kodeforest

ALTIN SİLSİLE

Vefatı: Buhâra-Çiganyan, H. 802 / M. 1399

Şemâili

Orta boylu, gökçek yüzlü, esmer tenli, sakalı büyükçe idi. Daima huzû ve huşû üzere bulunurdu. Şâh-ı Nakşbend Hazretlerinin sâdık mürîdi, biricik damadı ve halîfesi idi.

***

Künyesi, Buhâra’dan Çiganyanlı Muhammed oğlu Muhammed Alâeddîn Attâr’dır. Buhâra’lı zengin bir âilenin oğlu olmakla beraber tabiatı fakra meyyal, ilme düşkün, hizmete meftundu. Zâhir ilimlerini tahsîle meraklı olup devam ettiği Buhâra medresesinde altında bir eski hasır, başı için tuğladan bir yastık ve önünde kitabını koymaya mahsus tahtadan bir rahlesi mevcud idi.

Genç yaşında derviş oldu. Aileden gelen zenginlik gururunu kırmak için Hazret, ona elma satmasını emretti. Elmayı önce kenar mahallelerde, tanınmayacağı yerlerde sattı. Hâce Hazretleri, Alâeddîn’e kardeşlerinin dükkanlarının önünde satmasını emretti. Alâeddîn kardeşlerinin bu işi garip göreceklerini anladı. Biraz ağırdan aldı. Hazret ısrar etti. Alâeddîn elma teknesini aldı, kardeşlerinin attarlar çarşısına vardı. Onun bir tekne içinde elma sattığını gören ağabeyleri nefsânî onurlarına, gururlarına ve zenginliklerine yediremeyerek Alâeddîn’i cezalandırmak istediler. Elma teknesini elinden alıp dayak attılar. Bunun üzerine Alâeddîn ağlayarak:

  •  Benim efendim elma sat dedi, satacağım. Hem nerde derse orada satacağım. Dükkanınızın önünde bağıra bağıra satacağım. Ne yaparsanız yapın, ben onun emrini yerine getireceğim, dedi. Sonra dergâha geldi. Onun nefsini kırdığını gören Hâce Hazretleri:

- Oğlum Alâeddîn! Elma satma işi tamam. Kardeşlerinin nefsinin kabardığını, senin nefsinin öldüğünü gördüm. Bundan böyle sohbetlere de devam et. İlmini, fazlını tamamla. Cenâb-ı Hakk muînimizdir (yardımcımızdır), buyurdular.

***

Alâeddîn bir yandan medreseye, bir yandan sohbetlere devam ediyor, kemâle doğru süratle ilerlemesi davranışlarından ve hareketlerinden belli oluyordu. Hâce Hazretleri onun bülûğ çağına girmesini gözetliyordu. Ergenlik çağına girdiğini duyunca doğru medreseye gider. Alâeddîn’in eski bir hasır üzerinde derse çalıştığını görür. Kendisine:

  •  Oğlum Alâeddîn! Eğer kabul edersen, bu gece buluğ çağına ermiş bir kızım var, onu seninle evlendireyim! buyurduklarında Alâeddîn sıkılarak kemâl-i edeble:
  •  Bu köleniz hakkında büyük bir lütuf ve saadettir. Lakin ev için gerekli eşya, maişet için bir iş ve gelirim yok, deyince, Hâce Hazretleri:
  •  Merak etme Allah’ın hazînesi boldur, rızık taksim edilmiştir. Kerîmem sana müyesser ve mukadderdir. Haydi eve gel, nikâhınızı kıyayım, buyurur.

Bu izdivactan dört pâk evlat meydana gelmiştir: Hâce Hasen Attâr, Hâce Şehâbuddîn, Hâce Mübârek, Hâce Alâeddîn. Her biri hâcelik pâyesine erişmişlerdir.

***

Hâce Alâeddîn Hazretleri damat olduktan sonra Şâh-ı Nakşbend Hazretlerine manen yakın olmanın yanı sıra maddeten de yakın olması hasebi ile saâdethanelerine serbestçe girme imkânına kavuşmuş, kendisini hizmete vakfetmiş, ömür boyu bunu kendine büyük bir saadet bilmiştir.

Şâh-ı Nakşbend Hazretlerinin sohbetlerini tanzim, sözlerini tesbit, seyahatlerini idâre etmede, emirlerini uygulamada, ihvânlarını çekip çevirmede büyük bir kâbiliyete sahipti. Her işin idâresi onun üzerinde idi.

Hâce Hazretleri hayatlarında bütün talebe ve müridlerinin talim ve terbiyesini Hâce Alâeddîn Attâr Hazretlerine havale ederek:

- Hâce Alâeddîn bizim yükümuzu hayli hafifletmiştir. Onun bereketi, sohbetleri ve güzel terbiye tarzı bir çok talibi uyandırmış, yakınlık ve kemâle erdirmiştir, der.

Üstâzı gibi Hanefî mezhebinde olan Alâeddîn Attâr Hazretleri, akîde yönünden çok iknâ edici bir kabiliyete sahipti. Çoklarını dalâlet fırkalarının bâtıl inançlarından kurtarmış, Hakk’a hakkı ile iman etmelerini sağlamıştır.

***

Sözleri:

  •  Bu yola giremeyenlerin yolunu kesen yine kendileridir. Kendilerindeki benlikleridir.
  •  İnsanların küllî ilme ulaşamayışları, kendi cüz’î ilimlerinden geçemeyişlerindendir.
  •  İrâdesini Hakk’ın irâdesinde, kudretini Hakk’ın kudretinde yok etmeyen Hakk’a varamaz. Bunun için yol; şerîat sahibinin emirlerini yerine getirip Hakk’ın muradını, nefsin muradından önce tutmaktır.

***

802’de Receb ayı içerisinde vefat etmiştir.

Silsilede emâneti Seyyid Hâce Muhammed Bahâuddîn Nakşbend Hazretlerinden almıştır. “Pişuvâ-yı halk Şeyh Alâeddîn Attâru’l-Buhârî Rû perî” diye anılır.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder