kodeforest

HACI HASAN EFENDİ (K.S.)

Dervişlik Âdabı

Kalemdar (ks)

‘Kıyl u kâl kalbden çıkmayan derviş m’olur?

Bal diyen dil ile baldan tatmayan derviş m’olur?’

Kıymetli kardeşlerim!

Tasavvufta dervişlik mühim bir pâyedir. Derviş Farsça bir kelimedir. ‘Der’ kapı, ‘viş’ kapının alt eşiği demektir. Kardeşleri onu çiğneyince seslenmeyen, yüzüne bir kusuru söylenince ‘Allah senden razı olsun!’ diyen kimse derviştir. Reşahat Aynü’l-Hayat’ta, ‘Kapı eşiği biraz sertçe olur, tam aksine derviş ise, sert olmamalı, yumuşak olmalıdır’ deniliyor. Nasıl ki bir toprak yığını üzerine hafifçe su serpildiğinde bir kimse ayağı ile bastığı zaman ayağının altında toprak yayılır, işte derviş de böyle olmalıdır.

O suyu serpmek, ayakkabının toz olmaması içindir. Üzerine basılan dervişten, üzerine basan kimseye bir zarar gelmemesi içindir. Bu yüzden mürşid-i kâmiller, üzerine basıldığı zaman yumuşak bir şekilde yayılsın, kabalığı gitsin, Allâh’ımızın yarattıklarına şefkat gözüyle baksın diye sâlike birazcık su serperler. Böylece kalıbını ve kalbini yumuşatırlar.

Dervişlik için bu da kifayet etmez. Çünkü o kimse; başındaki cemâati idare etmek, onların yanında şöhretini artırmak ve onlardan bir takım faydalar elde etmek için bu şekilde davranabilir. Bu ise riyakârlıktır. Mesela, ona haka ret ederler o ise gülümseyip geçer. Acaba o gülümseme, arkadaşlarını idare etmek için midir, yoksa Allah (cc) için böyle basınca toz gibi yayıldığı dervişliğinden midir?

Şimdi soracaksınız ‘Peki hangisi derviş olur, efendim? Boynuna sille vuranla, ağzına helva veren onun katında bir olursa derviş olur mu?’

- Hayır efendim! O da derviş olamaz.

Birisinin boynuna vurmuşlar, şöyle dönüp bir bakmış.

- Niye bakıyorsun?

- ‘Vurduranın kim olduğunu biliyorum da, ne ile vurdu, ona bakıyorum. Vurduran Mevlâ. Kalbime bir havatır geldi, Mevlâ boynuma vurdurdu. Şimdi ne ile vuruldu? El ile mi vuruldu yoksa başka bir şeyle mi? Baktım, bir şey yok.’ demiş ve dönüp yoluna devam etmiş.

Bu kimse de derviş olamaz. Niçin derviş olamaz?

Çünkü burada da başkalarını idare etme hâli var. Yani vursalar da güya kendini olgunluğa vererek ‘Eline sağlık kardeşim! Benden bir havatır geçmişti. İyi ettin vurduğuna’ diyerek cemaatini kendine imrendirmek için böyle yapmış olabilir. Mahza dervişlik değil bu.

Hülâsa; dervişlik ince bir meslektir. Amellerde kılı kırk yarmaktır. Bir an dahi olsun Allah (cc) hatırından çıkmayan ve huzur-ı dâimde olan kimse derviştir.

Dervişin yanında tasavvufta bir de mürid var. Mürid ise, yirmi sene amel defterine günah düşmeyen kimsedir. Sâmî Efendimizin (ks) mübarek lisanından ‘mürid’, ‘derviş’ gibi kelimeler asla çıkmazdı. Genellikle kendileri bu yolda olanlara ‘sâlik’ derlerdi. Sâlik, Tarîkat-ı Aliyye’ye sülûk etmiş, mânevî yolculuğuna devam eden kimsedir.

Mevlâ, bizlere hakîkî mânâda derviş ve mürid olmayı ihsân buyursun. (Âmin)

Hamd olsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a!

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder