kodeforest

ALİMLER MECLİSİ

Kabir kelimesi, ölümle mahşerdeki diriliş arasında insanların yaşayacağı berzah hayâtını da ifâde eder. İslâm inancına göre ölen kişi, nerede ve hangi durumda bulunursa bulunsun kabir ve berzah âlemi safhasından geçer. İnsanın toprak ve kabirle ilgisi şu âyette vurgulu bir şekilde ifâde edilir: “Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndüreceğiz ve bir defa daha sizi oradan çıkaracağız” (Tâhâ 20/55). Topraktan yaratılmış olan insanın ölünce yine toprağa gömülmesi Hz. Âdem’in oğlu Kābil’in, öldürdüğü kardeşi Hâbil’i yeri eşeleyen kargadan ilhâm alarak gömmesiyle başlayan bir gelenek (el-Mâide 5/31) ve bütün peygamberlerin ümmetlerine emrettiği bir görevdir. Allâh’ın ölen insanın kabre konulmasını emretmesi ve onu hayvanlara yem olmaktan kurtarması, insanın değerli bir varlık olduğunun ve kıyâmetin kopmasından sonra tekrar diriltileceğinin bir işâreti sayılır. Hz. Osman’dan rivâyet edilen bir hadiste Resûlullâh tarafından “âhiret duraklarının ilki” olarak nitelenen kabir hakkında (Müsned, I, 63-64) birçok hadis rivâyeti mevcut olup (Miftâĥu künûzi’s-sünne, s. 389-392) bunlar genellikle kabir sorgusu, kabir azâbı ve nimeti, mezarlıkların mescid yerine çevrilmemesi, kabir ziyâreti, kabirlere saygı gösterip üzerlerine binâ inşa edilmemesi gibi konulara dâirdir. (DİA) Ayrıca Bu konuda İmam Suyuti, kabir ve âhiret ahvâlini anlatan Şerhus-sudur fî Ahvâlil Kubur ve El Budurus-Safireti fî Ahvâlil Âhiret isimli iki kitap yazmıştır. Ayrıca En Nebras ala Şerhil Akaid’de kabirle ilgili hadisleri başta Hz. Ömer ve Hz. Osman olmak üzere Enes b. Malik, Berra, Temim ed-Dari, Sevban, Huzeyfe, Abdullâh b. Ömer, Abdullâh b. Mesud, Muaz b. Cebel, Ebu Hureyre ve Hz. Aişe gibi sahabenin büyükleri tarafından rivâyet edildiğini belirtmektedir. (Molla Musa el Celali, Mecmuatur-Resail,242)

Kabir Âlemiyle İlgili Olarak Genellikle Üç Meseleden Söz Edilir:

Kabir Sorgusu: Kabre konulan insanın sorguya çekileceği hadislerde belirtilir. Allâh’ın îmân edenleri hem dünyâda hem âhirette sağlam söz ve kararlı davranışa mazhar kılacağını bildiren âyetin (İbrâhîm 14/27) kabir suali hakkında nâzil olduğu rivâyet edilmiştir (Buhârî, “Cenâǿiz”, 86; Müslim, “Cennet”, 73-74). Ölü kabre konulup mezar üzerindeki insanların çekilmeye başladığı bir sırada Münker ve Nekir adlı iki melek tarafından sorguya çekilir ve özellikle son peygamber Hz. Muhammed hakkındaki fikri sorulur. Mü’min olan kimse onu Allâh’ın kulu ve elçisi olarak benimsediğini beyân eder; kâfir ise “Bilmiyorum, ben de çevremdeki insanların kanaatini paylaştım” diye cevap verir (Buhârî, “Cenâǿiz”, 67, 86; Müslim, “Cennet”, 70-72).

Kabir Azâbı: Duyular ve akıl yürütme vâsıtasıyla bilinemeyip vahiy yoluyla sâbit olan gaybî konulardan biri de kabir azâbıdır. Bu hususta bâzı âyetlerin işâreti ve çeşitli hadislerin açık beyânları mevcuttur. Firavun ve taraftarlarının sabah akşam ateşe arzedildiğini, kıyâmet gününde de en şiddetli azaba mâruz bırakılacaklarını (el-Mü’min 40/46), Nûh kavminin suda boğulmasının ardından ateşe atıldığını (Nûh 71/25) bildiren âyetler Ehl-i sünnet âlimlerine göre kabir azâbına ilişkin delillerdendir. Bunların dışında, iyilerle kötülere dünyâda ve âhirette yapılacak muamelenin aynı olmayacağını (el-Câsiye 45/21-22), münâfıkların iki defa azap gördükten sonra büyük bir azaba mâruz bırakılacağını (et-Tevbe 9/101), kâfir ve münâfık olanlara cehennemdeki büyük azaptan önce yakın bir azâbın tattırılacağını (es-Secde 32/21; et-Tûr 52/47) belirten âyetler de kabir azâbına işâret eden deliller arasında zikredilir. Hadislerde belirtildiğine göre Resûlullâh kabirde azap gören bâzı kimselerin sesini işitmiş (Müsned, III, 103, 104; Müslim, “Cennet”, 67-69), kabir azâbından Allâh’a sığınmış ve ashâba da Allâh’a sığınmalarını söylemiştir (Müsned, III, 296; Müslim, “Cennet”, 67). Cenâze namazını kıldırdığı ölüyü kabir azâbından koruması için Allâh’a dua etmiş (Müslim, “Cenâǿiz”, 86) ve azap görenlerin sesini hayvanların işittiğini haber vermiştir (Nesâî, “Cenâǿiz”, 115). Gıybet ve koğuculuk yapmak (Müsned, I, 225; Buhârî, “Cenâǿiz”, 88, “Vuđûǿ”, 57), ölüye ağıtlar yakarak ağlamak (Buhârî, “Cenâǿiz”, 33; Müslim, “Cenâǿiz”, 16-28), borçlu olarak ölmek (İbn Mâce, “Śadaķāt”, 12), yalan söylemek, zinâ etmek, fâiz yemek, içki içmek (Buhârî, “Cenâǿiz”, 92; “TaǾbîrü’r-rüǿyâ”, 48) gibi fiillerin kabir azâbına sebep teşkîl ettiği yine hadislerde bildirilmektedir. Hadislerde; kabrin sıkması (Tirmizî, “Cenâǿiz”, 70), kişiye sabah akşam cehennemdeki yerinin gösterilmesi (Buhârî, “Cenâǿiz”, 88; Müslim, “Cennet”, 65-66) gibi azap şekillerinin bulunduğu da haber verilmiştir. Kabir azâbının kâfirler ve günâhı çok olan mü’minler için kıyâmete kadar devâm edeceği, günâhı az olan mü’minler içinse geçici olacağı kabûl edilir.

Kabir azâbının insanın bedenine mi rûhuna mı uygulanacağı husûsu tartışma konusu olmuştur. Kerrâmiyye ve Sâlihiyye mensupları kabirde ölünün hayat olmaksızın azap veya nimet göreceğini iddia etmiş, azap veya nimetin idrâki için hayâtın şart olmadığını söylemişlerdir. Âlimlerin çoğunluğu ise hayat olmadan azap veya nimetin idrâk edilemeyeceği fikrini benimsemekle birlikte bu hayâtın niteliği hakkında farklı görüşler ileri sürmüştür. Selefiyye âlimleri kabir hayâtını nitelemenin mümkün olmadığını söylerken bunlardan bâzıları kabir hayâtının sâdece bedenle, bâzıları da sâdece ruhla yaşanacağını belirtmiştir. İbn Hazm ve İbn Kayyim el-Cevziyye, kabir âleminde azap veya nimeti idrâk edecek olanın yalnız ruh olduğunu savunur (el-Uśûl ve’l-furûǾ, s. 144-147; er-Rûĥ, s. 279-290). Ehl-i sünnet çoğunluğuna göre kabirdeki sual, azap ve nimet hem rûha hem bedene yöneliktir, zîrâ bâzı hadislerde sual esnâsında rûhun bedene iâde edileceği bildirilmiştir (Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 23).

Kabir Nimeti: Kabirde nimetin varlığı da âyet ve hadislerle sâbittir. Kur’ân-ı Kerîm’de, Allah yolunda öldürülenlerin ölü kabûl edilemeyeceği, insanlar bunu anlamasa da onların gerçekte diri olduğu (el-Bakara 2/154) ve Allah katında nimetlere mazhar kılındığı (Âl-i İmrân 3/169) haber verilmektedir. Sünnî âlimlere göre bu âyetler gerçek anlamda olup başka bir şekilde te’vil edilemez. Bakara sûresindeki âyette yer alan “Siz bunu anlayamazsınız” ifâdesi, sözü edilen hayâtın mahşerde değil berzah âleminde vuku bulduğunu gösterir; çünkü herkes aynı âlemde bulunduğundan mahşerdeki hayat bütün insanlar tarafından idrâk edilir. Âyetlerde şehidlerin nimetlere mazhar kılınacağının bildirilmesi, kabirde azap görmeyen diğer mü’minlerin de nimete kavuşacağına işâret sayılır zîrâ azaptan kurtuluş da aslında bir nimettir. Kur’ân’da, Allah yolunda hicret edip de savaşta öldürülen yahut eceliyle ölenlerin Allah tarafından güzel bir rızık ve nimete eriştireceklerini ve memnun olacakları bir yere yâni cennete konulacaklarını beyân eden âyetlerde (el-Hac 22/58-59), şehid mertebesine çıkmayan mü’minlerin de kabirde iyi bir hayat yaşayacağına işâret vardır. Ayrıca kabir suali ve azâbıyla ilgili hadislerin hemen hepsinde sorulara cevap veren mü’minlerin kabirlerinin genişletilip aydınlatılacağı, cennet bahçelerinden bir bahçe hâline getirileceği ve mü’mine sabah akşam cennetteki yerinin gösterileceği bildirilmiştir (Müsned, III, 3-4; Müslim, “Cennet”, 65-66; Tirmizî, “Cenâǿiz”, 71). (DİA)

Ehl-i Sünnet Âlimler Meclisi 

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder