Dr. Mehmet Sürmeli

Dr. Mehmet Sürmeli

Meallerle İlgili Bir Değerlendirme

Hz. Muhammed (s.), en son ve evrensel tek peygamberdir. Kendinden önceki hiçbir peygamber de evrensel değildir. Mesajı da evrenseldir.1 Ondan sonra peygamber de kitap da gelmeyecektir. O’na gelen kitap, Kur’an-ı Kerim her türlü tahriften korunmuş ve korunacaktır. İlahi muhafaza altındadır. Bu kitap hem ibadetlerde tilavet hem de hayatın her alanında yaşanmak için gönderilmiştir.

Kur’an’ın gönderiliş amacına bağlı olarak Hz. Peygamber (s.), Allah Teâlâ’nın Cebrail’e, Cebrail’in de kendisine öğrettiği gibi Kur’an’ı tilavet etmiştir. Bu tilavete taharetle ön hazırlık yapan Resulullah (s.), değil kelimeleri harfleri bile sayılacak kadar ağır bir okuyuşla okumuştur. Ayetler üzerinde tefekküre dalmış; rahmet ayetlerine gelince Allah Teâlâ’ya isteklerini bildirmiş; gazap ayetlerine gelince de yalnızca ona sığınmıştır. Okuduklarını anlamış, anladıklarını yaşamıştır. Anlayıp yaşadığı güzellikleri insanlarla paylaşmıştır.

Kur’an-ı Kerim’i yaşamaya ayrı bir önem veren Resulullah (s.), yaşayan bir Kur’an olmuştur. Yaşama sürecinde talimi kurumlaştırmış ve Medine’de Mescid-i Nebi’ye ek olarak dokuz mescid daha açtırmıştır. Her birinin başına “kurrâ sahabilerinden” birisini atamıştır. Bu çerçevede açmış olduğu okullarda hafızlar yetiştirmiş ve hafızlığı Kur’an’ın korumasına vesile bilip devamlı teşvik etmiştir.

Hz. Peygamber’in (s.) Kur’an eğitiminde sadece okuma değil, anlama ve fıkhetme; içtihad yapmak suretiyle hayatın sorunlarını Kur’an’la çözme ve hayatın hiçbir alanında boşluk bırakmamak ayrı bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, içtihad teşvik görmüştür. Resulullah (s.) tilavete ek olarak, içtihadi seviyede Kur’an bilen sahabilerini idari görevlerde liyakatleri münasebetiyle daima öncelemiştir.

Hz. Muhammed (s.)’in bizzat kendisi Kur’an’ı anlamada dilin önemine vurgu yapmış ve “Kur’an Arapçasının divanı olan cahiliye şiirini” iyi bilmelerini sahabilerine önemle tavsiye etmiştir. Ayrıca, Kur’an’ı anlamada metodik hatalar yapmamak için usul/yöntemle ilgili sayılabilecek önemli açıklamalarda bulunmuştur. Kur’an’ın hidayet için nazil olduğunu belirtip her türlü ön kabullü ve yöntemsiz yaklaşımı eleştirmiştir.

Allah Teâlân’ın kendisine verdiği “tebyin” görevi gereği Kur’an’dan gerektiği kadar ayeti tefsir etmiştir. Kur’an’ın kendisini tefsirinden sonraki en güvenilir ikinci tefsir kaynağı Hz. Peygamber’in sünnetidir. Resulullah’ın sünnetini iyi bilip zapt eden sahabiler aynı zamanda ilk müfessirlerdir. Sözün özü; Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayabilmek için Hz. Peygamberin (s.) Kur’an’a bakışını ve yaklaşımını iyi bilmek gerekir.

Çalışmamızın içerisindeki hususlar iyi bilinip kavranacak olsa yeni çalışmalara ışık tutabilir. Çünkü biz çalışmamız boyunca iyi bir tefsir ve meal yapabilmek için gerekli metodik donanımın önemiyle beraber dil ve sünneti bilmenin önemine vurgu yaptık. Esefle belirtelim ki yeni meal çalışmaları Arap dilinin belagat başta olmak üzere inceliklerine vakıf olmayan, fıkıhtan, kelamdan, hadisten, ahlaktan ve insanlık tarihini bilmekten yoksun şahıslar tarafından hazırlandığı için hatalarla doludur. Heyecan ve aşktan mahrum olmaları münasebetiyle insanları sarsmıyor. Eskiden; “Muhammed Hamdi Yazır meal yazmasaydı Türkçe meal yazılır mı idi?” sorusunu soranlar, bu mealden yapılan aşırmalara dikkat çekmişlerdir. Daha sonraları Muhammed Esed meali çıkınca ondan aşırma yapmaya başlamışlardır. Bazen takip ediyoruz müfessir(!) muhammed Esed’in mealindeki kelimelerle sadece oynamış. Eşanlamlı kelimeler kullanmış. Onun kullandığı kavramları seçerken bile kafa yormamış. Abdülkerim Süruş ülkemize gelip takvayı tanımlayınca ve Muhammed Esed mealinde aynı tanımı kullanınca bizim tefsir hocalarımız irca eksenli bu tanıma “mal bulmuş mağribi gibi” yapışmışlardır. Zaman zaman lafızları bauharlaştıran Esed’in mealindeki hatalar aynen aktarılmıştır.

Şimdilerdeki yeni meallerde hitap cümleleri; “Ey Mekkeli müşrikler”, “Ey Medineli Müslümanlar”, “Ey Medineli münafıklar” biçiminde çevrilmeye başladı. Aynı mealler çok seçici davranarak öyle kelimeler kullanıyorlar ki okuyucuyu ruhen tarihin içerisine hapsediyor. Ayetlerin mesajlarını Rudy Paret’in ifadesiyle 610-632 arasına mumyalıyor. Biz şahsen bu çalışmaların masum olduğuna inanmıyoruz. Kuran mesajlarının tarih içerisine mumyalanması pozitivist eksenli modern dünya görüşünün/Allahsız bir medeniyetin sadece yollarını açar. İktidarlarının ömrünü uzatır. Böyle felsefi bir yaklaşımın masum olduğunu nasıl savunabiliriz.

Müslümanların akıllarıyla alay eden ve işleri firavunların saraylarını tahkim etmek olan müfessirlerin(!) meal ve tefsir çalışmalarına da bakma imkânları bulduk. Arapçaya yeni başlayan çocukların bile yapmamaları gereken “sarf” hatalarına şahit olduk. Onlar Müslümanları küçük görüp akıllarıyla alay etmeselerdi bunları dile getirmeyecektik. Sözün özü; meal yapmak için müfessirin taşıdığı şartların tamamını taşımak lazım. Çünkü “her meal bir tefsirdir.” Eğer bu şartları kabul etmeden cahilleri Kur’an ayetleri üzerinde konuşmaya cesaretlendirirseniz, Allah’ın ayetlerini sadece oyuncak edindirirsiniz.

Biz, bireysel yapılan meal çalışmalarını doğru bulmuyoruz. Hele de ilmin konularının genişlediği, bilimsel bulguların arttığı bir zamanda tek kişilik meallerin hataları çok olur. Kolektif yapalım derken Diyanet Vakfının beş kişiye hazırlattığı fakat kimsenin bir birinin bölümünü okumadığı, içerisinde fıkıhçılar olmasına rağmen fıkhi içerikli ayetlere yanlış anlamlar verildiği grup meallerini de onamıyoruz. Meal, Arap dilinin bütün alanlarında uzmanlaşmış 10’a yakın dilci, din ilimlerinin usulünü bilen kişiler, hadisçiler, kelamcılar, siyerciler, fıkıhçılar, tarihçiler, antropologlar başta olmak üzere içerisinde doktor, mühendis, biyolog, astronom, kozmolog vb. ilim adamlarının da olduğu bir komisyon tarafından yapılmalıdır. Bütün bunlar kadar önemli olan bir başka husus, meal bir çevri olduğuna göre Türk dilini en iyi bilen uzmanlar bu çalışmanın içerisinde aktif görev almalıdırlar. Bu çalışma yapılırken iyi bir tefsir de beraberinde yazılmış olacaktır.

Yukarıda değinmiş olduğumuz iyi bir meal ancak kurumlar tarafından hazırlanabilir. Çünkü masraflı bir projedir. Bu projenin de uygulamada hataları olacaktır ama diğerlerine göre daha az olur. Hataların aza indirgenmesi seçilecek insan unsuru ile alakalıdır. İstikameti bozuk ve dine bakışı arızalı adamları bir araya getirirseniz sadece yanlışları topluca onamış olursunuz. Kurumsal bağlamda sivil yapıların böyle bir projeye sahip çıkmaları gerekir. Çünkü resmi kurumlarda bilgiyi özgürce üretmek oldukça zordur. Fakat sivil dediğimiz kurumlar bir grup vesayeti ve düşüncelerinin dinleştirilmesi krizi yaşıyorlarsa, ortada sivil kurumdan zaten bahsedilemez.

Meallerdeki hataları şimdilik referans göstermeden sadece ana başlıklar hâlinde sıralayacağız. Zira meal hatalarının ana nedeni bu kitabımızdaki usul kurallarına riayet edilmediğindendir. İlerdeki bir çalışmamızda ise meallerin sayfa numaralarıyla bu hataları okuyucuyla buluşturmak istiyoruz. Bu kadar hatanın varlığı insaf ehli kimseleri düşündürür mü? Umuduyla yazıyoruz ki bir insaflı Müslüman, Allah’ın kitabına “bizim de bir mealimiz olsun” mantığı ile yaklaşan bu hatalı çalışmalardan Allah’ın kitabını kurtarır. Ciddi bir komisyon çalışmasının kurulmasına öncülük eder.

Tespit ettiğimiz kadarıyla meallerdeki hataları şu başlıklar altında toplamak mümkündür:
1-Sarf ve nahiv hataları. Bu hatalar sehven olabildiği gibi Arapçaya vakıf olamamaktan da olabilir. Meallerde bu tür hatalar oldukça yaygındır.
2- Belagat ilmini bilmemekten veya iyi kavrayamamaktan kaynaklanan hatalar. Kur’an’da teşbihler, istiareler, mecazlar, kinayeler ve daha başka birçok söz sanatı kullanılmaktadır. Belagat bilmeyenler bu sanatların geçtiği ayetlere yanlış anlamlar vermekteler ve ortaya çok farklı manalar çıkmaktadır. Meal yazarlarının çoğunun hiç belagat bilmediğini söyleyebiliriz. Ortaya koydukları eserler bu hakikate tanıklık etmektedir.
3- Cahiliye dönemi Arapçasını ve şiirini bilmemekten kaynaklanan hatalar.
4-Kur’an’n bütünlüğüne vakıf olamamaktan ortaya çıkan hatalar. Bu tip hatalar sanki Kur’an’a çelişki yüklemektedir. Kur’an bu durumdan münezzehtir. Meal hazırlayanın Kur’an bütünlüğünü iyi kavraması şarttır.
5- Kur’an’daki deyimleri bilmeyip düz anlamlar vermekten kaynaklanan hatalar. Kur’an’da çok fazla deyim vardır. Meal yazarı deyimleri öğrenmeden meal hazırlamamalıdır. Elimizdeki meallerin yazarları deyimlere gerekli özeni gösterememişlerdir.
1- Hz. Peygamberin tefsirini bilmemekten kaynaklanan hatalar.
2- Hadisleri ve sünneti bilmemenin sebep olduğu hatalar.
3- Sahabe ve tabiin tefsirini bilmemekten kaynaklanan hatalar.
4- İnsanlık tarihinin bilinmemesi neticesinde ortaya çıkan hatalar.
5- Ayetlere mutlak tarihselci yaklaşımın sonunda düşülen hatalar.
11- Kur’an’ın nüzul coğrafyasını, kültürel ortamını ve İslâm tarihini bilmemekten kaynaklanan hatalar.
12- Fıkıh ilmini bilmemenin neden olduğu hatalar. Bazı meallerin hazırlayıcıları fıkıh hocası olmalarına rağmen büyük yanlışlara düşmüşlerdir.
13- Kelâm ilmini bilemekten kaynaklanan hatalar. Kelâm ilmini bilmelerine rağmen bazı meal hazırlayıcıları tuttukları Kelâmi yola göre ayetlere yanlış ve ön yargılı anlamlar vermişlerdir.
14- İlmi disiplinlerin etkisi altında kalınarak düşülen hatalar. Bu tip hatalar meal hazırlayıcısının akademik çalışmalarını öne çıkarması sonunda ortaya çıkmıştır. Bazı durumlarda Fıkıh ilmi, bazı durumlarda Kelâm ilmi anlamı etkilemiştir.
15- Bir önceki maddeye ek olarak söyleyebiliriz ki bazı mealler Tasavvuf ilminin etkisinde hazırlanmıştır. Kur’an’da olmayan anlamlar Kur’an’a yüklenmiş ve yüz yıllar sonra ortaya çıkan tasavvufi terimler mealde yerlerini almıştır. Bu tip hatalar kasıtlı yapılmıştır.
16- Başka bir mealden kopya çekildiği için örnek alınan mealdeki hataları tekrar etmeye bağlı yapılan hatalar. Meal yazarları fotokopi gibi çalıştıklarından kendilerinden önceki hataları araştırma ve düzeltme zahmetine girmemişlerdir.
17- Yükselen değerlere göre ayetlere anlam vermekten kaynaklanan hatalar. Bu şekildeki hatalar ideolojilerin de Müslümanlar arasında yerleşmesine ve meşruiyet kazanmasına sebep olmuşlardır.
18- Meal çalışmalarının bir tefsir çalışması olduğunu unutup daha önceden yazılmış olan klasik tefsir kaynaklarını okumamak ve incelemekten kaynaklanan hatalar. Bu alandaki boşluk ve ilkesizlik “köksüz meal” çalışmalarına cesaret kazandırmıştır.
19-Gelişen teknolojinin etkisinde kalarak ayetlere bilimsel anlamlar vermekten kaynaklanan hatalar. Bu hatalara düşen meal hazırlayıcıları Kur’an’ın ilk muhataplarının ümmi insanlar olduklarını akıllarına getirememişlerdir.
20- Cazibeli cümle kalıplarını düşünmeden alıp başkalarını taklit etmenin neden olduğu hatalar. Örneğin; Abdülkadir Süruş ve Muhammed Esed takva kavramına nasıl bir anlam yükledi ise sonraki çalışmalar bu anlamı esas almışlardır.
21- İslâmî ilimlerin usullerini bilmemekten kaynaklanan hatalar.
22- Vücuh ve nazair ilmine vakıf olamamaktan dolayı düşülen hatalar. Meal hazırlayıcıları hangi anlamları tercih edeceklerini zaman zaman bilememişler ve ciddi hatalara düşmüşlerdir.
23- Kur’an’daki müphem lafızları bilememenin neticesinde zamirlerin yerlerini tayin edememeye bağlı yapılan hatalar.
24- ideolojik ve ön kabullü yaklaşımlar sebebiyle düşülen hatalar.
25- Türkçeyi iyi bilmemekten dolayı çeviride yapılan hatalar.

Meal hazırlayıcılarının düşmüş olduğu genel hatalar bunlardır. Bu hataların çoğu dille ilgili sorunlardır. Bu münasebetle de meal yazarlarının hem metin dili olan Arapçayı hem de çeviri dili olan Türkçeyi tüm kuralları ve kültürü ile beraber mükemmel derecede bilmesi elzemdir. Bu çerçevede dille alakalı şu hususları yeniden hatırlatmak isteriz; insanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için, kelimelerle ve işaretlerle yapmış oldukları bir anlaşma olan2 dilin beş temel işlevi vardır:
1. Belli bir anlama yapılan göndermenin simgeleştirilmesi,
2. Dinleyiciye yönelik tutumun açığa vurulması,
3. Göndermeye yönelik tutumun açığa vurulması,
4. Amaçlanan etkinin uyandırılması gerekir.
5. Anlama yapılan göndermenin de desteklenmesi lâzımdır.3

Eğer bir dil, bu işlevlerini yerine getirmeyecek olursa, söyleyenle söylenen arasındaki iletişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleştiğinden bahsetmek mümkün değildir. Hatta dilin işlevi bağlamında şu realitenin de gözden kaçırılmaması gerekir: “Dinleyici, görünür simgeleri hatasız biçimde alabilmeli, yani; sadece söylenen sözü doğru olarak işitmek, kullanılan dili bilmekle kalmayıp, kullanılan jest ve ses uyumu gibi kelime dışı simgeleri doğru olarak gözlemlemelidir.”4 Sözlü kültür ürünleri yazıya geçirilince; sonraki muhataplar kullanılan jest ve mimikleri göremedikleri için, anlamalarında az da olsa kusur vardır. Bu kusuru aşmak, ancak söylenen söze gerçek anlamda şahit olmakla mümkün olabilir. Burada şu hakikati vurgulamak gerekiyor; hiçbir meal yazarı nüzul dönemi ve anına şahit olmadıkları için göremediklerini meale yansıtamazlar. İşte bu nedenle Kur’an tercümesi yapmak imkânsızdır.

Diğer yandan konuşulan dillerin mekânı vardır. Buna dilin coğrafyası denir. Dilin iyi anlaşılmasında etkili olan coğrafyasından kasıt, bir dilin anlatım yollarını, o dili konuşan toplumun geçmişini, yaşam biçimini, geleneklerini ve çeşitli özelliklerini belirten önemli ipuçlarını bilmektir.5 Tüm bu sayılanlar, semantik yapabilmenin de anahtarlarıdır.6 Bu çerçevede Arap dilini ele alırsak, Kur’an’ın nâzil olduğu dönemindeki dili; o dönemin ve bölgenin, kendisine özgü şartların, Arap örf ve adetlerinin, kısaca bir hayat tarzının ürünü olduğu görülecektir. Kelimelerin anlamı, o çevrenin ve o şartların içerisinde doğmuş, o dönem Arap kültürünün etkisiyle şekillenmiştir.7 “Belirli bir kültürün ve coğrafyanın oluşturmuş olduğu dil olgusunun ürünlerini; çeşitli amaçlar için ortaya konan metinleri sadece birer araç olarak görmek, çok yönlü bağlamından koparmak suretiyle ele almak, ahlâk dışı bir davranıştır.”8 Bu sayılan hususların hangi meal hazırlayıcısı tarafından göz önünde bulundurulduğunu ve ahlaki davranıldığını iddia edebiliriz. Ciddi bir meal hazırlayabilmek için dil yatağına gidip Arapların örfleri ve deyimleri üzerinde yıllarını veren hangi meal yazarlarıdır? Bu söylenenlere olumlu cevaplar vermek zordur. Bunlar olmayınca da ortaya mükemmel ürünler çıkarmak mümkün olmuyor.

Buraya kadar yazdıklarımızın özeti; dili iyi anlamak için bir takım öncüller vardır. Bu öncüller ne kadar iyi bilinirse dil o kadar iyi bilinir. Bu öncüllerin en önemlilerinden birisi de, dilin bağlamıdır: “Kur’an metninin anlaşılabilmesi için önce onun dil dokusu, dokuyu oluşturan sözcük ve tümcelerin yapı ve delalet yönlerini, sözcüklerin kök manalarıyla sonradan müktesep delalet zenginliklerini; ayrıca anlamın oluşmasında etkisi ve katkısı olan dil dışı unsurları, kısaca kültürel, toplumsal, tarihsel ve olgusal bağlamları bilmek gerekmektedir.”9 Usûlî anlamda tanımını öne çıkardığımız sahâbîler, tüm bunları bilen insanlardı. Fetihlerle beraber sınırları genişleyen İslâm coğrafyasında, Müslümanların dini sözcüklerine izafî manalar yüklendi. Sözcük ve terimler, bağlamından koparıldı.10 Sahâbîlerden sonra dili anlama sorunu ortaya çıktı ve büyüdü. Zira sahabenin her biri Kur’an’ı ve onun ayrı ayrı kelime terkiplerinin tamamını bilirdi.11 Öyle ki, Hz. Ömer, Kur’an’ı en iyi şekilde anlamanın olmazsa olmaz iki anahtarı olarak kabul ettiği dil ve sünnet konusunda valisi Ebu Musa el-Eş’arî’ye (ö: 44/664) gönderdiği mektupta şu talimatı veriyordu: “Sünneti ve Arap dilini iyi öğreniniz.”12 Hatta Hz. Ömer’in seçmiş olduğu sözcüğün “Tefakkuh ediniz” şeklinde olduğunu iyi düşünürsek; öğrenmekten kasıt, dile tam vukûfiyeti içeren mükemmel bir anlama faaliyetidir.

Dilde yetersiz, hadis ve sünnet konularında reddiyeci tutum sergileyen kişiler vahyi anlama faaliyetinin iki anahtarını da kaybetmişlerdir. Ellerinde bu öncüllerin olmadığı meal/tefsir hazırlayıcıları önce ciddiyetlerini takınıp ayetleri oyuncak edinmemeli; dilde ve dinde derinleşmeli. Kur’an’ın Kur’an’la, Kur’an’ın sünnetle ve Kur’an’ın sahabe tarafından yapılan tefsirlerini iyi bilmeliler ve klasik kaynakları da yeterince tanımalıdırlar. Aksi hâlde hevalarından konuşmuş olurlar ki bir değeri olmaz…

Dipnotlar:
1 Hz. Peygamber’in evrenselliği ile ilgili bak: A’raf Suresi 158; Enbiya Suresi 107; Sebe Suresi 28; Tekvir suresi 27 vb. A’raf suresinde diğer peygamberlerin sadece kendi kavimlerine gönderildiklerine dair vurgular vardır. Hz. Peygamber’in evrensel olması aynı zamanda mesajının evrensel olmasının ve kendinden sonra peygamberlik iddiasının da batıl olmasının kanıtıdır.
2 Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Ankara 1988, I, 374
3 Göktürk, Akşit, Çeviri: Dillerin Dili, İstanbul 1994, s. 23.
4 Schumaer, E. F., Aklı Karışıklar İçin Klavuz (trc.: Mustafa Özel), İz Yay., 3. Baskı, İstanbul 1999, s. 106.
5 Aksan, Doğan, Her Yönüyle Dil, T.D.K. Yay., Ankara 1982, s. 38.
6 Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 17
7 Cündioğlu, Dücane, Kur’an Çevrilerinin Dünyası, Kitabevi Yay., İstanbul 1999, s. 37.
8 Eco, Umberto, Yorum ve Aşırı Yorum (trc.: Kemal Atakay), Can Yay., İstanbul 1996, s. 119.
9 Kılıç, Sadık, Mak: “Dil ve İnsanın Tarihselliği Bağlamında Dini Metin”, Dil ve Hermenotik Sempozyumu, Erzurum 2001, s. 98.
10 Keleş, Ahmet, Hadislerin Kur’an’a Arzı, İnsan Yay., İstanbul 1998, s. 122.
11 İbn Haldun, Mukaddime, II, 464.
12 İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Muhammed, el-Musannef fi’l-Ehâdîsi ve’l-Âsar, tahk.; Said Muhammed Liham, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1989, VI, 139

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Dr. Mehmet Sürmeli

Kelime-i Tevhîdin İnsan Hayâtına Etkileri

Yediulya5 Mayıs 2017

Bir Devrimdir KELİME-İ TEVHİD 

Yediulya10 Mart 2017

Geceleri Kâim Olmayanlar Gündüzleri Kıyâm Edemezler

Yediulya6 Şubat 2017

Çocuklar Sağını Solundan Ayırt Edince Namazla Emrolunmalıdırlar

Yediulya5 Aralık 2016

Müslümanlar Gece Namazlarıyla Ruhlarını Takviye Ederler

Yediulya21 Kasım 2016

Dr. Mehmet Sürmeli

Yediulya3 Şubat 2016

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya