehyettiyse ondan sakının.” (Haşr, 7.) Efendimiz (sav): “Kim bana itâat ederse Cennete girecektir. Kim bana isyân ederse, o imtinâ etmiştir.”

Hz. Ömer (ra) Veysel Karânî’ye, “niçin sağlığınızda Peygamberimiz’e gelmedin?” deyince, Veysel Karânî’nin cevâbı şu oldu: “Sevgi mutâbaat ister, sinn-i saâdeti şehîd oldu diye Uhud’da, dişlerimin hepsini çektirdim.”

Davud Tai, Cafer b. Sadık’a “bana öğüd ver kalbim karardı” deyince, Cafer b. Sadık şu şekilde hitâbetti: “Kıyâmet günü gelince Peygamberimiz (sav) elimden tutup, “Niçin bana tâbi olma hakkını îfâ etmedin?” derse ben ne yaparım? Bu iş neseble yapılmaz. Allah Teâlâ’ya lâyık hizmetle olur.”

Abdül Hâlik Gucdevâni (ks), “Allah Teâlâ ve Resûlü’ne uymakta sebat gösterince şeytan kaçar.” buyurdu.

Hâce Arif Rivgiri (ks), Peygamberimiz’in (sav) sünnet-i seniyyesine dikkati sâyesinde kutbiyyet makâmına gelmiştir.

Şeyh Seyfüddin (ks) Peygamberimizin (sav) sünnetine o kadar riâyet ederdi ki, kendisine “sünnet-i seniyyenin ihyâ edicisi” denirdi.

Şah Abdullah Dehlevi (ks) cehennem azâbından korktuğu gece Peygamberimiz’i (sav) gördü. “Sen bizi sevenlerdensin. Bizi seven cehenneme girmez.” buyurdu.

Efendimiz’e (sav) sevgileri sebebiyle O’na tamâmen uyarlardı. Ebu Eyyübel Ensârî (ra) yemeği Peygamberimiz’in (sav) parmaklarının isâbet ettiği yerden yerdi.

İbni Ömer (r. anhüma), Resûlüllâh’ın (sav) yürüdüğü yoldan yürür, gölgesinde oturduğu ağacı sulardı.

Hz. Cabir b. Abdullah (ra) “O hac yapınca hepimiz yaptık. Kur’ân O’na nâzil oluyor, uygulamasını en güzel bilen de odur diye, O Server-i Kâinât’a tâbi olduk.”

O’nu o kadar severlerdi ki, devesini, böğürtüsünden bilirlerdi. Hz. Ebu Bekir (ra) namaz kıldırırken, deve böğürtüsünü duyunca, “bu Resûlüllâh’ın (sav) devesi” derdi.

Her hareketini tâkible, tatbik ederlerdi. Habbab b. Eret (ra) namaz kılarken Efendimiz’in (sav) öğle ve ikindi namazlarında Kur’ân okuduğunu söyler. Sebebini soranlara, “sakallarının hareket etmesinden” der.

Hz. Enes (ra) Ramazan bayramında yediği hurmayı sayıp, “tek aded yedi” demişti.

Mübârek sözlerini sayarlardı. İbni Ömer (r. anhüma), “bir mecliste Resûlüllah (sav) yüz defa istiğfar okurdu” der. Saymakla bitiremeyiz bu misâlleri. Her büyüğün kemâli, O’nun sünnet-i seniyyesine uymakladır.

Antlaşmaları çiğneyip, yasal savunmasını yapanlara, ölçüsüz güç kullananlara ne güzel misâldir Kitâb-ı Kerim. “O halde kim size saldırırsa, size saldırdığı gibi siz de ona saldırın, fakat ileri gitmeyin.” (Bakara, 194.)

İslâm cana, mala, düşünce ve insanın inancına dokunulmazlık getirmiştir. Vedâ Hutbesi’nde insana verilen değer şu şekilde belirtilmiştir:

Emânetlerin ehline verilmesi.
Âile ve toplum hayâtına zarar veren fuhuş vb. davranışlar yasaklanmıştır.
İnsanların ırk ve renk farkı gözetilmeksizin birbirlerine eşit oldukları belirtilmiştir.
Bütün Müslümanlar kardeştir.
Kimsenin kimseye zarar verme hakkı yoktur.
Herkesin can, mal ve nâmusu tecâvüzden korunmuştur.

Uluslararası diplomasi hukûkunun ve insan hakları hukûkunun birçok hükmünü ihlâl eden Avrupa. Yukarıda maddelerle belirtilen İslâm’ın nefesine, hayâtına muhtaçsın. Bu gidişle kendi halkına da barış getiremezsin.

Avrupa’nın suç istatistiklerine bakıldığında, kaçakçılık, cinsel istismar, hırsızlık oranlarında yüksek bir artış olduğu görülmektedir, hapishane doluluk oranlarına bakıldığında bunu açıkça görebiliriz. Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’nün yaptığı araştırmaya göre, 2007-2012 yılları arasında hapishane doluluk oranı %2 artmış ve 2013 yılında bu oran toplamda %96’ya kadar yükselmiştir. Avrupa’da en yaygın suçlar uyuşturucu ile alâkalı suçlar ve hırsızlık olmuştur.

Günümüzde 1 yılda ortaya çıkan suç oranı 600 yıllık Osmanlı Devleti’nde ortaya çıkmamıştır. Buradan, İslâmiyet’in işlenen suçlara ne derecede etkili olduğunu görebiliriz. Öyleki yabancı diplomatların yazılarından gördüğümüz kadarıyla onlar, cezâsının el kesme olduğu hırsızlık suçunun Osmanlı İstanbul’unda yılda 1 veya 2 kez ortaya çıktığını, esnafın kapısını kilitlemeden vakit namazlarına gittiğini yazmışlardır.

İki cihan Serveri Fahr-i Âlem Muhammed Mustafa (sav)’in hayâtının örnek alındığı devirler ne huzurlu devirlerdir. Peygamberimize (sav) ümmet olma şerefini Necip Fazıl (rh.a) ne güzel ifâde ediyor:

O’nun Ümmetinden Ol
Beri gel serseri yol!
O’nun ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O’nun ümmetinden ol!

Sen hiçliğe karşı yön
Hep sıfır arka ve ön
Dosdoğru kıbleye dön!
O’nun ümmetinden ol!

Gel, dünya murdar kafes
Gel gırtlakta son nefes
Gel arşı arayan ses
O’nun ümmetinden ol!

Solmaz, solmaz bu bir renk,
Ölmez, ölmez bir ahenk,
İnsanlık; hevenk hevenk
O’nun ümmetinden ol!

Gökte çakıyor haber:
Geber, çelik put geber!
Doğrul yeni seferber!
O’nun ümmetinden ol!

Necip Fazıl Kısakürek

Alemdar – Ali Ramazan Dinç Efendi 

Daha Göster Alemdar

Kalbin Ameli

Yediulya9 Haziran 2017

Mültecî

Yediulya9 Haziran 2017

Kadir Gecesi

Yediulya9 Haziran 2017

Peygamberimizin İrtihalinde

Yediulya9 Haziran 2017

Mektûbât-ı Es’ad-ı Erbilî (ks) (30. Mektup)

Yediulya9 Haziran 2017

Mürşid-i Kâmil’e Teslîmiyet

Yediulya8 Haziran 2017

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya