Bir Devrimdir KELİME-İ TEVHİD 

Dr. Mehmet Sürmeli

Peygamber’in (s.) dilinden fazîletini öğrendiğimiz ve mü’min olabilmek için içeriğine mutlaka îmân edilmesi gereken kelime-i tevhîdi, anlamını kavrayarak okuyan kişinin hayâtında bâzı değişiklikler olur. Bu değişiklikler sıradan olmayıp birer devrimdir. Kelime-i tevhîdin nefiy kısmıyla tüm küfür sistemleri ve onların ideolojik versiyonları reddedilir, ispat kısmıyla da sâdece İslâm ile hayâta anlam verilir. Şâyet bu değişiklikler olmuyorsa kişinin îmân edip ikrâr ettiği kelime-i şehâdeti ve tevhîdi bir daha hakkıyla anlaması şarttır. Kelime-i tevhîdin doğru anlaşılmasına bağlı insan hayâtında olması gereken bu değişiklikler şunlardır:

1- Kelime-i tevhîdi içten söyleyen kişi kısır görüşlü olmaz. İslâm’a göre bilginin kaynağı; selîm akıl, vahiy (Kur’ân ve sünnet), selîm duyu organlarıdır. Müslümanlar deneyden ve tecrübeden de faydalanırlar. Batılı insanın bilgi kaynağı ise tektir. Ampirik düşünür, pozitivist olur veya sansüalist (duyumcu). Hayâtı tek bir zâviyeden anlamlandırdıkları için bağnazlıkla mâlûldürler. Ufukları dardır. Bu anlamda batılı insanın aksine Müslümanlar daha ufuklu ve geniş görüşlü olurlar. Onlara bu bakış derinliğini ve genişliğini kazandıran İslâm’dır.

2- Bu kelimenin verdiği güçle mükemmel bir şahsiyet edinir. Tevhîdin hakîkatine eren bir Müslüman güç ve kudretin mutlak anlamda Allâh’a âit olduğunu bilir. Bu anlayış ve kavrayış sâyesinde hiçbir beşerî güç ve otoriteden korkmaz. Beşere ve beşerî sistemlere mutlak itâat gösteremez. Böyle bir itâatin şirk olduğunu bilir. Üstünlüğün îman ve takvâda olmasından dolayı kendine güvenlidir. Köle olan Bilâl’i Kureyş’in zorbalarına karşı kıyamda tutan, kelime-i tevhîdin ona verdiği güven ve güçtür.

3- Zillete varmayan bir tevâzu kazanır. Zillet Müslümana yakışmadığı gibi kibir de yakışmaz. Tevâzu, insanın varlık amacını ve yeryüzündeki konumunu bilerek hareket etmesidir. Alçakgönüllü olmaktır. Allah Teâlâ’nın mutlak hâkimiyetini ve gücünü bilen birisi evvelâ haddini bilir ve mahlûkâta da bu ma’rifet çerçevesinde davranır ki bunun adı tevâzudur. Özellikle Müslümanlara karşı tevâzulu olan mü’min, diğer din ve ideoloji mensuplarına karşı onurludur.

4- İnsan bu kelime sâyesinde kurtuluşunun sâlih amellerle olduğunu bilir. Zîrâ tevhîdin hakîkatine îmân eden bir insan, Yüce Allah ile iletişim kurmanın yollarından birinin de sâlih ameller olduğunu anlar ve bu çerçevede sâlih amellerini ziyâdeleştirir. Bu arada şunu da aklından çıkarmaz, tevhîde îmân etmeden hiçbir sâlih amelin bir anlamı yoktur. Sâlih amelleri geçerli kılan, kâmil îmandır. Amelleri sâlih olmayan kişilerin yaptıklarının hiçbir değeri olmadığı gibi, bunlar âhirette kendilerine fayda da sağlamayacaktır.1

5- Tevhid kelimesini okuyan kişi ümitsizliğe kapılmaz. Çünkü îmân ettiği Allah (c.) kendisine şah damarından bile yakındır.2 Güç ve kudret elinde olduğu için dilediğinde kulunu azîz edebilir. Yardım etmez de ağır bir imtihandan geçirirse kulunun mükâfâtını âhirette ziyâdesiyle verecektir. Müslümanların inancına göre ümitsizliğe düşmek sapıklara has bir davranıştır. Ümîdin sembolü olan Peygamber Efendimiz (s.) en zor şartlarda bile ümit kesmemeyi tavsiye etmiş; kuşatma altında bile ülkelerin fethini müjdelemiştir.

6- Bu kelime sâyesinde Müslüman kuvvet ve azamet kazanır. Îmânının gücü oranında Müslüman keyfiyet elde eder. Herkes ma’rifeti oranında güçlüdür. “Biz savaşlarda korkunca Rasûlullâh (s.)’in arkasına sığınırdık” diyen Hz. Ali (kv), Peygamber Efendimizin cesâret ve şecâatine de işâret etmiştir. Kelime-i tevhidle Müslümanlar güç kazanmasalardı, Mute’de üç bin kişi 150.000 kişilik Bizans ordusunun karşısına çıkmazlardı. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında kendilerinden sayıca çok olan düşmanlara karşı durmazlardı.

7- Kelime-i tevhîd’in anlamını kavrayan kişi, Allâh’ın emirlerine sıkı sıkıya bağlı kalır.3 Zîrâ bu kelimenin bir bedeli vardır. Bu bedel, hayâtı Allâh’ın âyetleri ve elçisinin davranışlarıyla anlamlandırmaktır. İbâdetleri hakkıyla yapıp Allah Teâlâ ile iletişimi canlı tutmak tevhîdin bilincine ermenin sonucudur. Tevhîdin şuuruna eren bir Müslüman dünyâyı denetler ve haksızlıklara karşı tavır alır. Çünkü tevhîdi düşünen bir Müslümanın aslî görevlerinden biri de Allah yolunda hakkıyla mücâdele etmek ve yeryüzünde vahyi hâkim kılmaktır.

8- Bu kelimeye îmanla berâber kişi, İslâm cemâatinin doğal üyesi olur. “Müslümanlar birbirlerinin kardeşleridir”4 ilâhî buyruğunun hükmü îmanla berâber tahakkuk eder. İnkârla berâber de doğal kardeşlik sona erer. Habeşistan’dan gelen Bilâl’i, İran’dan gelen Selman’ı ve Anadolu’dan Suheyb’i Mekkeli ve Medîneli Müslümanlara kardeş yapan bağ, kelime-i tevhîdin içeriğine îmândır. Peygamber efendimiz (s.) Medîne Sözleşmesini yaparken “Müslümanların diğer din mensuplarından ayrı bir millet” olduklarına vurgu yapmıştır.

9- Bu kelimeye îmân edenlerin ayrı bir pakt oluşturduğunun farkını her an hisseder. Zîrâ dünyâda iki millet vardır. Müslümanlar ve kâfirler. Îmân eden bir kimse küfür ehliyle bütün bağlarını koparır. Müslümanların doğal kardeşi olur ve kan bağı ile bağlı olduğu kimselerden inanç açısından ayrılır. Bu konudaki düsturları şu âyettir: “يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ” “Ey îmân edenler! Eğer küfrü îmâna tercih ediyorlarsa babalarınızı da, kardeşlerinizi de velî/işlerinize müdahale edecek vekiller edinmeyin. İçinizden kim böyle baba ve kardeşleri velî/işlerine vekil edinirse, bilsin ki böyleleri, büyük bir yanlışı yapmakla kendilerine yazık edenlerin/zâlimlerin ta kendileridir.”5

10- Kelime-i tevhîde îmân eden bir Müslüman hiçbir zaman kâfir velâyetinde yaşamayı ve hayâtı onların buyruklarına göre anlamlandırmayı kabûl edemez. Çünkü Müslüman olmak, Allâh’ın velâyetinin yeryüzündeki tecellîsini murâkabe etmektir. Müslüman bir şahsiyet bu murâkabenin netîcesinde şâyet küfrün siyâsal hâkimiyetini görür ise velâyetin el değiştirdiğine kaanî olur ve yeniden Hakk’ın hâkimiyeti için mücâdele eder. Siyâsal velâyeti zâlimlere ve kâfirlere teslim etmemek bütün peygamberlerin temel görevlerindendir. Hakkın hâkimiyeti için gayret gösterip zulmün egemenliğine son vermek bütün peygamberlerin yaşayan sünnetlerini ihyâ etmektir. Kanâatimize göre bugün en önemli sünnet budur; hakkı hâkim kılmaktır.

Kelime-i tevhid okumak; hayâtı kendisiyle anlamlandırmada hesâba katılmayan ve bedeli olmayan birtakım kelimelerin tekrârı değildir. Mücerret olarak, ‘Allah (c.) her şeyin yaratıcısıdır.’ demek insanın kurtuluşu için yeterli olmaz. Kabûl edilip “ikrâr” edilen kelime-i tevhîdin bir bedeli vardır. Bedeli; Allâh’a sınırsız bir sevgi ve saygı duymak, onun emirlerine boyun eğmek ve tam bir teslîmiyet; ibâdeti yalnızca ona mahsus olarak yapmak, bütün sözlü ve fiilî davranışlarda sâdece Allah Teâlâ’nın rızâsını gözetmektir. Bu hasleti kazanabilmek için de îman nurunun artarak, kalpteki her türlü şüpheyi ve kötü tutkuyu imhâ etmesi gerekir.6 Hadislerde belirtildiği gibi şehâdeti tasdîk ve ikrardan sonra yapılması gereken hacc ve cihadla onu ziyâdeleştirmek; yakîne erdirmektir.7 Îmânın nûru tasdikteki bilinç ve sâlih amellerle artar.

Mehmet Sürmeli

Dipnotlar:

1 Bak: İbrahim 14/18
2 Bak: Kaf 50/16
3 Kahtâni, Muhammed b. Sah’d, el-Velâ ve’l-Bera, Riyad 1406, s. 65-68.
4 Bak: Hucurat 49/10
5 Tevbe 9/23
6 İbni Kayyim, Medaricü’s-Salikîn, Beyrut, 1995, I, 308-309.
7 Heysemî, zevaid, c. V. C. 107.

Daha Göster Dr. Mehmet Sürmeli

Kelime-i Tevhîdin İnsan Hayâtına Etkileri

Yediulya5 Mayıs 2017

Geceleri Kâim Olmayanlar Gündüzleri Kıyâm Edemezler

Yediulya6 Şubat 2017

Çocuklar Sağını Solundan Ayırt Edince Namazla Emrolunmalıdırlar

Yediulya5 Aralık 2016

Müslümanlar Gece Namazlarıyla Ruhlarını Takviye Ederler

Yediulya21 Kasım 2016

Dr. Mehmet Sürmeli

Yediulya3 Şubat 2016

Dr. Mehmet Sürmeli

Yediulya14 Ocak 2016

Ali Ramazan Dinç Efendi 'nin Resmi Web Sayfası

Saâdet Asrına Yolculuk

Kategoriler

Copyright © 2014 Yediulya