kodeforest

Makale

Evlilikte Dînî ve Ahlâkî Denklik Hûzurun Garantisidir

Dr. Mehmet Sürmeli

“İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar ki öğüt alıp düşünsünler.”[1] Ayetten öğrendiğimiz, hiçbir Müslümanın evlilikte bir müşriki tercih edemeyeceğidir. Kadın olsun erkek olsun müşrikle evlenmek haramdır. Bu ayette bazı incelikler vardır ki onlardan birisi; evlenme yasağı olan şahıslarla ilgili müşrik kavramının seçilmesidir. Müşrik kavramının içerisine; Allah Teâlâ’ya Üzeyir’i oğul olarak isnat eden Yahudiler de,[2] İsa Peygamber’i Allah’ın oğlu kabul eden Hıristiyanlar da girmektedirler.[3] Dolayısıyla her iki dini grupta İslâm nazarında müşriktir. Kur’an, her ne kadar Ehli Kitap kadınlarla, Müslüman erkeklerin evlenmesine ruhsat verse de bu bir tavsiye veya emir değildir. Tercihte serbest bırakmaktır. Üstelik Yahudilik ve Hıristiyanlığın tarih içerisindeki evrilmelerine bağlı olarak eski karakterlerini bile tamamen kaybettiklerini tarihten öğreniyoruz. Onların bu değişimlerini Hz. Ali (r.), “zındıklaşmak” kavramıyla açıklamıştır.[4] Kur’an, Ehli Kitab’ın sapıtma sürecini Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, Tevbe ve Meryem Surelerinde detaylı olarak izah etmiştir. Bunları ayrı bir çalışmada ele alacağımız için ayrıntılara girmeyeceğiz.

Ehli Kitab’ın müşrik olması hasebiyle Hz. Peygamber (s.), Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali atadığında evvela onları Allah’ın birliğine imana davet etmesini emretmiştir.[5] Çünkü Ehli kitap İslâm nazarında müşriktir.[6] Müşrik olmaları hasebiyle Hz. Peygamber (s.), “Ehli Kitab’a bir şey sormayınız. Çünkü onlar sapıttıkları için sizlere doğru yolu gösteremezler. Eğer onlara soru soracak olursanız, neticede ya bir batılı tasdik edersiniz veya bir hakkı yalanlarsınız. Şayet Musa (a.) bile aranızda olsaydı bana tabi olması gerekirdi.”[7] Nitekim Selman el-Farisi (r.), Hıristiyanlarla ilgili bir soru sorduğunda Peygamber Efendimiz, “Kendilerinde de, dinlerinde de hayır yoktur.”[8] buyurmuştur. İslâm’ın bütün emirlerine teslim olmakla Müslüman olunacağına vurgu yapan Resulullah (s.), Vali Amr b. Hazm’a yazdığı mektupta “Yahudi veya Hıristiyan birisi içinden gelerek samimi bir şekilde İslâm’ı kabul eder ve İslâm’a hakkıyla boyun eğerse onların Müslümanlardan kabul edileceğini” belirtmiştir.[9] İslâm’ın dışındaki hiçbir din Allah Teâlâ katında makbul değildir. Sahih din; Allah’ın emrettiği, faillerinden razı olup amellerine sevap verdiği dindir.[10] Hıristiyanların ve Yahudilerin durumunu bizlere açıkça haber veren şu rivayetle yetinelim: “Adamın birisi Hz. Peygamber’e geliyor ve diyor ki: ‘Ey Allah’ın Elçisi! Hıristiyan birisi, İncil’e sarılıyor; Yahudi birisi de Tevrat’a sarılıyor, Allah’a da (kendi) peygamberlerine de iman ediyorlar. Fakat sana iman edip tabi olmuyorlar. Bunlar hakkında ne dersin? Resulullah bu soruya şu cevabı vermiştir: ‘Yahudi olsun, Hıristiyan olsun kim benim peygamberliğimi işitir de bana tabi olmazsa o mutlaka cehenneme girecektir.”[11] Aynı konuda bir başka rivayet ise şöyledir: “Bu (davet) ümmetinden ister Yahudi olsun, ister Hıristiyan olsun her kim ki benim peygamberliğimi işitir de benim kendisiyle gönderildiğim şeylere iman etmeyecek olursa, mutlaka cehenneme girecektir.”[12] Yahudi ve Hıristiyanlar kitaplarını tahrif ederek[13] elleriyle sözde kitaplar yazmışlar, sonra da, bunlar Allah katındandır diyerek dinlerini dünyalık uğruna satmışlardır.[14] Tevhitten sapan bu gruplarla evlilik çerçevesinde Hz. Ömer (r.), valisine yazdığı mektupta; “Müslüman bir kimse Ehli Kitap bir kadınla isterse evlenebilir. Ama Müslüman bir kadın onlardan birisi ile evlenemez.”[15] Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, kendisine Yahudi ve Hıristiyan kadınlarla nikâhlanmak sorulduğunda babasından daha farklı düşünerek şu görüşü bildirmiştir: “Allah Teâlâ müşriklerle evlenmeyi haram kılmıştır. Allah’ın kullarından bir kadının ‘rabbim İsa’ demesinden daha büyük bir şirk bilmiyorum.”[16] Fatiha’da gazaba uğrayanlarla Yahudilerin, dalalete uğrayanlarla Hıristiyanların kast edildiği malumdur.[17] Hâl böyle iken, batıl bir dine iman eden, sonraki süreçlerde ise bu dinle bile bağlantıyı keserek tamamen pozitivist bir dünya görüşüne teslim olan kimselerle Müslümanlığı kabul etmedikçe elbette evlenmemek gerekir. Şirk denilen, Allah’a yaratma ve emretmede ortak koşma olayı en büyük itikadi günahtır. Evlilik dahil hayatın her alanında şirkten ve müşriklerden uzak durulması şarttır.

Bu çerçevede bilinmesi gerekir ki Kur’an’a göre şu davranışlar şirktir. Şirk olan bu davranışlardan şiddetle kaçınmak gerekir:

  1. Allah’tan başkasına ulûhiyet vermek.
  2. Tabii varlıklara ulûhiyet vererek tapmak.
  3. Ruhani varlıklara ulûhiyet vererek tapmak.
  4. Salih insanlara / peygamberlere ulûhiyet vererek tapmak.
  5. Allah’tan başkasına sığınmak-yardım dilemek. Allah’tan başkasını mutlak tasarrufa malik olan yegâne güç bilmek.
  6. Allah’tan başkasına tevekkül etmek.
  7. Putlardan şefaat beklemek.[18]
  8. Allah’tan başkasını Allah’ı sever gibi sevmek.[19]
  9. Allah’ı bırakıp kâfirleri veli edinmek.[20]
  10. Allah’ın insana veya âleme hulul ettiğine inanmak.[21]
  11. Heva ve tutkuları ilahlaştırmak.[22]
  12. Batıl gelenek ve inançları dinleştirmek.
  13. Şeytanın vesveselerini dinin önüne geçirip ona itaat etmek.
  14. İnsanları şâri’ makamına koymak.[23]
  15. Allah’tan başkasına secde etmek.
  16. Putlara kurban kesmek.
  17. İhtiyaçları Allah’tan başkasına arz edip onlara dua etmek.[24]
  18. Riyâkarlık yapmak; amelleri Allah’tan başkasına arz etmek.
  19. Beşeri görüş ve ideolojileri; felsefi fikirleri, hayat tarzlarını din yerine koymak. Hayata bu görüşler çerçevesinde anlam vermek.[25]

Şirkle ilgili bu yazılanlardan anlaşılan; Müslüman olduğunu söyleyen kimse Allah’ı hayatının bütün alanlarında müdahil varlık olarak kabul edip hayatına O’nun emirleri doğrultusunda anlam vermelidir. Hayatının genişlik alanlarını parçalar ve emir alanında Allah Teâlâ’yı reddedecek olursa bu kimse Kur’an nazarında müşriktir. Çoğu çalışmamızda vurguladığımız gibi, hayatın kendileriyle parçalandığı ideolojiler dine karşı şirk dinleridir. Hayatı din karşıtı olarak düzenleme iddiasındadırlar. Bu iddia ve fonksiyonlarına bağlı olarak onlara uydurma dinler diyebiliriz. İdeolojilerin bu özelliğinden dolayı, onları kabul eden kimseler müşrik olurlar. Bu neticeye göre İslâm nazarında, ideolojilere bağlananlarla evlenmek haramdır. İnsanlar yuva kurarken veya kurulmasına vesile olurlarken evlilik akdi yapacakları kimselerin önce inançlarını araştırmalıdırlar. Çünkü Müslüman olmayanlarla yapılan nikâh, daha önce de belirttiğimiz gibi meşru değildir. Şunu esefle belirtelim ki Müslümanlar bu konulara gereken hassasiyeti göstermemektedirler. Nikâhta iman ve İslâm’ı belirleyici kabul etmek yerine, mal ve makamı belirleyici kabul etmektedirler. İdeoloji mensuplarının parçalı din algısı ve bazı ritüelleri aylık veya yıllık yapmaları zihinsel tezkiyesini vahye göre gerçekleştiremeyen insanları aldatmaktadır. Kimse, politeist bir inanca bağlı olduğunun farkında bile değildir. Farkında olanlar da pragmatik bir anlayışla bu inanç biçimlerini ikrar etmemektedirler.

Şirkle ilgili bu yaptığımız açıklamalarla beraber ayrıca, aşağıda sayacağımız meselelerde de itinalı olunmalıdır. Bu itina gösterilmez ise insanlar dinden çıkabilir ve varılan kötü sonuç nikâhlarına yansıyabilir. Bilinmesi kabilinden kişiyi İslâm’dan çıkaran konuları ana başlıklar hâlinde maddeleştirelim:

  1. Allah’a (c.) ibadette başka varlıkları O’na şirk koşmak.
  2. Allah’la (c.) kendi arasına aracı varlıklar koyup onlara duada bulunup isteklerini onlara bildirerek şefaatlerini ummak, işlerinin sevk ve idaresinde onlara tevekkül etmek.
  3. Kişi, Hz. Muhammed’in (s.) getirmiş olduğu hidayetin dışında bir yolun doğruluğunu kabul edip bu batıl yolun hak olduğuna inanırsa kâfir olur.
  4. Müşrik olduğu kesin delillerle belli olan birisinin müşrikliğini kabul etmemek ve onların yaşam tarzlarının doğruluğuna inanmak, insanı İslâm’dan uzaklaştırır.
  5. Muhammed’in (s.) getirmiş olduğu ilahî emirlerden herhangi birisine kin duymak ve hoşlanmamak insanı küfre düşürür.
  6. Allah’ın (c.) göndermiş olduğu emir ve yasaklarla alay etmek kişiyi İslâm dininden çıkarır.
  7. Sihre ve onun insan hayatında tasarrufunun olduğuna inanıp sihir yapmak, yaptırmak ve yapılmasına razı olmak.
  8. Müşriklere arka çıkıp Müslümanların aleyhine yardımda bulunmak.
  9. Her kim ki “Bazı insanların Hz. Peygambere uymasına gerek yoktur.” biçiminde bir inanca sahip olur ve Hz. Muhammed’in (s.) getirdiği hidayetten çıkmaları konusunda genişlik gösterirse kâfir olur.
  10. Allah’ın (c.) dininden kasıtlı olarak yüz çevirmek ve inkâr ederek İslâmi hükümleri uygulamamak da kişiyi İslâm’dan uzaklaştırır.[26]

Evlilik öncesi taraflar birbirini inanç bağlamında tanımak zorunda oldukları gibi, evlilik sonrası da birbirlerine şahitlik ederek inançlarını karşılıklı olarak denetlemelidirler. Bu bağlamda eşler birbirlerinin siyasi, hukuki, iktisadi ve sosyal tercihlerini denetlemeli ve sapma durumlarında karşılıklı uyarılarını yapmalıdırlar. Zira, yaşadığımız modern dünya sabahtan akşama, akşamdan sabaha insanın imanını çalma üzerine dizayn edilmiştir. Okunan cahiliye içerikli bir yazı, Müslümanları aşağılayan bir film, seviyesiz bir espri, kompleksten dolayı kâfirlere yapılan bir övgü, bir günahı meşru sayarak işlemek, velayeti bilerek ve inanarak kâfirlere teslim etmek, Müslümanların aleyhine müşriklerle yardımlaşmak gibi hâller nikâh bağının çözülmesine de sebep olabilir. İman bağındaki çözülmenin direk nikâha yansıması böyle bir denetlemeyi zorunlu kılmaktadır.

Evlenecek kişiler ahlaken birbirlerine denk olmalıdır. Ahlaki denklik evliliğin devamını sağlayan en önemli ilkedir. Ahlakın olmadığı ne birey, ne aile, ne de toplumun ayakta durması ve huzurlu olması mümkün değildir. Hz. Peygamber (s.), yuvanın kurulmasındaki seçenekleri saymış ve bizleri doğru tercih noktasında yönlendirmiştir. Şu tavsiyesi çok önemlidir: “Kadın ancak dört özelliği sebebiyle nikâhlanılır. Malı için, asaleti için, güzelliği için ve dini için. Siz dini(ni mükemmel) yaşayanı tercih edin ki mutlu olasınız.”[27] Ahlakın önemini daha da öne çıkaracak biçimde Resulullah (s.), şöyle buyurmuştur: “Kadınlarla sadece güzellikleri için evlenmeyiniz. Güzellikleri tamamen yok olup gözden düşebilir. Onlarla, kendilerini azdırıp şımartacak malları nedeniyle de evlenmeyiniz. Fakat, dinleri / ahlaki güzellikleri sebebi ile evleniniz.”[28]

Evlilik kurumunu iman ve ahlak temelleri üzerine oturtan Hz. Peygamber (s.), kadınlara karşı kaba davranmayı şiddetle yasaklamıştır. Onlara vurmayı, yüzlerine karşı ayıplamayı ve evde bile olsa onlara küsmeyi reddeden[29] Peygamber Efendimiz, “Kadınları önce dövüp gün sonunda da (yüzsüzce) cinsel beraberlik kurmak isteyen erkekleri şiddetle kınamıştır.”[30] Kendisi de hanımlarından hiç birisine el kaldırmayarak ümmetine en büyük sünnetlerinden birini koymuştur.[31] Hatta kadınlara kaba davranıp dayak atmayı zulüm sayan ve bu tip kaba erkeklerle evlenilmeyeceğini belirten Resulullah (s.), Fatıma bt. Kays örneği üzerinden bizleri de uyarmıştır. Fatıma bt. Kays, Peygamberimiz’e gelerek kendisiyle evlenmek isteyen taliplerinden bahsedip O’nun görüşünü almak istemiştir. Hz. Peygamber, dünürlerinin kimler olduğunu sorunca, Ebu Cehm, Muaviye b. Ebi süfyan ve Üsame b. Zeyd ‘in adlarını vermiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.), “Ebu Cehm’in elinden sopası düşmez; seni döğer. Muaviye ise parası pulu olmayan, evi geçindirmekte zorlanacak birisidir. Sen Üsame ile evlen.”[32] buyurmuştur. Hz. Üsame ile evlilik yapan Fatıma bt. Kays, böyle bir evlilikten çok memnun kalmıştır. [33] Böylece Resulullah, hem irşat görevini yapmış hem de evlilikteki ölçüsünü bizlere bildirmiştir.

“Müslümanların iman bakımından kâmil olanlarının ve ahlaken en güzel olanlarının aile fertlerine en nezaketli davrananlar.”[34] olduğuna atıfta bulunan Peygamber Efendimiz, “Kişinin hanımının ağzına verdiği lokma sebebiyle bile sadaka sevabı alacağını”[35] söylemiştir. Söylediklerini önce kendisi uygulayan Hz. Peygamber (s.), kibarlık ve narinlikte kadınları eyeği kemiğine teşbih etmiş ve şu uyarıyı yapmıştır: “Kadınlar eyeğ kemiği gibidirler. (Yaratılışına baskı yaparak) doğrultmak isterseniz onları kırarsınız. Fıtratına müdahale etmezseniz onlardan istifade edersiniz.”[36] Bu hadislerin bazı tariklerinde teşbih edatı kaldırılmıştır. Belagat sanatının inceliklerini ifade eden bu farklı söylemleri bilmeyen usulsüz Müslüman feministler (!), farklı rivayetlerden yola çıkarak bir sürü lüzumsuz beyanda bulunmuşlardır. İslâm düşmanlarına fırsatlar vererek yeni polemik alanları oluşturmuşlardır. Onlara sadece metodoloji ve belagat okumalarını; indirgemeci, kompleksli bir dille konuşmamalarını tavsiye ederiz.

Hanımlarını ve tüm kadınları Resulullah (s.), narinlikleri ve hassaslıkları nedeniyle kristallere benzetmiştir. Dünyada böyle bir benzetmeyi yapan ikinci bir kimse yoktur. Kristalin ne olduğunu ve onu korumanın inceliğini bilen insanlar Peygamberimiz’i daha iyi anlayabilirler. Anlayışlarını eşlerine sevgi ve saygı olarak yansıtabilirler. Bera b. Malik ve Enceşe gibi bazı sahabiler, şiir okumada ve recez söylemede maharet kazanmış kimselerdir. Develer, onların uyumlu şiirleri ile ritim tutarlar ve zaman zaman üzerlerinde kadınlar olduğu hâlde koşarlardı. Onların bu durumunu gören Hz. Muhammed (s.), şiir okuyan bu sürücülere şöyle diyerek hanımları taltif etmiş ve tüm insanlığa onların ne olduklarını tarif etmiştir: “Ey Enceşe yavaş olunuz! Kristalleri incitirsiniz.”[37]

Eşlerini incitmeme hususunda da bizlere örnek olan Peygamberimiz, sevgisinin bir tezahürü olarak onların eğitimleriyle de yakından ilgilenmiştir. Doğal hastalık durumlarında bile onların morallerini yüksek tutmuş, onları yanından ayırmamıştır.[38] Bu durumda Kur’an okuyamayan annelerimize Hz. Peygamber Kur’an okumuştur. O’nun bu uygulamasını eşleri Hz. Ayşe ve Hz. Meymune şöyle anlatmışlardır: “Biz hayızlı olduğumuzda Resulullah, başını göğsümüze kor ve bize Kur’an okurdu.”[39] Hastalık hallerinde eşlerini rahatlatan Hz. Muhammed (s.), bu uygulamasıyla doğal hastalık durumlarında eşlerinin odalarını ayıran Yahudilerin yaptığı kaba uygulamaların ne kadar yersiz ve yaratılışa aykırı olduğunu insanlığa göstermiştir.

Kadınlara karşı erkeklerin, erkeklere karşı da hanımların nezaketli davranması ahlaki bir davranıştır. Kibarlık her zaman güzel olmakla beraber evlilikte daha da güzeldir. Konuyla ilgili sünnetten onlarca örnek bulmak mümkündür. Fakat evlilikteki ahlaki denkliği sadece kibarlığa da indirgememeliyiz. Daha önemli olan cinsel alandaki ahlaki denkliktir. Kur’an cinsel alandaki ahlaki denkliği şöyle dile getirmiştir: “الزَّانِي لَا يَنكِحُ إلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ” “Zina etmiş erkek, ancak zina etmiş olan veya Allah’a ortak koşan bir kadınla; zina etmiş kadın ise, zina etmiş olan veya Allah’a ortak koşan bir erkekle evlenebilir. Bu (tip bir evlilik), mü’minlere haram kılınmıştır.”[40] Ayetin nüzul ortamında fakir Müslümanların Mekkeli ahlaksız kadınlarla evlenmek istemeleri vardır. Kureyş Kabilesinin zengin müşrikleri cariyelerine para karşılığı fuhuş yaptırıyorlardı. Bu kadınlar kendilerini, evlerine bayraklar asarak halka teşhir ediyorlardı. Mekke döneminde devlet kuramayan Hz. Peygamber, bu çirkin gidişatı önleyememişti. Medine’de İslâm devleti kurulduktan sonra, yoksul Müslümanlar Mekkeli bu kadınlarla evlenmek istediler. Kur’an bu ayetle onlara cevap vermektedir.[41] Zinâkâr kadınlarla ve erkeklerle evlenmek bu ayetle yasaklanmıştır. Yukardaki ayet, daha sonraki muhataplarına da hayatında zina olan kimselere karşı evlilikte temkinli olmalarını emretmektedir. Şu ayette buyurulduğu gibi kötüler / zinâkârlar, iffetli / namuslu kimselerin dengi değildirler: “الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُوْلَئِكَ مُبَرَّؤُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ” “Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olan, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.”[42] Ayetten anlaşılan; eş seçiminde iffetli olanı aramanın şart olduğudur. Esefle belirtelim ki toplumumuzda bekâret, iffet ve namus kızlarda aranmaktadır. Bu arayış doğru olmakla beraber eksiktir. Aile reislerinin çocuklarını evlendirirken erkeğin iffeti, namusu ve cinsel ahlakı konularında da derin araştırmalar yapmaları elzemdir. Aksi bir durumda, meydana gelen alışkanlıklar yeniden avdet ederek yuvaların yıkılmasına neden olabilir. İffetli kadınları namussuz erkeklere denk görmeyen Peygamber Efendimiz; “Sopa cezası ile cezalandırılan zinâkâr bir erkek ancak kendisi gibi biri ile evlenebilir (İffetli hanımlar onların denkler değildir.).”[43] hadisi ile konuyu neticeye kavuşturmuştur. Evlilik hayatını inşa ederken bu ayet ve hadislere göre aileye anlam vermek huzurun ve geleceğin teminatıdır.

[1] Bakara 2 / 221.

[2] Bk. Tevbe 9 / 30.

[3] Bk. Tevbe 9 / 31.

[4] Abdürrezzak, Musannef, H. no: 9970, VII / 48.

[5] Buhari, 97, Tevhid, 1, VIII / 164; Müslim, 1, İman, 7, H. no: 29, I / 50.

[6] Hazin, Ali b. Muhammed, Lübabü’t-te’vil fi meani’t-tenzil, Trsz, I / 309.

[7] Ahmed, Müsned, III / 338.

[8] Hakim, Müstedrek, H. no: 6543, III / 697.

[9] İbni Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, es-Siretü’n-nebeviyye, IV / 239.

[10] Hazin, age., I / 282.

[11] İbni Hamza, Esbabu vürudi’l-hadis, I / 313.

[12] Müslim, 1, İman, 70, H. no: 240, I / 134.

[13] Bak: Bakara 2 / 75.

[14] Abdurrezzak, age, H. no: 10159, VI / 110; Hakim, Müstedrek, H. no: 3041, II / 289.

[15] Abdurrezzak, age., IX / 106.

[16] Buhari, 68, Talak, 18, VI / 172.

[17] Heysemi, Zevaid, VI / 208.

[18] Bk. Zümer 39 / 3.

[19] Bk. Bakara 2 / 165.

[20] Bk. Maide 5 / 51.

[21] Bk. Macit, Nadim, Kur’an ve Hadise Göre Şirk ve Müşrik Toplum, Konya 1992, s. 215-249.

[22] Bk. Furkan 25 / 43.

[23] Bk. Şuara 26 / 29.

[24] Dehlevi, Şah Veliyullah, Hüccetullah el-Baliğa, terc. Mehmet Erdoğan, İz Yayınları, İstanbul, s. 228.

[25] Bk. Zümer 39 / 29.

[26] Kahtani, Muhammed Sâlim, el-Vela ve’l-bera fi’l-İslâm, Riyad 1406, s. 75-76.

[27] Ebu Davud, Nikâh, II / 540.

[28] İbni Mace, Nikâh, H. no: 1859, I / 597.

[29] Ebu Davud, 6, Nikâh, 42, H. no: 2142, II / 606.

[30] Buhari, 67, Nikâh, 93, VI / 153; İbni Mace, Nikâh, 51, H. no: 1983, I / 638.

[31] İbni Mace, Nikâh, 51, H. no: 1984, I / 639.

[32] Ebu Davud, 7, Talak, 39, H. no. 2284, II / 713.

[33] Beyhaki, 121, Nikâh, H. no: 13781, VII / 220.

[34] Ahmed, Müsned, VI / 47.

[35] Buhari, II, İman, 41, I / 20; Ahmed, Müsned, IV / 126.

[36] Abdurrezzak, Musannef, H. no: 10391, VI / 173; Ahmed, Müsned, VI / 204.

[37] Darimi, İsti’zan, Beyrut 1997, H. no: 2702, II / 382; Hakim, Müstedrek, III / 330.

[38] Beyhaki, Büyu’, H. no: 11052, VI / 23.

[39] Ahmed, Müsned, VI / 259; el-Humeydi, Abdullah b. Zübeyir, Beyrut, trsz., I / 149.

[40] Nur 24 / 3.

[41] Mukatil b. Süleyman, Tefsir, II / 408; Zemahşeri, Keşşaf, III / 207.

[42] Nur 24 / 26.

[43] Ebu Davud, 6, Nikâh, 5, H. no: 2052, II / 543.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder