kodeforest

ALTIN SİLSİLE

Doğumu: Buhâra, Kasr-ı Ârifân, H. 718 / M. 1318

Vefatı: Buhâra, Kasr-ı Ârifân, H. 791 /  M. 1389

Şemâili

Uzunca boylu, buğday benizli, büyükçe sakallı, gökçek yüzlü idi. Boynu nur gibi parlar, herkesi istikamete zorlar ve herkesin irşâdını kollardı. Zâhiren halk ile bâtınen Hakk ile idi.

***

Künyesi, Buhâra civarında Kasr-ı Ârifân’dan Hâce Muhammed Bahâuddîn Şâh-ı Nakşbend’dir. Buhâra’ya bir fersah mesafede Kasr-ı Ârifan’da sülâle-i tâhireden ecdâdı İmâm Câfer-i Sâdık’a ve oradan Hazreti Ali ve Hazreti Fatımâ (radıyallahu anhuma)’ya varan salih bir babadan ve saliha bir anneden doğmuştur. Henüz ana rahminde iken bir er kokusu duyulmuş ve mânevî pederleri Muhammed Baba Semmâsî tarafından açığa vurulmuştu. Küçüklük çağlarında büyüklüğü görülmekte idi. Yaşı ile mütenâsib olmayan idrâk, dirâyet, sünnete ittiba, kerâmet ve nûr-i hidâyet kendisinde müşâhede ediliyordu.

Doğduğundan beri hizmet üzerinde eksik değildi. Çocukluğunda Muhammed Baba Semmâsî Hazretlerinin devamlı teveccühleri altında ve kendisi de onlara ve cemiyete devamlı hizmette idi.

Aynı zamanda bir sadık rûya  ile Hâce Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretlerinden feyz almış, ona ait tâlim ve terbiyeye ve seyr ü sülûke dair ne varsa toplamış, tutmuş, Muhammed Baba ve Emir Külâl Hazretlerinin telkinleri ile mezcederek tarîkata ait cihanşumül esasları kurmuştur. Bu cihetle görmeden feyz aldığı için kendisine “Üveysî” de denilir. Ona mâna âleminde Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretlerinin tâlimatı şöyle olmuştur:

  •  Oğlum Bahâuddîn, Hakk tarafından büyük bir istidâda sahipsin. Âleme mânevî ışık yayacak olan bu istidâd fitilini tahrîk lâzımdır. Zikrullahtan bir an boş bulunma! Mahlûkata halisâne hizmet et. Onunla Hakk’a giden yol bulursun ve erişirsin.
  •  Bahâuddîn! Her zaman ve mekanda ayağını şerîat esasları üzerine basasın! Emir ve nehiyde istikamet üzere olasın! Daima azîmetle amel eyleyesin! Sünnetlere tâbi olasın! Bütün sünnetleri mümkün oldukça işleyesin! Ruhsatları terk edip bidatlerden kaçınasın! İnsanlar, hayvanlar, nebatât senden hizmet bekliyorlar oğlum!..
  •  Seyr ü sülûkün evvelinde, ortasında ve sonunda gerekli bilgi ve usûlleri Hızır Aleyhisselâm’dan aldığım gibi sana tâlim eylerim. Daha çok zikr-i hafîye önem ver. Allah’ın tevfîki seninle olsun!..

***

Hâce Mahmud Fağnevî Hazretlerinden Hâce Seyyid Emir Külâl’e gelinceye kadar olan hâcegân hazarâtı zikr-i cehrî ile zikr-i hafîyi cem ederler, vaziyete göre gereğini ihtiyar ederler, çokça cehrî zikir yaparlardı. Hazreti AbdulhâlıkGucdüvânî’nin telkînleri ile bundan böyle Muhammed Bahâuddîn Nakşbend Hazretleri zikr-i hafîyi tercih etti. Halvette, celvette büyük istifâde ve istifâzası görüldü.

Seyyid Emir Külâl Hazretleri onu o kadar istidâdlı ve halini yüksek görüyordu ki bazı durumlarda ona yetişemez olmuştu. İstidâdının kemale ermesi için destur vererek:

  •  Oğlum Bahâeddîn! Sadrımda ne varsa sana aktardım. İstidâdın daha geniştir. Var ulu kişi ara. Hizmetin, namın cihânı tuta! buyurur.

***

Muhammed Bahâüddîn Hazretleri bu izinden sonra zamanının şeyh ve alimlerinden Mevlânâ Ârif Hazretlerinin hizmet ve sohbetlerine yedi sene devam etti. Sonra yine ululardan Hâce Halil Atâ Hazretlerinin on iki sene hizmet ve sohbetlerinde bulundu, nice sırlarına vâkıf oldu. Muhammed Bahâüddîn dört büyük kutup’dan idi. Bunlar:

Abdülkâdir Geylânî,

Muhammed Bahâuddîn Nakşbend,

Seyyid Ahmed er-Rifâî,

Seyyid Ahmed Bedevî Hazretleridir.

***

Kendileri Hanefî mezhebinde idi. İki defa Hicaz’a gitti. İkincisinde, yetiştirdiği Muhammed Pârsâ Hazretlerini de beraberinde götürdü. Giderken Herat’ta Mevlânâ Zeyneddîn Hazretlerini ziyaret ederek üç gün sohbette bulundular. Kendileri anlatırlar:

  •  Gençliğimizde üç arkadaş idik. Hakk tarîkine sülûk etmeye karar verdik ve ettik. Aralarında benim niyetim bütün mâsivâdan (Allah’tan gayri her şeyden) geçip Hakk’a, hakîkate vâsıl olmaktı. Bu niyetim hâlis olmalı ki Cenâb-ı Hakk bana maddî-mânevî nice imkânlar ihsân etti, maksadıma eriştirdi. Elhamdülillah.

Bir şahıs Nakşbend Hazretlerine sordu:

  •  Sizin tarîkatınızda ben açıktan ibâdet ve zikir, âyin ve merasim görmüyorum. Ne işlersiniz? deyince, Hazret:
  •  Zâhirimiz halk ile bâtınımız Hakk iledir, buyurdu.

Nazmen:

İçten gerçek bir dost ol, hariçten yabancı dur.

Bütün cihanda bundan güzel bir yol mu olur?

Veyahut:

İçinden âşinâ ol, dıştan yabancı görün,

Böyle güzel yürüyüş cihanda az bulunur.

Muhammed Bahâuddîn Nakşbend Hazretleri sohbetlere çok ehemmiyet verirdi. Durmadan hayır düşünür, her adımda hizmet, sulh ve irşadda bulunurdu. Yıllarca sokakların temizliğine çalışmış, kezâ yıllarca hayvanların yemlerine bakmış, yaralarını tedâvî ederek kendini bu kâbil işlere vakfetmiştir.

***

Her fırsatta sohbet eder; sohbetlerde, farz olan ilim ve ahlâk terbiyesi yapardı. Peygamber-i Zîşân’ın ve ashâbının yolu da bu idi. “Tarîkımız sohbetledir. Sohbeti terk eden tarîkatı terk etmiş olur.” buyururdu.

Yorulmak nedir bilmez, dilinden virdi eksilmezdi. Zaman zaman Cenâb-ı Hakk’a;

“Cân ü dilden senin yükünü çekerim, ne için çekmeyeyim?

Ki varlığım Seninledir ve varım da ancak Sen!” meâlindeki beyitlerle teslimiyetini dile getirirdi.

Her zaman görüşmek isteyen fakat imkânı müsait olmayan ihvâna:

“Eğer muradın benden ayrılmamaksa,

Beni her an kendinde bil!

Ben senden ayrı değilim,

Bundan böyle sakın ayrı sanma!” buyururlardı.

Müridlerin kabiliyetli olanlarına hayran idi. İşini gücünü onlara hasrettiği günler pek çoktur. Genç ve çok kabiliyetli olan Muhammed Pârsâ, Hazrete intisâb ettiği zaman ikisi de çok sevinmiş:

  •  Allah’a hamdolsun, bugün ağzımıza bir şâhin düştü, buyurmuşlardır.

Hakîkaten Muhammed Pârsâ, Hâce Hazretlerine hizmet ve teslimiyet itibariyle önde gidenlerden olmuş, denileni tutmuş, öyle ki hâli, kâli ve cümle harekât ve davranışları Hazreti memnun etmiş ve “Oğlum Muhammed Pârsâ, ben senin için yaratıldım! Bizim vücûdumuzdan murad Muhammed Pârsâ’nın zuhûrudur.” diyecek kadar teveccüh ve iltifâta mazhar olmuştur.

Muhammed Pârsâ bir sıcak yaz gününde Kasr-ı Ârifân bahçesinde ayaklarını havuza sarkıtıp murakabeye vardığında, Şâh-ı Nakşbend Hazretleri suya dalıp yüzünü Muhammed Pârsâ’nın ayakları altına koyarak:

  •  Ya Rabbi! Bu ayaklar hürmetine bu yüzü yakma! diye niyazda bulunmuştur.

Muhammed Pârsâ’nın hâl ve hareketleri kelâm-ı kibârları hâcegân katında huccet ve burhan idi. Edebinden dolayı üstâzı Şâh-ı Nakşbend’in kapısında devamlı beklediğinden Muhammed Pârsâ (derviş) denilmiştir. Muhammed Pârsâ’nın kabri Medîne-i Münevvere’de Cennetü’l-Bâkî’dedir.

***

Hicaz’a giderken yolda bir şehirde sarraf dükkanına rastlamış. Dükkân sahibi genç, müşteri çok, alış-veriş de altın üzerinedir. Üç cihetten dünyevî durumu gören Muhammed Pârsâ dükkân sahibi gencin kalbine teveccüh etmiş. Keşfen, kalbinin Hakk ile meşgul olduğunu müşahede edince:

- El kârda gönül Yâr’da, maşaallah! demiş.

Sonra Hicaz’a vardığında Beytullah’ı tavaf esnasında bir ak sakallı pîr-i fânînin Kâbe’nin örtüsüne sarılıp ağlayarak duâ ettiğini, göz yaşlarının orayı ıslattığını görmüş, gıpta ederek; “Keşke ben de böyle ilticâ edip ağlasam!” demiş. İhtiyarın kalbine teveccüh etmiş. Keşfen onun kalbinden tamamen dünyalık istediğini müşâhede etmiş ve müteessir olmuş.

Muhammed Pârsâ’nın Risâle-i Kudsiyye ve Faslu’l-hitâb adlı eserleri meşhurdur.

Muhammed Bahâuddîn Şâh-ı Nakşbend Hazretlerinin yakın hizmet ve sohbetlerinden ayrılmayan ve hazretin yolunun esaslarını sadırdan satıra alan ve bu yolun hizmet işlerini sırtında taşıyan damadı Alâeddîn Attar Hazretleridir. O anlatıyor:

Şâh-ı Nakşbend Hazretlerinin âhirete göçmesi zamanında Kasr-ı Ârifân’da, yanında Yâsîn-i Şerîf okuyorduk. Yarısına geldiğimizde yüzünden nurlar zâhir olmaya başladı. Kelime-i tevhidle meşgul olduktan sonra nefes-i şerîfleri tam oldu (Allah’ın geniş rahmeti onun üzerine olsun), dediler. Cenâzesinin önünde şu rubâîyi hoş sadâ ile okumalarını vasiyet etmişler:

“Bütün ufuklarda dostun dosta kavuşması kadar güzel ne var?

Senin diyârına cemâlini görmeye gelmiş âşıklarız.”

***

Silsilede emâneti zâhiren Seyyid Emir Külâl Hazretlerinden, bâtınen Hâce Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretlerinden almışlardır. “Vâris-i taht-ı tarîkat şâh-ı âlem Nakşbend. Pîrimiz Seyyid Bahâuddîn Nakşbend” diye anılır.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder