kodeforest

ALTIN SİLSİLE

Doğmu: İran - Harakan, H. 352 / M.963

Vefatı: İran - Harakan, H. 425 / M.1034

Şemâili

Uzun boylu, gökçek yüzlü, geniş alınlı, iri gözlü, kumral renkli idi. Hazreti Ömerü’l-Fâruk (r.a.)’a benzerdi. Muhakkik, zamanın kutbu, devrinin gavsı idi.

***

Künyesi, İran’da Bestam’a yakın Harakan’lı Câfer oğlu Ali’dir.

Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin beyanına göre, Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri kendinden bir buçuk asır sonra Harakan’dan bir er zuhur edeceğini, ulvî vasıf ve makamlara sahip olacağını mürîdlerine haber vermiştir.

Filhakîka Ebu’l-Hasen Harakânî zuhur ettiği zaman, Bâyezid-i Bistâmî’yi rüyada gördüğünü ve irşâdına mahzar olduğunu ve ondan feyz aldığını söyledi. 12 sene onun türbesinde hizmet etti. Ona ait sözlerden ve menkıbelerden istifâde etti. İlmini, irfânını artırdı, yüce makamlara yükseldi, zamanının bir tanesi oldu, tarîkatını devam ettirdi. Hazreti Bâyezid’in türbesini her ziyareti esnasında ayakta durur, Fatiha ve İhlâs sûrelerini okuduktan sonra; “Ey Yüce Rabbim! Bâyezid’e ihsan buyurduğun hikmetten ve giydirdiğin marifet elbisesinden bir nasip de izzet ve celâlin hakkı için Ebu’l-Hasan kuluna ihsân eyle!” diye tazarru ve niyazda bulunur ve sonra  oradan ayrılırdı. Türbeden ayrılırken yüzü hep türbeye dönük olurdu.

Yatsı namazı için aldığı abdest ile sabah namazını kılardı. On iki senelik hizmetin sonunda Hazreti Bâyezîd’in manevî işâreti ile irşâda mezun, tarîkat neşrine memur kılındı.

Ebu’l-Hasan orada bulunduğu müddetçe Hazreti Bâyezîd’in mânevî emri ile Kur’ân-ı azîmüşşân’ı tefsîr ederek hatmeyleyip zâhir ve bâtın ilimlerinin cümlesinin kapıları kendisine açıldı. Sabrı, sebâtı, keşfi, kerâmeti dillere destan idi.

***

Zamanının büyüklerinden Ebû Ali Sinâ, Harakan’a Ebu’l-Hasan’i ziyarete gittiğinde evine uğradı. Hırçın bir kadın olan zevcesi, zevci Ebu’l-Hasan hakkında yersiz sözler söyledi ve Ebû Ali Sînâ’yı kınadı. Sînâ, Ebu’l-Hasan’a itimat ve hüsn-i zannını bozmadı ve onu görmekte ısrar etti. Sordu soruşturdu, ormanda odun topladığını öğrendi. Oraya giderken yolda Ebu’l-Hasan’ın bir aslana odun yüklemiş olarak geldiğini gördü ve selâm verdi. Ebu’l-Hasan:

  •  Evdeki kurdun ezâsına katlandığımızdan dolayı Allah dağdaki aslanı emrimize müsahhar kıldı, buyurdu. Yol boyu sohbet ettiler.

Hazretin himmeti âlî, nefesi keskindi. Hayat ve memâtında anıldıkça himmeti erişir, tesiri görülür kâmil bir veli idi.

***

Sözleri:

Ona sordular:

  •  Kişi kendisinin uyanıklığını ne ile bilebilir?

- Allah (c.c.)’ı andığı zaman, baştan ayağa Allah’ın onu andığını duymakla, dedi.

Sordular:

  •  Ahlâk nedir?
  •  İşi Allah (c.c.) için işlemektir, buyurdu.
  •  Tam kırk yıldır Allah gönlüme nazar eder, orada kendisinden gayrisini görmez.
  •  Gönüllerin aydınlığı Hakk’a meyilli olmakla, amellerin güzelliği ise gösterişten uzak olmakladır.
  •  Nimetlerin helâli, kendi çalışmanla elde ettiğindir.
  •  Arkadaşların hayırlısı ve iyisi Hakkânî hizmetlerde sıhhatli ve becerikli olandır.

***

Silsilede emâneti Bâyezid-i Bistâmî Hazretlerinden mânen devralmıştır. “Zât-ı Pâk” diye anılır.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder