Derûndan…

Alemdar

İnsanın bâzen yandığı yakıldığı an olur. Gömer dertlerini içine. Bâzen de sızar dışına. An olur derûnunu yakan alev, âh u vâh olarak çıkar. An olur yüzünü yakan yaş olarak çıkar. Kalbin hâline göre değişir ahvâl. Dünyâ için olur, uhrâ için olur. Makbûl olanı Mevlâ için olur. O zaman “evvâhün halîm,” âh edip inleyen, yumuşak tabîatli; ateşin kendisine “berd ü selâm”, serin ve selâmet olduğu İbrâhîm (as) olur.  

Fâş etmez, ilân edip âleme yaymaz derdini, “derdi ökküş” Eyyûb olur. Sabrında Eyyûb, gözyaşında Ya’kûb olunca, derde şifâ, gönle safâ Yûsuf gelir imdâda Rabb-i Zü’l- Celâl’den.  

 Bulamazsa dost, başlar niyaz Allah Teâlâ ile. Seherde alış veriş olur. Candan talep kılınca yârini, iner devâ arştan bir bir. “Kim Bana duâ ederse, onun duâsına icâbet edeyim. Her kim de Benden isterse, ona vereyim. Ve kim de istiğfâr istiyorsa onu da mağfiret edeyim.” 

 Kor mu Mevlâ dostunu yalnız? “Sen Mevlânâ ol Şems gelir” demişler. Dünyânın etrâfında dönen gezegenler başlar zikre. Belirir nücûmun, yıldızların esrârı. Dinlemezse insanlar, Semnûn el-Muhibb gibi çağırır mescidin kandillerini, onlar kulak verir bu esrâra. Geyikli Baba’yı ziyârette Bursa’da, bütün hayvânâtın kendisini istikbâl ettiği, giderken de, selâmetle gidin dercesine kılavuzladığı Sâmî Sultan gibi erler yaşar bu ânı. 

 Anlatmaz kendini onlar. Ancak mahrem-i esrâr olan âşıklar tanır onu. 

 Zât-ı Hakk’ta mahrem-i irfân olan anlar bizi,
İlm-i sırda bahr-ı bî-pâyân olan anlar bizi. 

 Bu fenâ gülzârına bülbül olanlar anlamaz,
Vech-i bâkî hüsnüne hayrân olan anlar bizi. 

 Dünye vü ukbâyı ta’mir eylemekten geçmişiz,
Har taraftan yıkılıp vîrân olan anlar bizi. 

 Biz şol abdalız bıraktık eğnimizden şâlımız,
Varlığından soyunup üryân olan anlar bizi. 

 Kahr-ü lûtfü şey’i vâhid bilmeyen çekti azâb,
Ol azabdan kurtulup sultân olan anlar bizi. 

 Zâhidâ ayık dururken anlamazsın sen bizi,
Cür’ayı sâfî içüp mestân olan anlar bizi. 

 Ârifin her bir sözünü duymağa insân gerek,
Bu cihânda sanmanız hayvân olan anlar bizi. 

 Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün,
Katre nice anlasın ummân olan anlar bizi. 

 Halkı koyup lâ mekân ilinde menzil tutalı,
Mısrıyâ şol canlara cânân olan anlar bizi. 

 Erenköy’de sohbeti müteakib, Sâmî Sultan ayrıldıktan sonra, Üstâzımız H. Hasan Efendimiz kapıya durdu, “zamânın kutbunun elini hürmetle öpenin Cenâb-ı Hakk cismini yakmayacak” dedi. Herkes o anda cezbeye kapılıp, kendinden geçti. Çünkü o sultânı anlayanlardan biri o idi. 

 Kemâl Edib Kürkçüoğlu’nun: 

 Elbet bırakır öyle bir er, böyle halîfe
Ashâb kadar hâdim olur şer’-i şerîfe
Her sohbeti bir zübde-i ahkâm-ı münîfe
Sorsan kime mazhardır O, der ism-i Latîf’e
Hayru’l-halef-i Es’ad dergâh-ı Kelâmî
Fahru’l-urefâ bedr-i hafâ Hazret-i Sâmî 

 dediği gibi, Hasan Efendi gibi bir erler bıraktı bize elhamdülillah. 

 Derine dalmadıkça anlatılmaz bu hakîkat. Denize dalmaktan korkmayanlar toplar inciyi. Tevhidde derinlik Şühûd, namazda haşyet, zekâtta sehâvet, oruçta takvâ, hacda ferâgat, zikirde kalb, cihadda ve bütün tâatte ihlâs. 

 Demek kolay. Tatbîki ne ile mümkün? Hoca Ahmed Yesevi (ks)’un fazîletini beyân ettiği seherde evrad ve ezkârı çekmekle, helâl gıdâ ve uzletle. 

 Ne hoş tatlı Hû yâdı, seher vakti olanda
Baldan tatlı Hû adı, seher vakti olanda
Seher vakti kalkanlar, cânın fedâ kılanlar
Aşk oduna yananlar, seher vakti olanda
Seher vakti hoş saat, kalkana olur râhat
Açılır devlet, saâdet, seher vakti olanda
Her gün yanar bu cânım, kullukta yok dermânım
Sen bağışla günâhım, seher vakti olanda 

Dîvân-ı Hikmet
Hoca Ahmet Yesevî 

Daha Göster Alemdar

Mevlid Kandili

Yediulya14 Kasım 2017

Hayata İslâmî Dokunuş

Yediulya30 Ekim 2017

Müslümanın Bedeli

Yediulya27 Eylül 2017

Muharrem – Ali Ramazan Dinç Efendi

Yediulya19 Eylül 2017

Muharrem Ayı ve Faziletleri

Yediulya19 Eylül 2017

Ehlüllâhın Tavsiyeleri

Yediulya25 Ağustos 2017

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya