kodeforest

Makale

Din; Allâh’a tâzim, mahlûkâta şefkattir. Bu esâsa binâen, bütün mahlûkâta şefkatle birlikte karıncaların bağda, bahçede, dağda, evlerde bile üremesi üzerine, onların öldürülmesinin doğru olmadığını ifâde için aşağıdaki yazıyı, düşünürlerin ve araştırmacıların sözlerinden alarak sizlere naklediyorum.
Ali Ramazan Dinç

KARINCALARIN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ

•14.000 civarında farklı karınca türü
dünyadaki her 5 canlıdan biri karıncadır!
•Karıncalar, bir alana yavaş yavaş yerleşir ve tamamen ele geçirirler.
•karıncalar kendi ağırlıklarının 10 katını kaldırabilecek kadar güçlü canlılardır. Fakat güçlü oldukları tek alan bu değildir. Kendi kütlelerinden çok daha yüksek oranlardaki cisimleri kırıp, kesip, parçalayabilirler.
•Karıncalar yuvalarının içinde belirli alanlar ayırır ve bu alanlarda mantar yetiştirirler. Dışarıdan besin bulunamadığında, yetiştirilen bu mantarlarla beslenen kolonide sırf bu iş için sadece yuva içinde çalışan işçi karıncalar vardır ki bu karıncalar çiftçi karınca olarak da adlandırılabilir.
•karıncalar; işçi, asker ve üreme karıncası olarak sınıflara ayrılırlar. Kolonide bir tane kraliçe karınca olur ve bütün koloni yaşamı kraliçe karıncayı korumak üzerine kuruludur.
Karıncalar için zaman diye bir kavram yoktur. •Gece, gündüz her an çalışabilirler.
•Karıncalar hayvanlar aleminin en tutumlu hayvanlarıdır. Asla kaynakları çarçur etmezler, ihtiyaçlarından fazlasını kullanmazlar. Bunun yerine karıncalar yiyebileceklerinden fazlasını yuvalarına götürüp saklama eğiliminde canlılardır.
•Karıncalar insanlara oranla yaklaşık 20 milyon kat daha fazladır.
•Dünyanın en çalışkan canlılarından biridir.
•Karıncalarda ben duygusundan önce biz duygusu vardır.
•Karıncalarda zengin, yoksul kavramı yoktur.Rekabet ya da iktidar mücadelesi bulunmamaktadır. Bu ise ancak, ileri örgütlenme ile meydana getirilebilir.
•Karınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Hiçbiri bulunduğu mevkiyi, yaptığı işin niteliğini problem edinmeden sadece kendisine verilen görevi yerine getirmektedir.
•Karıncalarda da aynen bir ordunun disiplinine benzer bir disiplin vardır. Dikkat çekici olan nokta ise, ortada hiçbir “subay”ın, yani hiçbir düzenleyici yöneticinin olmayışıdır. Karınca topluluğu içindeki farklı kast sistemleri görevlerini kusursuz bir biçimde yürütürler, ama bunları düzenleyen gözle görünür bir “merkezi irade" yoktur. Dolayısıyla tek açıklama sözkonusu merkezi iradenin “gözle görülmeyen” bir güç olduğudur. Kuran’da, “Rabbin bal arısına vahyetti...“ (Nahl Suresi, 68) ifadesiyle bildirilen ilham, işte bu gözle görülmeyen iradedir. Bu irade, o denli müthiş bir planlama gerçekleştirmiştir ki, inceledikçe insanları hayran bırakmaktadır.
•Her biri yapacağı işe uygun bir fiziksel yapıya sahiptir.
•Görüldüğü gibi, canlılardaki fedakarlık duygusunu ve bu duygu sayesinde gelişen sosyal sistemleri evrim teorisi ile, yani canlıların tesadüfen meydana geldiklerini varsayarak açıklamak kesinlikle mümkün değildir.
•Kapıcı, giriş deliğinde saatlerce oturur ve sadece kendi kolonisinden olduğunu anladığı karıncaların girişine izin verir
•Karıncaların görevleri Allah’ın belirlemesi ile oluşmuştur.
tüm ömürleri boyunca, kendilerine Allah'ın ilham ettiği görevlerini kusursuzca yerine getirmektedirler.
1. Havalandırma Sistemi: Karıncaların en büyük düşmanı olan kuşlar yuvaya yaklaştıkları zaman, savaşçıların bir kısmı, yuvanın ağzında karınlarını hemen havaya doğru çevirir ve kuşlara asit püskürtürler.
2. Sera: Güneye bakan bu odada ana kraliçenin yumurtaları olgunlaşır. Odanın sıcaklığı 38 derecede sabit kalır.
3. Ana Giriş ve Yan Girişler: Bu girişleri kapıcı karıncalar korur. Tehlike anında düz kafalarıyla kapıların girişini kapatırlar. Koloninin diğer sakinleri kapıdan girmek istediklerinde, kapıcı karıncanın kafasına antenleriyle özel bir ritimle vururlar. Ve kapıcı karınca da girişi açar. Bu ritmi unuttukları takdirde koruyucu karıncalar tarafından hemen orada öldürülürler.
4. Hazır Odalar: Karıncalar yuva inşa ettikleri yerde eskiden kalma bir yuva bulurlarsa, bulunan eski yuvanın sağlam kalmış odalarına da el koyarlar. Böylece sitenin tamamlanmasında önemli ölçüde zaman kazanırlar.
5. Depo Mezarlık: Karıncalar, bu odalara, topladıkları tahıl tanelerinin tüketemedikleri kabuklarını ve ölen diğer karıncaların cesetlerini koyarlar.
6. Muhafız Birliği Odası: Buradaki asker karıncalar 24 saat alarm halindedirler. En küçük bir tehlike durumunda hemen harekete geçerler.
7. Dış Yalıtım: Çalı çırpı ve küçük dal  parçacıklarından oluşan bu yalıtım yuvayı sıcaktan, soğuktan ve yağmurdan korur. Yalıtım tabakasının azalıp azalmadığı işçi karıncalar tarafından sürekli denetlenir.
8. Emzirme Odası: Emzirici karıncalar karınlarından şekerli bir sıvı salgılarlar. Yetiştirici karıncalar ise, antenleriyle onların karınlarını delerek bu sıvıdan yararlanırlar.
9. Et Ambarı: Böcekler, sinekler, çekirgeler ve düşman karıncalar öldürüldükten sonra bu ambarda saklanırlar.
10. Tahıl Ambarı: Kış aylarında ekmek olarak yararlanmak üzere değirmenci karıncalar büyük parça tahıl tanelerini küçük tabletler haline burada getirirler.
11. Larvalar için Kreş: Hemşire karıncalar yavru karıncaları hastalıklardan korumak için antibiyotik  özellik taşıyan tükürüklerini kullanırlar.
12. Kış Odası: Kasım ayının başında kış uykusuna yatıp Mayıs’ta yeniden uyanan karıncalar, uzun kış mevsimini bu odada geçirirler. Uyandıklarında da ilk iş olarak bu odayı temizlerler.
13. Merkezi Isıtma Bölümü: Yaprak parçaları ve çalı çırpıların burada birbirleriyle harmanlanması belli bir ısı sağlar. Bu ısı tüm yuvaya 20 ile 30 derece arasında değişen bir sıcaklık verir.
14. Kuluçka Odası: Ana kraliçenin yumurtaları, yumurtlama sırasına göre bu odada istif edilir. Daha sonra zamanı geldiğinde buradan alınıp sera odasına taşınır.
15. Kraliyet Odası: Ana kraliçe bu odada yumurtlar. Bu odada sürekli kendisini besleyen ve odanın temizliğini yapan yardımcılar bulunur.6


•yiyecek sıkıntısı başgösterdiğinde, işçi karıncalar hemen “besleyici” karıncalara dönüşürler ve yedek midelerindeki besin maddeleriyle diğerlerini beslemeye başlarlar. •Kolonide besin fazlası söz konusu olduğunda ise, hemen bu kimliklerinden sıyrılıp, yeniden işçi karıncalar haline dönüşürler.
•Karıncaların herhangi bir şahsi çıkar gözetmeksizin durmadan çabalamaları, onların belirli bir “denetleyici” tarafından ilham ile hareket ettirildiklerinin ispatıdır. Nuh Suresi'nde herşeyin sahibinin ve denetleyicisinin Allah olduğu, her canlının O'nun  ilhamıyla hareket ettiği şöyle bildirilir:
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır. (Hud Suresi, 56)
•Karıncalar genel olarak doğanın mühendisleri olarak bilinirler.
- Mühendisleri olarak bilinmelerinin nedeni ise toprağı taşımaları ve topraktaki besleyicilik oranını etkilemeleridir.
- Topladıkları besinler, besinleri saklamaları ve topraktaki döngüyü sağlamaları sayesinde böylece toprağın bereketi artar.
Toprağın bereketi arttığında:
- daha fazla sebze ve meyve elde edebiliriz
- sebze ve meyvelerimizi karıncalar ile paylaşabiliriz
- çeşitli toprak ürünlerini çeşitli ilaç yapımında kullanabiliriz
•Karıncalarda iki adet mide bulunur. Bir tanesinde yiyeceği kendi için saklar, ötekinde ise diğer karıncalarla paylaşacağı yiyecekleri depolar.
•Devler gibi eser vermek için karıncalar gibi çalışmak gerekir. Necip Fazıl Kısakürek
•100 karınca bir damla suyu paylaşmış da bizler koca dünyayı paylaşamadık.
•Karınca güzelim harmanları görmezde bir tanecik buğdayın üstüne titrer. Hz. Mevlana
•Çalışmaya üşenenler gitsin karıncaya baksın baksınlar da halinden utansınlar.
Karıncalar çok çalışkan hayvanlardır. Bir karınca hiçbir zaman çalışmaktan asla pes etmez.
•Yaptığın yanlışı kimsenin görmediğini düşünüyorsan; siyah karıncayı gören gece var.
•Sevmeyene karınca yük sevene filler karınca. •Dağı bile taşır insan aşık olup inanınca. Şemsi Tebrizi
•Karıncaların sesini duyan Rabbim elbette gönüllerin feryadını da duyar. Hz. Mevlana
•Büyük adam olmak için küçük karıncalar gibi çalışkan olmak gerek.
•Ne karınca zayıflamakla aç kalır ne de aslanpençesinin ve kuvvetinin zoruyla karın doyurur. Şeyh Sadi
•Ötelere varabilecek olan; yerinde duran bir dağ değil sürekli ilerleyen küçük bir karıncadır. M. Bozdağ

•Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters. Mevlana
•Zavallı karınca yazın çalışır çabalar biriktirir kışın bir yağmur yağar bir yıllık emeği sel alır götürür.
•Sizden biriniz karınca ısırdığı zaman ne kadar acı duyarsa Şehit olan kimse de ölüm acısını ancak o kadar duyar. Hz. Muhammed (s.a.v)
•Bütün dünyayı verseler ve buna karşılık bir karıncanın ağzındaki taneyi almamı isteseler bu zulmü yapmam. Hz. Ali
•Karıncaya sormuşlar nereye gidiyorsun diye Karıncada sevdiğimin yanına demiş. Bu ayaklarla varamazsın ki demişler. Karıncada olsun varamasam da yolunda ölürüm demiş.
•Hz. İbrahim ve Karınca Hikayesi
Nemrut, ona karşı gelen Hz. İbrahim peygamberin ateşte yakılması emrini vermiş. Meydanda odunlardan büyük bir yığın yapıp odunları tutuşmuşlar. O kadar büyük bir alevmiş ki bulutlara kadar yükselmiş. Bütün hayvanlar ateşten korkmuş kaçmış.  Nemrut, ne güçlü bir kral olduğunu herkes anlasın, görsün istemiş. Nemrut’un askerleri İbrahim Peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış.
Bu sırada göklere kadar varan ateşe doğru bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile telaşla gidiyormuş.  Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş:
 – Acele ile nereye gidiyorsun?
Telaşla yetişmeye çalışan karınca, ağzındaki bir damla suyu ellerinin arasına alıp cevap vermiş:
– Haberin yok mu? Nemrut, İbrahim peygamberi ateşe atacakmış.  Meydana ateşin olduğu yere su götürüyorum.

Diğer karınca kahkahalarla gülerek demiş ki:
– Senin yanan büyük ateşten haberin yok mu? Ateşe hiç bakmadın mı? Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ateşe ne yapabilir ki?
Bir damla su taşıyan karınca:
– Olsun, demiş. En azından tarafım belli olsun.
•Kanuni Sultan Süleyman, Ebu Suud Efendi Ve Karıncanın Hakkı
İstanbul’da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı’nın avlusunda bulunan Has Oda’nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa’yı titreten, koca Akdeniz’i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti’nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman’dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi.
O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin içinden çıkamayacağını anlayan Kanunî, bu konuyu danışmak için hocası Ebussuud Efendi’yi aramaya koyuldu. Hocasının odasına gitti. Ama hocası odada yoktu. Hemen oracıkta bulduğu kâğıt parçasına kafasına takılan soruyu edebî bir üslupla yazdı ve hocasının rahlesi üzerine bıraktı.
Birkaç saat sonra hocası odasına gelmiş ve rahlenin üzerinde el yazısı ile yazılmış kâğıdı görmüştü. Eline hat kalemini alan Ebussuud Efendi, talebesinin soruyu yazdığı kâğıdın altına bir şeyler yazdı ve kâğıdı rahleye bıraktı.
Kanunî bir ara tekrar hocasının odasına uğradı. Hocası yine yerinde yoktu; ama rahlenin üzerine bırakmış olduğu kâğıdın üzerine kendi yazısı dışında bir şeylerin daha yazılmış olduğunu gördü. Merakla kâğıdı eline aldı ve okumaya başladı. Yazıyı okuyunca yüzünde bir tebessüm belirdi. Kâğıdın üst kısmında Kanunî’nin hocasına yazdığı sual vardı. Kanunî şöyle diyordu hocasına:
Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?
Hocası Ebussuud soruyu şöyle cevaplıyordu:
Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.
Neml Suresi, 18. ayet: Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."


Bilim adamları minyatür hoparlör ve mikrofonlar yerleştirilen karınca yuvasında, bilim adamları ayette bildirildiği gibi kraliçe karıncanın işçi arılara konuşarak talimat verdiğine şahit oldu. Pek çok bilimsel buluş gibi bu da Kuran'ı Kerim ayetlerinde vardı...

Konu : Öldürülmesi Caiz Olan Ve Olmayan Hayvanlar
•Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Resulullah (sav) dört hayvanın öldürülmesini yasakladı: “karınca, an, hüdhüd, surad (sarı ve yeşil renkli ağaçkakan kuşu).”
HadisNo : 4951
 
Fasil : RAHMET BÖLÜMÜ
Konu : Hayvanlara Merhamet
Ravi : Ebu Hüreyre
•Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Peygamberlerden birini bir karınca ısırdı. O da (öfkelenerek) karıncanın yuvasının yakılmasını emretti ve yakıldı, Allah Teala Hazretleri ona şöyle vahyetti: “Seni bir karınca ısırmışken, sen tesbih eden bir ümmeti yaktın.”
HadisNo : 1994
Fasil : RAHMET BÖLÜMÜ
Konu : Hayvanlara Merhamet
Ravi : Abdurrahman İbnu Abdullah
•Hadis : Abdurrahman İbnu Abdullah, babası Abdurrahman (ra)`dan rivayet eder ki şöyle demiştir: “Biz bir seferde Resulullah (sav) ile beraber idik. Resulullah bir ara bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada hummara denen bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. (Kuş kaçtı) yavrularını aldık. Kuşcağız etrafımıza yaklaşıp çırpınmaya, kanatlarını çırpıp havada inip çıkmaya başladı. Resulullah (sav) efendimiz gelince: “Kim bu zavallının yavrusunu alıp onu izdıraba attı? Yavrusunu geri verin!” diye emretti.
•Bir ara, ateşe verdiğimiz bir karınca yuvası gördü. “Kim yaktı bunu?” diye sordu. “Biz!” dedik. “Ateşle azab vermek sadece ateşin Rabbine hastır” buyurdu.”
HadisNo : 1992
•11. yüzyılın büyük İslam alimi Abdülkadir Geylani iman hakikatlerine büyük önem vermiştir. Eserlerinde insanları Allah'ın yarattığı bu deliller üzerinde düşünmeye çağırmıştır:
Ey Evlad! Kainatın her zerresinde Allah'ın güzel sanatı vardır. Bu güzel sanatların her biri Hakk'a vardıran delillerdir. Bu delillere yapışan herkes Hakk'a varabilir. Derin düşüncelere dal. Düşüncen derinlere kök saldıkça yükselirsin ve yücelirsin. (Abdülkadir Geylani, İlahi Armağan, s. 39)
•Hz. Ali (ra) bir gün farkında olmadan karıncayı ezer. Üzüntüsünden ağlar. 
O gece rüyasında Efendimiz’i (asm) görür: “İki gündür bir karınca yüzünden gökler yasa boğuldu. Öyle bir karıncayı incittin ki o hakikatten haberdardı. İşi gücü Allah’ı zikretmekti” der. Hz. Ali (ra) korkudan titrer… Biz ne çok insanı madden veya manen öldürdüğümüz halde kalbimiz hiç titremiyor. 
 İnsan olan insan karınca gibi olmalı. Kendini toprak ehli bilmeli, dünyaya meyletmemeli.

Bu Makaleye Yapılan Yorumlar

Yorum Yazın

Gönder