kodeforest

ALTIN SİLSİLE

Doğumu: Bistam-İran, H. 161 / M. 777

Vefatı: Bistam-İran, H.234 / M.845

Şemâili

Boyu uzun, bedeni zayıf, yüzü beyaz, sakalı ak ve seyrek, gözleri çukurca idi. Hz. Ebû Bekir Sıddîk’a benzerdi. Âriflerin sultanı, muhakkiklerin serdârı idi.

***

Künyesi, İran’da Bistam’dan İsâ oğlu Tayfur’dur.

Hakîkatin sırlarını, olayların hikmetlerini bilmekte emsâli yoktu. Şerîatta imâm, tarîkatta kahraman, sünnete tâbî, himmeti sağlam, mezhebi hanefî, dâimâ kurb ve vuslat makamında bir zât idi. Hakk’a kendini vermiş, 113 şeyhe hizmet etmiş, hizmetlerinde de kusur etmemiştir. Fevkalâde âlim, fâzıl ve şâir idi. Câfer-i Sâdık Hazretlerinin vefatlarında 12 yaşında olan Bâyezid-i Bistâmî, ondan ve onun talebe ve hayranlarından olan ulemâ ve meşâyihdan çok istifâde etmiş, özellikle Câfer-i Sâdık’a ait duyduğu söz ve irşâd rûhuna tesir etmiş, rûhâniyyet-i aliyyelerinden feyz almış; şerîat, tarîkat, mârifet ve hakîkat mertebelerinde tamâmen onun temiz izine tâbî olmuş, o yolun devâmına çalışmıştır.

***

Bâyezîd-i Bistâmî küçük yaşlarında iken ona “Tayfur” deniliyordu. Bir gece yarısı yaşlı annesi uykudan uyanıp; “Oğlum Tayfur, bir bardak su verir misin?” dedi.

Bunun üzerine Tayfur testiden su doldurup getirdi. O gelinceye kadar annesinin tekrar uykuya dalmış olduğunu gördü. Ve elinde bardakla, annesi kendiliğinden uyanacak diye sabaha kadar bekledi. Güneş doğmadan biraz evvel sabah namazı için uyanan vâlidesi Tayfur’un, elinde bir bardak su ile ayakta beklediğini görünce;

  •  Oğlum Tayfur, o ne? diye sordu.
  •  Anacığım, gece su istemiştin hani?
  •  Vah yavrum, o zamandan beri bekliyor musun? Neden uyandırmadın?
  •  Kıyamadım anacığım!
  •  Bu hizmetinden Allah razı olsun. Ben de râzıyım. Küçük yaştaki bu edeb ve irfânının ileride de semeresini göresin, ârifler sultanı olasın oğlum!

***

Annesinin bu duâsının bereketiyle Bâyezid-i Bistâmî ârifler sultanı diye anılır. Hakîkaten eşyayı ve mahlûkatı konuştururcasına durumlarını muhâkeme eder, dersler, ibretler çıkarırdı. Bunlardan birkaç örnek:

Bâyezid bir gün bir köpeğe rast geldiğini ve köpeğin ona hâl dili ile şöyle dediğini anlatıyor:

  •  Ey Bâyezid! Bende ne eksiklik var ki dünyada bana köpek derisini revâ gördüler. Sende ne fazlalık var ki sana insanlık, İslâmlık elbisesini giydirdiler?

Bâyezid bu anlayış ve muhakemeden irkildi ve köpeğe hürmetle yol verdi ve:

  •  Din, Hâlık’a şükür ve tâzîm, mahlûka şefkat ve merhamettir, buyurdu.

***

Bâyezid yine bir gün bir köpeğe rastladı. Köpeğe değmesin diye eteklerini topladı. Köpek hâl dili ile:

  •  Ey Bâyezid! Eğer tüylerim pis ise, eteklerin bir tas su ile yıkanıp temizlenir. Fakat eteklerini toplarken gönlünde duyduğun gururu yedi derya temizleyemez, dedi.

Yine bir gün uyuz bir köpeğe rastladı ve yüzünü buruşturdu. Köpek hâl dili ile:

  •  Mahlûkunu beğenmeyiş Hâlikına dokunmaz mı? dedi. Bâyezid derhal tevbe etti.

***

Bâyezid-i Bistâmî siyah cübbe giymiş olarak bir sokaktan geçerken mahallenin müslüman çocukları papaz zannıyla yolunu kestiler. Etrafını çevirerek onu bir daire içerisine aldılar ve her biri el kaldırarak:

  •  Papaz, müslüman ol! Papaz, müslüman ol! dediler.

Bâyezid bunlara itaat ederek tekliflerini kabul etti ve:

  •  Peki olayım yavrularım, dedi.

Çocuklar hep bir ağızdan kelime-i şahâdeti okudular. Bâyezid de aynen tekrar etti. Çocuklar:

  •  Papaz müslüman oldu, papaz müslüman oldu, diye bağırıp çağırmaya başladılar ve hemen anne-babalarına müjdeye koştular.

Bâyezid çocukların bu yaşta “İlâ-yı Kelimetullah” duygusuna sâhip olmalarına ve içlerindeki “mücâhidlik” gayretlerine hayran olmuştu. Sevinerek;

- Elhamdülillah! Sümme elhamdülillah! dedi. Ve sonra o yavruların ihlâsı ve hüsn-i niyeti karşısında kendisinin imanını yenilediğini söyleyerek Hakk’a şükreyledi.

***

Sözleri:

  •  Ben, tek Bir’den başkasını bilmem.
  •  Topluluk, çokluk “Bir”den çıkar.
  •  “Bir”in aslı çokluk değildir.
  •  “Bir” olmazsa iki, üç, dört, beş vb. sayı kalmaz. Nasıl ki 1000 rakamının “1”ini atarsanız sıfırlar kalır. Sıfırların ise değeri yoktur.
  •  Ben sohbetlerdeyim. Sohbette ilim, fikir, zikir, râbıta, edeb, ülfet ve ünsiyet vardır.
  •  Allah’tan bir şey isteyen O’na sıfat isimleri ile duâ eder. Allah’ın zâtını dileyen, O’nu zât ismiyle zikreder, tesbîh eder.
  •  Ârif Rabbını, âlim nefsini düşünür.
  •  Gözlerini harama bakmaktan, başkalarının kötülüklerini görmekten koru.
  •  Dilini yalnız “Allah” zikri ile meşgul et, başka gayr-i meşrû iş işlemeye ve düşünmeye fırsat verme.
  •  Nefsini murâkabe ve muhâsebe et, ilme yapış, eşyanın hakîkatini ara, edebini muhâfaza et, hadlere dikkat et, dünyaya kapılma, gâfillerden kaç, sünneti bırakma, ibâdetten ayrılma, ilim ve merhamet sahibi ol, ahlâkı tamamla, insan ve müslüman olduğunu unutma!
  •  İşin iyisini iste, himmetini yüksek tut. Hakk’ın dergâhı uludur, rahmeti boldur, her şeyi ihâta etmiştir, az istersen orda kalırsın.

Silsilede emâneti Hazreti Câfer-i Sâdık’tan mânen devralmıştır. “Rehnümâ” diye anılır.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder