Dr. Mehmet Sürmeli

Dr. Mehmet Sürmeli

İslâm’ın Bütünlüğünden Parçacıl Din Anlayışına Yapılan Seyir

Kur’ân-ı Kerîm’in vücuh kavramlarından birisi de dindir. Değişik kullanımlarıyla beraber Kur’ân’da doksan üç defa geçmektedir. Bunlardan altmış üç tanesi marifedir. Din kavramının çok kullanılması, değişik kavramlarla ilintilendirildiği zaman onu bazen anahtar kelime, zaman zaman da odak kavram haline getirir. Kur’ân-ı Kerîm’in anahtar kelimelerinden olan din sözlükte; ödünç almak, borçlanmak, borçlu olmak, itaat etmek, boyun eğmek ve eğdirmek, yargılamak anlamlarına gelir. Kelime ile kavramsal anlam arasında bir ilgi kuracak olursak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bir dine iman eden kimse o dinin tanrısına boyun eğer ve dinin bir takım tekliflerini yerine getirme hususunda da borçlu olur; mükellef kendisine arz edilen teklifleri yerine getirmekle yükümlüdür. Bu ifadeleri İslam Dini bağlamında düşündüğümüz zaman, Müslüman olduğunu söyleyen kişi yalnızca Allâh’a (c.) boyun eğer; O’na itaat eder ve O’nun göndermiş olduğu şer’i teklifleri ihlasla yerine getirir. Bu teklifleri yerine getirmek insanın üzerinde bir borçtur.

Kur’ân-ı Kerîm’in temel kavramlarından olan din; Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde değişik anlamlarda kullanılmıştır. Bu anlamlar ne kadar iyi bilinirse din o denli iyi anlaşılır. Bu bilinçli din anlayışı insan hayatına Peygamberin modelliğinde ameli olarak yansıtılabilirse gerçek anlamda dindarlık ortaya çıkar. Hz. Peygamber (s.)’de şu hadislerinde dinde bilinçli olmayı ve derinleşmeyi tavsiye etmiştir: “Sizin iman ettiğiniz bu din çok sağlamdır. Siz, dininizde rıfk ile derinleşmeye bakınız.” Bu derinliği gerçekleştirebilmek için din kavramını Kur’ân ve sünnetten ilmi anlamda anlamak zorundayız.

KUR’ÂN VE HADİSLERDE DİN KAVRAMI VE ANLAMLARI

1. Kıyamet. “وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ ” “ (Yüce Allah, Âdem’e İtaat etmeyen; onun üstünlüğünü kabul etmeyen İblis’e buyurdu ki) lanetim kıyamet gününe kadar senin üzerinedir.”
2. Ceza günü; amellerin karşılığının verileceği gün. “هَذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ” “İşte ceza günü onlara sunulacak ziyafet budur.”
3. İtaat ve hâkimiyet. “هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُواْ بِهَا جَاءتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءهُمُ الْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُاْ اللّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنِّ مِنَ الشَّاكِرِينَ” “Sizi karada (çeşitli vasıtalar üzerinde ) ve denizde (gemilerde) gezdiren O’dur. Hattâ siz gemide olduğunuz zaman, güzel bir rüzgârla, o gemi içindekilerle giderken, onlar ferahlanırlar. Derken bir fırtına çıkarak her taraftan dalgalar kendilerine gelince ve kuşatıldıklarını anlayınca, Allâh’ın dininde/Allâh’a itaatta hâlis ve samimi olarak Allâh’a şöyle dua ederler: “-Yemin ederiz ki, eğer bizi, bundan kurtarırsan muhakkak şükreden kullarından oluruz.”
4. İtikadî kurallar. “لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ” “Sizin dininiz/iman ettiğiniz itikadi kurallar size, benim dinim de bana…”
5. Davranışlar, helal ve haramla ilgili kaideler. أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ” “Yoksa o kâfirlerin bir takım şeytanları/Allâh’a ortak koştukları putları var da, onlara, dinden/helal ve haramla ilgili Allâh’ın izin vermediği şeyleri meşrû kıldılar, öyle mi? Eğer o fasıl kelimesi (azabın tehir edildiği ve amellerin ayırt edildiği kıyamet günü takdir edilmiş) olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilir, işleri (helâkleri) hemen bitirilirdi. Şüphe yok ki zalimler için acıklı bir azap vardır.”
6. İbadetlerin tamamı; hac, zekat, cihad vd. “وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِير” “Allah uğrunda gerektiği gibi; zaman içerisinde şartlar neyi gerektiriyorsa öyle cihad ediniz. Allah, dinini muzaffer kılmak için (ey Peygamber ümmeti) sizi seçti. Din işinde/ibadetlerde de üzerinize bir güçlük de yüklemedi; babanız İbrahim’in dininde olduğu gibi. Bundan evvelki kitaplarda ve bu Kur’ân’da size Müslüman ismini Allah taktı ki Peygamber, size karşı (tebliğ vazifesini yaptığına) şahit olsun, siz de bütün insanlara karşı (Peygamberler için) şahitler olasınız. Artık gereği üzere namazı kılın, zekâtı verin ve Allâh’ın dinine sarılın ki Mevlânız O’dur. O ne güzel Mevlâdır (dosttur), ne güzel yardımcıdır!…”
7. Hıristiyanlık ve Yahudiliğin prensipleri. وَلاَ تُؤْمِنُواْ إِلاَّ لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللّهِ أَن يُؤْتَى أَحَدٌ مِّثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيم “ (Necran’dan gelen Hristiyanlar birbirlerine) sakın ha kendi dininize/dininizin prensiplerine uyanlardan başkasına inanmayınız (dediler): De ki; ‘Doğru yol yalnız Allâh’ın gösterdiği yoldur: Onlar birbirlerine ‘Size verilen mesajın benzeri bir başkasına (peygambere) verildiği için ya da söyleyeceklerinizi, Rabbiniz katında size karşı delil olarak kullanırlar diye Müslümanların dinlerine inanmayın’ derler. De ki; ‘Lütuf, Allâh’ın elindedir, onu dilediğine verir. Allâh’ın lütfu geniştir ve O her şeyi bilir.’”
8. Dinin şeairi, sembolleri. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِين” “Ey iman edenler! Ne sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi/ezan dâhil sembollerinizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları, ne de diğer kâfirleri veli edinmeyin. Eğer gerçek müminlerseniz Allâh’a karşı takvalı olun.”
9. Bir ülkede uygulanan ceza hukuku. “الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِّنْهُمَا مِئَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُم بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِّنَ الْمُؤْمِنِين” “(Bekâr olup da) zina eden kadınla zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allâh’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, bunlara, Allâh’ın dini/ceza hukukunu uygulama hususunda merhametiniz tutmasın. Müminlerden bir topluluk da, bunlara cezanın uygulanmasında şahit olsun (hazır bulunsun ki artık böyle bir fenalık işlenmesin).”
10. Namaz. “ قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيد” “Onlar dediler ki: “- Ey Şuayb! Babalarımızın taptıkları şeyleri terk etmemizi, istemekten vazgeçmemizi, sana namazın mı/dinin mi emrediyor? Doğrusu sen, yumuşak huylusun, çok akıllısın. (Diyerek alay ettiler.)”
11. Hayatın genişlik alanındaki uyulması gereken tüm kurallar. “إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمْ وَكَانُواْ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَفْعَلُون” “Peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek veya hükümlerin bir kısmını inkâr etmek veya dini hükümlerin bir kısmını tanımamak suretiyle dinlerini ayrı ayrı fırkalara ayırarak parçalananlar var ya, senin onlarla hiç bir ilgin yoktur. Onların cezalandırılma işi Allâh’a aittir. Sonra Allah, kendilerine, dünyada yaptıklarını ahirette haber verecektir.”
12. Yürürlükteki kanun ve yönetmelikler. “فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاء أَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَاء أَخِيهِ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مِّن نَّشَاء وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيم” “Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce, ötekilerin yüklerini aramaya başladı. Sonra da tası kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yûsuf’a böyle taktik uygulattık. Yoksa, kralın dinine/ mevzuatına, kanunlarına göre kardeşini alıkoyamayacaktı. Ancak Allâh’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olduğu takdirde, diyecek yoktur. Biz, (sünnetimize, düzenimizin yasalarına uygun olarak, irademizin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu) kullarımızdan bazılarının ilim ve hikmetteki derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri, Allah vardır.”
13. Tercih edilen ve yaşanılan hayat tarzı. “وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ” “Kim İslâm’dan başka yaşayacağı bir din/bir düzen ve hayat tarzı ararsa, bilsin ki Allah huzurunda kendisinden böyle bir din; böyle bir hayat tarzı asla kabul görmeyecek, ahirette de zarara uğrayanlardan olacaktır.
14. Mutlak din; İslam. “إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ” “Allah katında, (Allah’tan gelen) tek ilâhî din, (şeriat, düzen, uyulması zorunlu kanun ve kurallar) İslâm’dır. Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlar, kavimlerine gelen doğru bilgilerden sonra, (liderliği ve hâkimiyeti hep kendi uhdelerinde tutma hırsları, hasetleri, haksızlıkları, şer’î kurallara karşı çıkmaları ve) bozgunculukları sebebiyle ayrı baş çekerek ihtilâf çıkardılar. Allâh’ın ayetlerini, (Kur’ân’ını, birliğini gösteren delilleri) inkâr edenler, (küfre giren ehl-i kitap bilmelidir) ki Allah çok çabuk hesaba çeker.” Tek hak din İslâm’dır ve onun dışındaki bütün dinler batıldır.

Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde yukarıdaki şekillerde kullanılan din kelimesinin kavramsal anlamı ise şöyledir: Akıl sahiplerini kendi özgür iradeleri ile peygamberlerin getirmiş olduğu emir ve yasakları kabule çağıran ilahi kanunlardır. Daha açık bir tanımlama ile Cenab-ı Allâh’ın kullarını hayır ve faziletlere sevk etmek amacıyla peygamberleri vasıtasıyla tebliğ ettiği itikadi, ameli ve ahlaki kanunların tamamıdır. Şeriat ve millet kavramları da zaman zaman din yerine kullanılır. Din kavramının Kur’ân-ı Kerîm’deki kullanılış biçimlerine bakılınca görülür ki din; hem inanca hem de hayatın bütün alalarındaki amellere taalluk eder. Bu çerçevedeki tanımlardan da yola çıkarak mutlak din İslam ile ilgili şu tespitleri yapmak mümkündür:

1. Kaynağı Allah’tır. Peygamberler dâhil hiç kimse din kurucusu değildir.
2. İnsan eli değmemiştir; tahrif olmamıştır.
3. Akıl sahiplerine hitap eder. Deliler, hayvanlar ve eşya dinin muhatabı değildir.
4. Din özgür bir seçimdir. Kimse iman etmeye zorlanamaz. İman ettiğini söyledikten sonra ise imanının gereği olan amelleri yapmak mecburiyetindedir. Daru’l-İslam’da imanının gereğini yapmayanlara yaptırım uygulanır. Tarihte bunun örnekleri vardır. Dinde zorlamanın olmayışı, baştan itibaren tercihini küfürden yana kullananlar içindir.
5. Dinin tebliğini ve tebyinini (kapalılıkların izah edilmesini) ve temsilini/hayatın bütün alanlarında örnek olmasını Hz. Peygamber yapar. Peygamber ve onun sünneti bilinmeden din doğru olarak anlaşılıp yaşanamaz.
6. Din, müntesiplerini dünyada ve ahirette hayırlara ve güzelliklere sevk eder; mutluluklarını temin etmeye çalışır.
7. Din, insanın hem zihnine hem gönlüne hem de davranışlarına hitap eder. Hayatın hiçbir alanında boşluk bırakmaz. En basit eylemlerinden en üst eylemlerine kadar kurallar kor.
8. İnsanın ahirette kurtuluşa erebilmesi, Kur’ân’ın bütünlüğüne ve Hz. Muhammed’e(s.) imanla; onun Allah katından getirdiklerine teslimiyetle mukayyettir.
9. Tanımlardan hareketle ortaya koyduğumuz bu prensiplerden ayrı olarak Kur’ân-ı Kerîm, mü’minleri din konusunda uyarmış ve ehl-i kitap gibi, dinin özüne müdahale ederek; eklemeler ve çıkarmalar yaparak dinde aşırı gitmeyi şu ayette belirtildiği gibi yasaklamıştır: Mü’minlerin inançlarını etkileyerek bir din değişimine uğrarlar endişesiyle, din aleyhtarı gündemler oluşturan meclislerde oturmayı ise şu ayette olduğu gibi menetmiştir: “(Allah) kitapta size (şu hükmü) göndermiştir. (Kafirlerle oturduğunuz bir mecliste) Allâh’ın ayetlerinin inkar edilip alaya alındığını duyarsanız, onlar (bu sözleri bırakıp) başka bir konuya geçinceye kadar onlarla birlikte oturmamalısınız. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz. (Bu dünyada onlarla birlikte olan, ahrette de onlarla beraber olacaktır.) Nitekim Allah, bütün münafıkları ve kafirleri cehennemde bir araya toplayacaktır.” Bu tip meclislerde oturmak mü’minlerin imanlarındaki samimiyete halel getirir; hâlbuki dinde ihlas esastır. Din aleyhtarı meclisler grubuna, gece gündüz İslam’a hakaret eden ve dini değerleri kötüleyen medya türleri ve batı güdümlü politik kurumlar da girmektedir. Bu nedenle Müslümanların ne okuduklarına, kimi okuduklarına ve kiminle velayet bağı kurduklarına da dikkat etmeleri gerekir.

Yorum Eklemek için Tıklayın

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Göster Dr. Mehmet Sürmeli

Kelime-i Tevhîdin İnsan Hayâtına Etkileri

Yediulya5 Mayıs 2017

Bir Devrimdir KELİME-İ TEVHİD 

Yediulya10 Mart 2017

Geceleri Kâim Olmayanlar Gündüzleri Kıyâm Edemezler

Yediulya6 Şubat 2017

Çocuklar Sağını Solundan Ayırt Edince Namazla Emrolunmalıdırlar

Yediulya5 Aralık 2016

Müslümanlar Gece Namazlarıyla Ruhlarını Takviye Ederler

Yediulya21 Kasım 2016

Dr. Mehmet Sürmeli

Yediulya3 Şubat 2016

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya