11. Ehl-i Sünnet ÂLimler Meclisi Toplantısı

Abdullah b. Sebe’nin tutuşturduğu ve Hz. Osman’ın şehâdetiyle alevlenen fitne kıvılcımının Ümmet içindeki yangınları durmak dinlenmek bilmeden devâm ediyor. Bu yangınlar Ümmet coğrafyasını asırlardan beri sarmış ve bu Ümmetin îmânında, ibâdetinde, muamelesinde, anlayışında, kardeşliğinde, kültüründe, düşüncesinde, değer yargılarında, cihâd anlayışında vs. ciddi tahrîbatlar meydana getirmiş ve getirmeye devâm etmektedir.

Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiği bir hadiste: “Zaman yaklaşacak (zamânın bereketi kalmayacak), ameller azalacak, açgözlülük yayılacak, fitneler açığa çıkacak ve adam öldürme olayları artacak.” denilmektedir (Buhârî, “İlim”, 24, “Fiten”, 5; İbn Mâce, “Fiten”, 25).

Ayrıca Buhârî; zamanla insanlar arasında bilgi ve dindarlık farklarının kalkıp herkesin cehâlette ve dînî konulardaki gevşeklikte birbirine benzemesi, amellerin azalması, fitnenin çoğalması, öldürme olaylarının artması, can güvenliğinin ortadan kalkması gibi olumsuz gelişmelerin vukû bulacağını haber veren hadisleri “Fitnelerin Zuhûru” adını taşıyan babda toplamak sûretiyle fitne kavramının kapsamını dînî, ahlâkî, ilmî ve içtimâî çöküşü içine alacak şekilde geniş tutmuştur (Buhârî, “Fiten”, 5). (DİA)

Ve yine Sevgili Peygamberimiz (sav) bu fitnelerin bizden neler koparıp götüreceğine dikkatlerimizi şöyle çekmiştir: “Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhûr etme­den amellere acele edin; (zîrâ o fitneler zuhûr ettiği vakit) kişi mü’min olarak sabahlayacak kâfir olarak akşamlayacak yâhud mü’min olarak akşamlayacak kâfir olarak sabahlayacak, kişi dînini bir dünyâ metâı mukâbilinde satacaktır.”(Müslim, Îmân, 186)(M Eyüpoğlu,Yenidünya Dergisi)

Bu ümmetin en büyük fitnesi Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasında meydana gelen Sıffîn savaşından sonra ortaya çıkmıştır: Her iki tarafı da protesto edip onlardan ayrılan ve kendi kriterlerine göre yeni bir ekol oluşturan hâricîler. İslâm dünyâsında oluşan tüm aşırı grupların fikir babası sayılan bu oluşumu iyi tanımak gerekir. Çünkü bunlar Kur’ân-ı Kerîm’i kendilerine göre yorumlayarak istismâr etmişlerdir.

Akîde ve amelden oluşan dînin emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklarından kaçınmayan kimseler Hâricîler’e göre kâfir kabûl edilir.

DEAŞ örgütünün anlayışına göre Müslüman, DEAŞ’a bağlı olan veya onun kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan kişidir. DEAŞ’ın diğer Müslümanları dışlayıcı ve ötekileştirici tavrının ardında benimsemiş oldukları Selefî-Vehhâbî çizginin îman anlayışını kendi amaçları doğrultusunda yorumlamasının yansımasını görmek mümkündür.

Ehl-i Sünnet’in çoğunluğunu temsîl eden, Mâturîdî ve Eş‘arî ekollerince benimsenmiş îman tanımına göre, îmanda asıl olan tasdîktir. İkrar kişinin dünyâda Müslüman olarak kabûl görmesi için şarttır. Ameller îmânın mâhiyetine dâhil değildir.

HÂRİCÎ VE BENZERİ GRUPLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ

1-Akîde ve amelden oluşan dînin emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklarından kaçınmayan kimseler kâfir kabûl edilir.

2- Kendilerinden olmayan herkesi düşman ve kâfir kabûl etmişler, buna bağlı olarak kendilerinin dışındaki müslümanların kadınlarını ve çocuklarını da esir almış veya öldürmüşlerdir.

3- Öyle anlaşılıyor ki bu gruplar, İslâm’ın getirdiği ferdî sorumluluğu anlayamamış ve günahla küfür arasındaki farkı tesbit edememiştir.

4-Allâh’ın zât ve sıfatları konusunda Kur’ân ve hadislerin zâhirî ifâdelerinde dile getirildiği gibi inanmak gerekir. Kelâm ilminde yapıldığı şekliyle muhkem âyetlerden elde edilen ilkeler ve esaslar ışığında müteşâbih âyetleri ve haberî sıfatları tevil etmek câiz değildir. Tevhîdin rububiyyet, uluhiyyet ve amelle ilgili boyutları vardır. Allâh’ın birliği tasdîk edilirken tüm bu boyutların hep berâber eksiksiz bulunması gerekir. Bu hususta fikrî ve amelî eksiği olan kişi şirk koşmuş olur; dolayısıyla küfre girer ve tekfir edilir.

5-Büyük günahları işleyen kişi de kâfir olur, ama bu küfür onu dinden çıkarmaz. Şirk ve küfür hiçbir nedenle müsâmahayla karşılanamaz.

6-Sırf Müslümanlardan sâdır oldu diye şirk ve küfür hükmünü vermeyi ertelemek veya bu konuda bazı mâkûl mülâhazalarla gevşeklik göstermek, ircâ anlamına gelir. Bu durum, bid’atçi Mürcie fırkasının bir uygulamasıdır ve sakınılması gerekir.

7- el-Velâ yâni mü’minleri dost edinmek, el-Berâ yâni îmansızlardan uzaklaşmak ve onlara düşmanlık izhar etmek, en önemli akîde esaslarındandır.

8- Kur’ân’ın, “Gerçekten biz Kur’ân’ı anlaşılması için kolaylaştırdık.” meâlindeki âyetini delil kabûl ederek, herhangi bir ilim ehlinin yardımı olmaksızın kitap ve Sünneti anlamanın mümkün olabileceğini ileri sürmektedir.

9-Bu bağlamda ictihâdı ya reddetmektedir veya onu bi­linenden farklı bir şekilde yorumlamaktadırlar. İcmâ, Kıyas veya Mesâlih-i Mürsele gibi, müçtehidin hüküm çıkarırken kullandığı prensip ve metodlardan hiçbirini kabûllenmemektedirler. Bu konuda şunla­rı söylemektedir: “Delil ancak Kitap ve Sünnet’tir. Bunların dışında delil yoktur. Bu nedenle biz icmâyı, kıyâsı, Medîne ehlinin amelini, sahabenin reyini, fukahânın görüşlerini duvardan duvara çarparız. Biz ancak kitap ve sünnetle delil getiririz.”

10- Ayrıca, “Allâh’ı bırakarak bilginlerini ve din adamlarını Rabbler edindiler.” âyetine dayanarak, “taklîd eden kâfir olur” anlamında bir kural ihdâs etmiş ve fakihlerden herhangi birine uyan kimsenin, İslâm dînin­den çıkacağına hükmetmiştir.

11- Nübüvvetle ilgili “mâsumiyeti” yâni ismet sıfatını kabûl etmezler. Peygamberlerin büyük günah işleyeceğini iddia ederler.(Hac,52)

12-Cennet, cehennem, berzah konusunda ehli Sünnetten farklı düşünürler. Cennet ve cehennemin şu anda mevcut olmadığını iddia ederler. Berzahı ise tamâmen redderler.

13-Namazın üç vakit olduğunu, bazılarına göre iki; ezana gerek olmadığını, rekat sayılarının farklı olduğunu ve kıbleye dönmeye gerek olmadığını iddia ederler.

14-Şirke kapı aralayan türbe inşâsının yanı sıra mescidlere kubbe ve yüksek minâreler yapmak, içlerini süslemek de bid‘at sayılmaktadır.

15- Hz. Peygamber’in doğumunu ve kandil gecelerini kutlamak, Kur’ân ve hadislerde bulunmayan duâ ve zikirleri tekrarlamak, Kur’ân’ı makam ve nağme ile okumak, mevlid okutmak yasaklanmalıdır.

16- Şefaati tamâmen reddetmektedirler.

17- Terimlerdeki (kavramlardaki) anlayış yetersiz­liği. Bir kelime değişik anlamlara gelebilir. Onlar mutlak îmanla, îmân-ı mutlak arasını ayıramıyorlar. Kâmil İslâm’la soyut İslâm’ın arasını ayıramıyor ve günah küfrü ile şirk küf­rünün arasını, büyük şirk ile küçük arasını, itikâdî nifak ile amelî hal ve tavırlardan dolayı câhilî bir hare­kette bulunanı itikâdî cehâletle isimlendiriyorlar.

18-Bunlardan bazıları hadis ve Sünneti tamâmen reddetmekte ya da sâdece mütevâtir ve sahih hadis vurgusu yapmaktadırlar.

19- Bu tür yapılanmalar ulemâ sınıfı olmayan ve bu hâliyle bütünüyle modern bir karakter taşıyan yapılanmalardır. Bu hareketlere destek vermeyen âlimler zâten görüşlerine itibâr edilmeyen kişilerdir. Kendi icraatları hakkında en ufak bir eleştiri yapan ilim adamları ise siyonistlik de dâhil her türlü ithâma mâruz kalabilmektedir. Kendi saflarına katılmayan âlimlerin görüşlerine itibâr edilmeyeceğini de “kâ‘id (cihâda katılmayan), mücâhide fetvâ veremez” sloganıyla deklare etmektedirler. Netîcede sahih kaynaklardan sağlıklı bir usûlle beslenemeyen, içine kapalı ideolojik bir yapılanma, şiddet eğilimleri için uygun bir zemin teşkîl etmektedir.

20- Ve ayrıca bu gruplar âlim kabûl ettikleri kimselerin âyet ve hadîs-i şerifleri kendilerine göre yorumlamalarına da kayıtsız teslim olmakta, onların ictihâd ettiklerini sorgulamamaktadırlar.

Servet Yalçın

 TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Daha Göster Alimler Meclisi

SÜNNET

Yediulya27 Ağustos 2017

SELEFİLER İSLÂM’IN RESMİ SÖZCÜLERİ Mİ?

Yediulya14 Nisan 2017

12.Ehli Sünnet Alimleri Meclisi Elif Efendi Dergahı’nda toplanıyor.

Yediulya24 Mart 2017

11. Ehl-i Sünnet ÂLimler Meclisi Toplantısı – Ali Ramazan Dinç Efendi

Yediulya30 Kasım 2016

İmâm-ı Rabbâni – Dr. İhsan Şenocak

Yediulya30 Kasım 2016

Dini Söylemli İki Fitneci Samiri ve Bel’am – Prof. Dr. Ali Akpınar

Yediulya30 Kasım 2016

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya